05.12.2009 18:20
İzmirli Müslümanlar, Danıştay Diktasına Karşı Yürüdü!
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YÖK'ün katsayı eşitliğini geri getiren kararını İstanbul Barosu'nun başvurusu üzerine iptal eden Danıştay, İzmir'de geniş katılımlı bir yürüyüşle protesto edildi.

Adalet ve Özgürlük Platformu adı altında bir araya gelen kitle örgütleri, Basmane Garı'ndan Konak Meydanı'na kadar yürüdü. "Bürokratik Oligarşinin Dayatmalarına Teslim Olmayacağız", "Danıştay Bencil Değil Sencil Ol", "Haklarımızdan ve Taleplerimizden Vazgeçmeyeceğiz" pankartları açan grup, "Halkın Düşmanı Darbeci Yargı", "Darbeciler Yenilecek, Direnenler Kazanacak", "Cuntaya Hayır, Eğitime Özgürlük", "Müslüman Zulme Boyun Eğmez" yazılı dövizler taşıdı.

"Uyan, Diren, Özgürleş", "Diktatör Danıştay", "Zulme Karşı Omuz Omuza, "Üzülme Gevşeme Allah Bizimle" sloganları eşliğinde ve tekbirler getirerek İzmir Büyükşehir Belediyesi önüne kadar gelen gruba ilk olarak İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği İzmir Şube Başkanı Mustafa Kaylı hitap etti. Kaylı "Kararı verenler 'Eşitlik, eşitler arasında olur.' diyor. Bu ülkede ne zaman eşitlik oldu, söyler misiniz? Bu ülkede ne zaman Hakkari'deki bir liseyle Galatasaray veya Robert Kolej eşit oldu, söyler misiniz? Bölgeden bölgeye farklar var bu ülkede. Üç beş din dersi aldı diye imam hatipli öğrencilerin meslek lisesi statüsünde sayılması ve o okul mezunlarının sadece imam olması veya ilahiyata gidebilmesi eşitlik mi? Bu, Hindistan'daki kast sisteminin aynısıdır. İnsanlar kastlarını, yani sınıflarını, mesleklerini değiştiremiyor. Bu mu eşitlik, bu mu adalet? Danıştay kast sistemini onaylamıştır, bunu kabul etmiyoruz." dedi.

Ardından söz alan İmam Hatipliler ve Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zengin ise "Danıştay'ın aldığı karara sadece gülüyoruz. Şu anda Türkiye'de yaşamış olduğumuz bu durum halkı rahatsız etmiyor. Çünkü bu karar bizleri gerçekten güldürüyor. 1999 yılından 2009 yılına kadar katsayı farkı ile ilgili Danıştay'a yaptığımız başvurularımızda, Danıştay her daim adres olarak YÖK'ü göstermiş, kendisinin yetkisinin olmadığını açıklamıştı. Ancak Danıştay'ın bugünkü çizdiği tablo gerçekten komik bir durumdur. Bu mesele sadece imam hatip liselilerin değil, meslek lisesinde okuyan her öğrencinin meselesidir. Hakkımızı dilenerek değil; direnerek alacağız" şeklinde konuştu.

Zengin'in ardından kürsüye gelen Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği İzmir Şube Başkanı Nurcan Büyük, Danıştay'ın kararını Ergenekon davası ile ilişkilendirerek "Türkiye'de Ergenekon süreci ile ortaya çıkan gelişmelerin ne kadar korkunç olacağını biliyoruz. Biz, inancımız ve kimliğimiz ile yaşıyoruz ve ayakta durmaya çalışıyoruz. Bizim çocuklarımız gerçekten zeki çocuklar ve hak ettikleri yerlere gelebilmelidirler. Bu 'karar parçası'nı tanımıyoruz. Adalet ve özgürlük yürüyüşümüz engellenemez" dedi.

Özgün Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nden Cengiz Songür ise "YÖK'ün kararının yürütmesinin durdurulması, halka karşı alınmış bir karardır. Gasp edilen haklarımızı alana kadar ve zulüm son bulana kadar direnişimizi sürdürmeye, mücadelemizi devam ettirmeye kararlıyız" şeklinde konuştu.

Adalet ve Özgürlük Platformu bilieşenleri adına basın açıklamasını ise İzmir İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisi Bilal Yavuz okudu. Yavuz "Kendi halkının kimlikleri ve değerleriyle savaşım içerisinde olan imtiyazlı azınlık, her gün yeni savaş senaryoları ve taktikleri geliştirmeye devam ediyor. Danıştay'ın darbe artığı "katsayı" uygulaması konusunda verdiği karar, bunun güncel somut bir göstergesidir. 28 Şubat darbe sürecinde ihdas edilen "katsayı" uygulamasına ilişkin YÖK kararı, imam hatip liselerini bitirmek, İslam'ı ve İslam'ın toplumsal tezahürlerini bastırmaya yönelik bir "irticayla mücadele eylem planı"nın eseridir. Fakat ne acıdır ki hukuk tekniği düzenleyici işlemin genel olmasını zorunlu kıldığından "katsayı" zulmü, uygulamanın doğrudan hedefi onbinlerce imam hatip lisesi öğrencisinin yanında yüzbinlerce meslek liseliyi de mağdur etmiştir ve etmektedir." diye konuştu.

Eylem, zulüm ve adaletsizlikler son bulana; fitne yeryüzünden silinip din yalnızca Allah'ın oluncaya kadar meydanlarda olunacağına dair söz verilmesiyle son buldu.

Fazlı İnderin – HaksözHaber / İzmir

Fotoğraflar: Selma Ayma – Betül Sena Özbek

Basın açıklamasının tam metni:

DANIŞTAY 8. DAİRESİ VE YÖK, GENELKURMAY'A BAĞLANMALIDIR!

Bu ülkede sıradan insanlar olarak sıradan bir gün yaşamak çok zor görünüyor. Gün geçmiyor ki sarsıcı gündemlere uyanmayalım. Herkesin sınıfsal, sosyal, dini ve etnik kimliğiyle özgür olduğu, adil ve kardeşçe bir toplumsal durumu özlüyor ve istiyoruz. Ancak devletin sahibi olduğunu düşünen ve halkı sadece az gelişmiş barbarlar topluluğu olarak gören toplum mühendisleri buna izin vermiyor. Kendi halkının kimlikleri ve değerleriyle savaşım içerisinde olan bu imtiyazlı azınlık, her gün yeni savaş senaryoları ve taktikleri geliştirmeye devam ediyor. Danıştay'ın darbe artığı "katsayı" uygulaması konusunda verdiği karar, bunun güncel somut bir göstergesidir. Bugün burada, sayıları milyonla ifade edilebilecek gençlerin, eşit ve özgür eğitim hakkını yok sayan Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını protesto etmek için toplandık. Evet Danıştay, yürütmeyi durdurdu. Ancak özgürlük talebimizi durduramayacak. Özgürlük yürüyüşümüzü durduramayacaklar.

Danıştay'ın "katsayı" darbesinin hikayesi ve mahiyeti nedir? Anlatalım: "367" sayısının mucidi Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, "Kararı Danıştay iptal edebilir" dedi. Bu açıklamadan sonra kamuoyunda darbeye ve darbecilere yandaş olduğu söylenen İstanbul Barosu yönetimi, YÖK'ün üniversiteye girişte "katsayı" farkını kaldıran kararının iptali istemiyle bir dava açtı. Bu davada, Danıştay 8. Dairesi, 25 Kasım 2009 tarihinde, YÖK'ün üniversiteye girişte "katsayı" farkını kaldıran kararının yürütmesini oy birliği ile durdurdu.

Danıştay, yükseköğretime girişte katsayı uygulamasına son veren Yüksek Öğretim Kurulu kararının yürütmesini, kanunun lafzı açısından bakıldığında "söz konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağı ve açıkça hukuka aykırılık bulunduğu" prensibine dayandırmıştır. Danıştay'ın kararındaki esasa dönük gerekçe ise kısaca; farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmesinin Anayasal eşitliğe aykırı olduğu ve Yüksek Öğretim Kanununun 45. maddesinin mevcut katsayı düzenlemesini kaldırmaya imkan vermediği şeklindedir.

Merak ediyoruz ve soruyoruz: Telafisi güç ve imkansız zarar nedir? Eşitler arası eşitlik nedir? Mutlak eşitlik neden kabul edilemez? Katsayı uygulamasının kalkması ile İstanbul Barosu'nun hangi menfaati ihlal edilmiştir? Farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilemez oluşu, "Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor" buluşundan mı mülhemdir ?

Danıştay 8. Dairesi, 2005 ve 2009 yıllarında, katsayı uygulamasının iptali için açılmış davalarda "Katsayı düzenlemesi YÖK'ün yetkisindedir" kararını vermiş ve bu davaları reddetmiştir. Aynı Danıştay dairesi şimdi, YÖK'ün "katsayı" uygulamasını kaldıran mevcut kararının yürütmesini ise adeta YÖK'ün yetkili olmadığı tespitiyle durdurmuştur. Merakla soruyoruz Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu !

Hepimiz biliyoruz ki "katsayı" konusunda yaşanmakta olan sorunlar bugünün değil, 28 Şubat darbe sürecinin eseridir. 28 Şubat konseptiyle gelişen ve bir kast sistemi üreten "katsayı" darbesinin mimarı da, 28 Şubat'ın şahin isimlerinden Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir'dir.

Çevik Bir, YÖK'e gönderdiği 14 Temmuz 1998 tarih ve 10306 sayılı yazıda "Yüksek öğretim kurumları'na öğrenci seçiminde etkili olan Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) uygulamasının irticai gruplarca istismar edildiği öğrenilmiştir. 2547 Sayılı Kanun'un değiştirilerek 1999 yılı ve takip eden yıllar için Ortaöğretim Başarı Puanı uygulaması kaldırılmalı" , "…ayarlama yetkisinin kullanılarak katsayıların minimize edilmesi…" talimatını vermişti.

Şimdinin Ergenekon davası sanığı olan Kemal Gürüz'ün başkanlığını yaptığı Yüksek Öğretim Kurulu, 30 Temmuz 1998 tarihinde paşasının yüksek emirleri gereği irticai gruplara karşı "katsayı" emrini derhal karara bağlayarak tatbikata başladı. "Katsayı" konusunda, 8. Dairenin verdiği karara karşı, kamuoyunda oluşan tepkileri, "mahkemelerin bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü"nden dem vurarak savuşturmaya çalışan Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in bu konudaki düşüncelerini de almak isteriz.

Açıkça söyleyelim ve adını koyalım: 28 Şubhat darbe sürecinde ihdas edilen "katsayı" uygulamasına ilişkin YÖK kararı, imam hatip liselerini bitirmek, İslam'ı ve İslam'ın toplumsal tezahürlerini bastırmaya yönelik bir "irticayla mücadele eylem planı"nın eseridir. Fakat ne acıdır ki hukuk tekniği düzenleyici işlemin genel olmasını zorunlu kıldığından "katsayı" zulmü, uygulamanın doğrudan hedefi onbinlerce imam hatip lisesi öğrencisinin yanında yüzbinlerce meslek liseliyi de mağdur etmiştir ve etmektedir.

Son olarak bazı basın ve yayın organlarına yansıyan haberlere göre ise Genel Kurmay İstihbarat Başkanlığı bünyesinde yapılan bir çalışma kapsamında hazırlanan 21.08.2009 tarihli raporda "katsayı uygulamasını kaldıran YÖK'ün yeni düzenlemesiyle, muhafazakar yaşam tarzını benimseyenlerin kamusal alanda varlığını genişletmesi hedeflendiği" ve "Düzenlemenin iptali istemiyle açılan davanın ve gelişmelerin takip edilmesinin uygun olacağı…" değerlendirmesi yapılmıştır. Danıştay 8. Dairesinin verdiği kararın maksadını ve gerekçesini bu arka plan bilgisiyle daha iyi anlamış bulunmaktayız.

Danıştay 8. Dairesi verdiği kararla hukukilik değil, yerindelik denetimi yapmıştır. Bir diğer deyişle, kendisini yürütmenin yerine koymuş; eğitim ve öğretim işlerine de el atmıştır. Danıştay 8. Dairesi, eşitlik, özgürlük, vicdan ve adalet duygusunu hiçe sayarak oy birliği ile verdiği bu kararla, ihsas-ı rey yapmıştı;, bununla da yetinmemiş, adeta adaletsizliğin ve eşitsizliğin savunucusu olmuştur. Bu aşamadan sonra Danıştay'ın "katsayı" konusunda vereceği karar bellidir. Bu nedenle, Danıştay 8. Dairesinin "nev-i şahsına münhasır" hukukunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz.

Neyse ki bu sayede, toplum olarak birer eğitim uzmanı olan Çevik Bir'in ve Genelkurmay'ın darbe "katsayısı" ile Danıştay 8. Dairesinin darbe "katsayısı"" arasındaki geçişkenlik düzeyini de öğrenmiş olduk. Belirttiğimiz manzara karşısında en doğru çözüm herhalde Danıştay 8. Dairesi ve Yüksek Öğretim Kurulu'nun Genel Kurmay Başkanlığı'na bağlanması olacaktır.

Adaleti tevzi eden bazı yargı kurumları ve güvenlikten sorumlu askeri bürokrasinin başındakiler, insan haklarını, adaleti, hukuku, halkı ve halkın değerlerini hiçe sayan, darbe artığı olduğu izlenimi veren tutumlar ve kararlar alma konusunda dayanışma içindeler. Bu suça iştirakte karar ve eylem birliği içindeler. Yaşanan bu hukuk komedisinden bir beklentimiz yok. Toplumun hukukuna kastedenleri ilahi adalete ve insanlığın vicdan mahkemesine havale ediyoruz.

Bu aşamada, doğrudan muhatabımız ise sadece parlamentodur. Adalet ve Özgürlük Platformu olarak parlamentodan talebimiz 8. Dairenin diline doladığı YÖK kanununun 45. maddesini, "katsayı" uygulamasını mutlak surette kaldıracak, mutlak eşitliği ve adaleti tesis edecek bir şekilde aciliyetle değiştirmesidir. Parlamento, bürokratik oligarşinin değil, halkın vekili olduğunu unutmamalıdır.

ADALET VE ÖZGÜRLÜK PLATFORMU

Aksiyoner Hukukçular Derneği (AHUD), Çağrı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ÇAĞRI-DER), Hayat Çevre ve Dayanışma Derneği (HAYAT-DER), İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği (İMHAD), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMD-ER) İzmir Şubesi, İnsan Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (İNSAN-DER), Karşıyaka İmam Hatip Mezunları Derneği (KİM-DER), İzmir İnsani Yardımlaşma Derneği (İZ-YAD), Memur Sendikaları Konfederasyonu (MEMUR-SEN) İzmir Bileşenleri, Özgün Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ÖZGÜN-DER), Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER) İzmir Şubesi, Tire İmam Hatip Mezunları Derneği (TİM-DER)

DİĞER HABERLER