24.06.2007 20:30
Sakarya’daki Başörtüsü Direnişi 22.Ayında
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sakarya Başörtüsü Platformu 93. Başörtüsü eyleminde; partilerin seçim propagandalarında baskı ve yasaklarla ayakta durmaya çalışan sistem ve sistem içerisindeki yarı resmi çeteleşmelerin sorgulanmasının bir kenara bırakılıp, mazot fiyatları gibi konular ü

Sakarya Başörtüsü Platformu 93. Başörtüsü eyleminde; partilerin seçim propagandalarında baskı ve yasaklarla ayakta durmaya çalışan sistem ve sistem içerisindeki yarı resmi çeteleşmelerin sorgulanmasının bir kenara bırakılıp, mazot fiyatları gibi konular üzerinden oy avcılığı yapılması eleştirildi.

Sakarya Başörtüsü Platformu 22. ayına giren Başörtüsü eylemlerinde bu hafta; Ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü şartlar, başörtüsü yasağı, Kürt sorunu, hak ve özgürlüklerin ihlali gibi konuların müsebbibi olan sistemin ve sistem içerisindeki yarı resmi çeteleşmelerin eleştirilmesi gerekirken tüm partilerin bu durumu bir kenara bırakıp mazot fiyatı üzerinden oy avcılığı yapmaları eleştirildi. Açıklamada ayrıca küçük çocukların başörtüsü takmasını engellemeye çalışanların, Ümraniye'de ortaya çıkan bomba dolu ev ve bu ev ile ilişkili kişilerle ilgili hiçbir söz söyleyememesi protesto edildi.

Basın açıklamasını okuyan Özgür-DER Geyve Temsilciliği üyesi Mustafa Özer, partilerin seçim propagandalarındaki tutumlarının seviyesizce olduğunu belirtirken bu durumu şu sözlerle eleştirdi: "22 Temmuzda yapılması umulan genel seçimlere yaklaşıldıkça siyasi partilerdeki rekabet kızışıyor. Seçim vaatleri ya da yalanları peş peşe ve pişkince halka anlatılıyor. Seçim öyle basit ve öyle sıradan bir şekle büründürülüyor ki tüm partiler mazot fiyatı üzerinden oy avcılığı yapıyorlar. Ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü şartlar,başörtüsü yasağı,Kürt sorunu,hak ve özgürlükler ve en başta da hukuki alt yapıya ilişkin çözüm öneri ve politikaları mitinglere konu olması gerekirken sanki ülkenin tek sorunu bir litre mazotun kaç lira olduğuymuş gibi bir seviyesizlik seçimin ana teması haline dönüştürülüyor.Siyasi partiler sistemi sorgulayamayınca, hukuksuzlukları yasakları ve baskıları gündeme getiremeyince halkı hafife alan insanları meta gibi görüp öyle olmalarını isteyen vaatleri sıralamak zorunda kalıyorlar."

Özer, kız çocuklarının başörtüsü takmasını engellemeye çalışanların, Ümraniye'de ortaya çıkan bomba dolu ev ve bu ev ile ilişkili kişilerle ilgili hiçbir söz söyleyememesini protesto ettiği açıklamasına şu sözlerle devam etti: "Ülkenin Başbakanına silahlı saldırı yapılmaya kalkışılıyor fakat onlardan yine hiçbir ses çıkmıyor. ABD 'de Hudson Enstitüsünde Türkiye üzerine felaket senaryoları konuşulup kurgulanıyor ve buraya bazı askeri çevrelerde iştirak ediyor fakat askeri bürokrasi ağzını açamıyor. Başörtülüleri toplumsal hayattan uzaklaştırmak isteyenler kendi holdinglerine ait bankalarını elin Hollandalısına satıyorlar fakat Genelkurmay bununla ilgilide bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiyor. Susurlukçu Sedat Bucak'ın korumalarından sahte JİTEM kimlikleri çıkıyor ,Ülkeye tonlarca bombanın sokulduğu her tarafta konuşuluyor fakat her nedense bunlar Genelkurmay'ın internet sitesinde kendine yer bulamıyor.Onlar hala evlatlarını kirli savaşa kurban vermiş analara "ne kadar gurur duysanız azdır" diyebilecek kadar duyarsızlaşabiliyorlar."

"Başörtüsü İslam'ın Emri, Müslüman Kadının Kimliğidir" ve "Zulme Karşı Direneceğiz;Başörtüsüne Özgürlük" yazılı pankartlar taşıyan platform mensupları eylem boyunca "Uyan,Diren,Özgürleş","Direne,Direne,Kazanacağız" ve "Tevhid,Adalet,Özgürlük" sloganlarını attılar. Eylemde "Zulme Karşı Direneceğiz", "Yaşasın Başörtüsü Direnişimiz" , "Yasakçılar Yenilecek;Direnenler Kazanacak" , "Halk Göreve", "Darbe Tehdidi Oligarşinin İflasıdır"yazılı dövizler de taşındı.   

 

Sakarya Başörtüsü Platformu 93.Basın açıklaması

 

Sistemi sorgulayamayanlar mazotun fiyatını sorguluyor

 

Her şeyiyle alt üst olmuş sürekli tedirginlik endişe ve gerginlik politikaları ile idare edilen hem sözünde ve hem de özünde baskı ve yasaklar bulunan sistem 27 Nisan'dan bu yana sokulduğu türbülansda üst üste ciddi travmalar geçiriyor. Hayatın her alanını ve ülkenin her yerini kendine ait görüp bütün kanun ve kuralları kendi beğeni ve menfaatlerine göre tanzim edenler yaşadıkları bu travmaları atlatamadan her gün bir yenisi diğerine ekleniyor.

Küçük çocukların örtülerine müdahale edecek kudreti kendilerinde bulanlar, Ümraniye'de ortaya çıkan bomba dolu ev ve bu ev ile ilişkili emekli askerlerle ilgili hiçbir söz söyleyemiyorlar. Ülkenin Başbakan'ına silahlı saldırı yapılmaya kalkışılıyor fakat onlardan yine hiçbir ses çıkmıyor. ABD 'de Hudson Enstitüsünde Türkiye üzerine felaket senaryoları konuşulup kurgulanıyor ve buraya bazı askeri çevrelerde iştirak ediyor fakat askeri bürokrasi ağzını açamıyor. Başörtülüleri toplumsal hayattan uzaklaştırmak isteyenler kendi holdinglerine ait bankalarını elin Hollandalısına satıyorlar fakat Genelkurmay bununla ilgilide bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiyor. Susurlukçu Sedat Bucak'ın korumalarından sahte JİTEM kimlikleri çıkıyor. Ülkeye tonlarca bombanın sokulduğu her tarafta konuşuluyor fakat her nedense bunlar Genelkurmay'ın internet sitesinde kendine yer bulamıyor. Onlar hala evlatlarını kirli savaşa kurban vermiş analara  "ne kadar gurur duysanız azdır" diyebilecek kadar duyarsızlaşabiliyorlar.

22 Temmuzda yapılması umulan genel seçimlere yaklaşıldıkça siyasi partilerdeki rekabet kızışıyor. Seçim vaatleri ya da yalanları peş peşe ve pişkince halka anlatılıyor. Seçim öyle basit ve öyle sıradan bir şekle büründürülüyor ki tüm partiler mazot fiyatı üzerinden oy avcılığı yapıyorlar. Ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü şartlar, başörtüsü yasağı, Kürt sorunu, hak ve özgürlükler ve en başta da hukuki alt yapıya ilişkin çözüm öneri ve politikaları mitinglere konu olması gerekirken sanki ülkenin tek sorunu bir litre mazotun kaç lira olduğuymuş gibi bir seviyesizlik seçimin ana teması haline dönüştürülüyor.

Siyasi partiler sistemi sorgulayamayınca, hukuksuzlukları yasakları ve baskıları gündeme getiremeyince halkı hafife alan, insanları meta gibi görüp öyle olmalarını isteyen vaatleri sıralamak zorunda kalıyorlar.

Oysa bu seçimin en büyük gerçeği özgürce bir seçim olmadığı gerçeğidir. Eğer olacaksa 22 Temmuz seçimi darbe gölgesi altında Genelkurmay'ın sopası altında yapılacak bir seçim olacaktır. Bugünün en önemli gerçeklerinden biri budur ve siyasi partiler en başta bunu değiştirip dönüştürebilmek için mücadele etmelidir.

Halka verilebilecek en önemli mesajda bu olmalıdır. Zira bu darbe ortamlarından kurtulmadıkça bu ülkede ne hukukun izine rastlanır ne hak ve özgürlükler sahiplerine teslim edilir, ne başörtüsü özgürlüğüne kavuşur ve ne de mazotun fiyatı istenen düzeye indirilir.

Darbe ortamlarından kurtulabilmenin yolu da en başta mevki ve makamı ne olursa olsun adaletin herkes için tesis edilebilmesi için  zulme karşı çıkabilmeyi öncelemek ve  bunun için hakkı ve sabrı en güzel şekilde yaşayıp birbirine tavsiye etmektir. Hiç şüphesiz ahiret günü hüsrana uğramamak da tam buradan geçmektedir.