01.11.2008 23:23
Antalya’da 14. Başörtüsü Eylemi
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
1 Kasım 2008 Cumartesi 11:00'da Antalya Kışlahan Oteli önünde ADAP platformu tarafından yapılan basın açıklamasına Antalya merkez ve ilçelerinden gelen çeşitli vakıf ve derneklerin temsilcileri ve Antalyalılar katıldı. Basın açıklaması metni Fatma Ulusu t

Türkiye resmi ideolojik şablonlarla toplumsal hayatın şekillendirilmeye çalışıldığı ve bu yüzden de halkın büyük çoğunluğunun mutsuzluğa mahkûm edildiği bir ülke. İnançlarından, kimliklerinden, düşüncelerinden dolayı muhalif insanların yok sayıldığı, düzenin yönlendirmeleri doğrultusunda dönüştürülmeye, başkalaştırılmaya çalışıldığı, tüm bu dayatmalar sonuç vermezse bu kez şiddetle ezilmek istendiği bir sorunlar ülkesi Türkiye.

Darbe tehditlerinin gündemden düşmediği, militarizmin namlusunun halka çevrili olduğu, resmi ideolojinin onay vermediği kimliklerin, inançların, taleplerin devlet için tehdit olarak algılandığı bir ülke burası. İnsan hakları ve özgürlükler alanında alındığı ileri sürülen büyük mesafeye rağmen hala insanların cezaevlerinde işkence sonucu katledilebildiği bir ülke Türkiye.

Hiç şüphesiz başörtüsü yasağı bu ülkenin en temel sorunlarından, yakıcı sorunlarından birini oluşturmaktadır. On yılı aşkın bir süredir kesintisiz biçimde kanamaya devam eden bir yara başörtüsü yasağı ve aynı zamanda kuralsız, hukuksuz, ahlaksız bir saldırının, İslami kimliğe ve değerlere açılmış vahşi bir savaşın en somut ve açık tezahürlerinden biri.

28 Şubat zorbalığının açığa çıkardığı, netleştirdiği laik diktatörlük düzeninin öncelikli hedef olarak belirlediği başörtüsü zulmü, halkın büyük çoğunluğunun karşı çıkmasına ve siyasilerin bolca sıraladığı özgürlük vaadlerine rağmen kesintisiz biçimde sürüyor. Kemalist laik oligarşinin İslam'a karşı yürüttüğü savaşın bir uzantısı olarak bugün hicab, pek çok yerde yasak duvarlarıyla çevrili halde. Müslüman kadının kimliğinin ve iffetinin simgesi olan başörtüsü; kamu kurumlarında, okullarda ve üniversitelerde engellenmekte. Bugün Türkiye'de binlerce, yüz binlerce, milyonlarca genç kız ve bayan Kuran'ın açık bir emri olan başörtüsü taktığı için, yani sırf "Rabbim Allah'tır" dediği için, devlet tarafından sistematik bir tarzda dışlanmakta, aşağılanmakta ve haksızlığa uğratılmaktadır.

Ve en kötüsü, en acımasızı ise, egemenlerin tüm bu dayatmalarına, zulümlerine karşı mağdur ettikleri, zulmettikleri insanları sessizliğe, dilsizliğe zorlamaları; zulmü kanıksatmaya yönelik gayretleri. İstiyorlar ki, zulmetsinler, gasp etsinler, mağdur etsinler ama kimse de bu zalimliklerine tepki göstermesin, itiraz etmesin! İnsanları sessiz, tepkisiz, kimliksiz birer robota, kendilerine bilinçsizce, onursuzca itaat eden birer zavallıya dönüştürmeyi umuyorlar.

Yağma yok! Bu hedeflerine bugüne kadar ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Darbe şantajıyla, silah tehdidiyle, kutsallık halesine büründürdükleri yasalarıyla, baskı, işkence, ceza korkutmasıyla Müslümanları sindiremezler. Kullandıkları devlet erkine dayanarak, zorbalıkla, dayatmayla belki haklarımızı geçici olarak gasp edebilirler ama asla bizleri zulme ve zorbalığa boyun eğdiremezler. Gerek başörtüsü yasağına gerekse de aynı zihniyetin ürünü olarak icra ettikleri diğer baskı ve zulüm uygulamalarına karşı çıkışımızı, zalimleri teşhir eden, hesap soran feryadımızı bastıramazlar.

İşte biz bu kararlılıkla buradayız! Baskıcı, zalim düzenin ve zorba güçlerin kimliğimize, inancımıza, şahsiyetimize yönelik saldırganlıklarının açık bir tezahürü olan başörtüsü yasağına karşı direnişimiz vesilesiyle bir aradayız. Yasakçıların gasp ettiği haklarımızı savunmak; bastırmaya, yok saymaya çalıştıkları taleplerimizi yükseltmek; zulme karşı direniş ve mazlumlarla dayanışma bilincini yaygınlaştırmak için tam 14 aydır kesintisiz biçimde sürdürdüğümüz eylemliliğimizin 2. yılına girmesinin üzüntüsünü yaşıyoruz. İstiyoruz ki bu zulüm bitsin ama şu ana kadar olmadı. Türlü engellemelere, zorluklara, kışa, sıcağa, soğuğa rağmen; gündelik hayatı sarmalayan onlarca meşgaleyi, mazereti aşıp sürdürdüğümüz mücadelenin onurunu yansıtmak ve zalimlere, teslimiyetçilere inat kararlılığımızı sergilemek için işte buradayız.

Birileri ısrarla "vazgeçin artık, bu konu kapandı" diyorlar. "Yargı son kararını verdi, bundan sonra yapacak bir şey kalmadı" türünden propagandalarla zulme boyun eğdirmeye çalışıyor; teslimiyeti ve zilleti yaygınlaştırmayı hedefliyorlar. Zihinleri bulandırmaya, insanlarımızı kuşkuya düşürmeye çalışıyorlar. Ve onlar, Rablerinden başkasına teslimiyeti reddeden Müminlerin ve zulmü kanıksamayı onursuzluk bilen erdemli ve adil insanların dayatmalarla, tehditlerle, kirli propagandalarla haklarından, taleplerinden, mücadelelerinden vazgeçirilemeyeceğini bir türlü anlamak istemiyorlar. Gerçeğe gözlerini kapattıklarında onun yok olacağı gibi çocuksu bir tutum sergiliyorlar. Sanıyorlar ki Anayasa mahkemesinin aldığı bu karar bizi yıldıracak. Hayır son nefesimize kadar biz bu davadan vazgeçmeyeceğiz.

Buradan Anayasa Mahkemesine de sesleniyoruz. Anayasanın "esastan görüşemezsin" dediği bir davayı esastan görüşerek anayasayı çiğneyen ve 411 milletvekilinden evet oyu almış bir anayasa değişikliğini iptal ederek Meclisin yetkisini gasp eden Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararında özetle ve mealen şöyle diyor:

"Biz milli iradenin üstündeyiz. Anayasanın da üstündeyiz. Meşruiyetimizi anayasadan alıyoruz ama ideolojik saplantılarımız uğruna gerekirse anayasayı da çiğneriz. Nitekim çiğnedik işte."diyorlar.

Bu pervasız meydan okumayı kabul edeceğimizi mi sanıyorsunuz? Milletin teveccühüne mazhar olmuş pek çok siyasi partiyi ideolojik mülahazalarla kapatan, "367" davasında Meclis çoğunluğunun iradesini hiçe sayan ve "başörtüsü" davasında daha da ileri giderek Meclisi bütünüyle çiğneyen Anayasa mahkemesi, çok partili demokratik parlamenter sistem aleyhindeki faaliyetlerin odağı olmaktan kapatılmasını istiyoruz.

Ayrıca bu yargıçların da acilen yargılanmalarını istiyoruz. Kendi başkanlarının da dediği gibi bu mahkeme "parlamentonun yetkilerine müdahale etmekten" suçludur.

Bir de cumhuriyet bayramı kutlamalarında Niğde'de protokol geçişinde sürücü kursu arabalarının sürücüleri başörtülü diye törenden uzaklaştıran yetkili zevat ile, Balıkesir Ayvalıkta Garnizon komutanı Albay Gürsel Işık'ı koşu yarışında dereceye giren başörtülü bacımız Nuriye Memiş'e ödülünü vermeden "bu ne yaa" diyerek alanı terk etmesini, ayrıca bir cumhuriyet kokteylinde belediye başkanının eşi başörtülü diye kokteyli terk eden askeri zevatı esefle kınıyoruz.

Bir de Aktütün konusunda Hükümetin, Genelkurmaya destek vermesini de buradan kınıyoruz. Genelkurmayın da baskında sıfır hata yaptıklarını ifade etmelerini esefle protesto ediyoruz. Acaba golf oynarken askerin üzerinde oluşturulan moral değeri ölçecek bir cihazla mı ölçtünüz bu sıfır hatayı. Yoksa askeri sahipsiz bırakırken onların ne düşündüğünü anlayacağınız bir barometre mi var elinizde. Bir de sıfır hata yapmasaydınız halimiz nice olurdu acaba.

Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde başörtüsü yasağı adı verilen iğrenç ve ilkel dayatmaya karşı direnen sayısız kardeşimizle birlikte, milletimize yapılan diğer haksızlıklara da bu meydanda tam 14 aydır her ayın ilk cumartesi günü bir araya gelen bizler onlar görmek istemeseler de direniş gerçeğini tüm dünyaya gösteriyor, egemenlerin hakkımızda takdir buyurdukları hükmü asla kabul etmediğimizi ve de etmeyeceğimizi haykırıyoruz.

Şurası gayet açıktır ki, başörtüsü yasağı hukuk ile zorbalığı, insanlıkla vahşiliği, iman ile küfrü net biçimde ayrıştıran bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir. Bu nedenle maruz kaldığımız bu zulmü "anlamsız yasak", "bir metre bez parçası" vb. klişelerle tanımlamanın bizatihi büyük bir zulüm olduğuna inanıyoruz. Bilakis bu yasak gayet anlamlı ve haktan, hukuktan, adaletten yana herkesin net bir tavır koyması, karşı çıkması, direnmesi gereken istikbar güçlerinin vahşi bir saldırısıdır.

İşte bizler de bu bilinç ve duyarlılıkla, başörtüsü yasağı adı altında inancımıza, kimliğimize, değerlerimize karşı açılmış bu savaşta direniş cephesinde, onur cephesinde, iman cephesinde saf tutuyoruz. Akdeniz Dayanışma Platformu olarak tam 14 aydır kesintisiz biçimde sürdürdüğümüz eylemlerle, sesimizi Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde; Kocaeli'nde, Sakarya'da, İzmir'de, İstanbul'da, Ankara'da, Konya'da, Van'da, Diyarbakır'da Kayseri'de, Akyazı'da aylardır, yıllardır zulmü protesto amacıyla haykıran kardeşlerimizin sesleriyle birleştiriyoruz. Laik-Kemalist oligarşinin halkımıza kanıksatmaya çalıştığı başörtüsü zulmüne karşı asla susmayacağımızı, bu faşizan dayatmaya asla boyun eğmeyeceğimizi haykırdık, haykırmayı sürdürüyoruz.

Selam olsun tüm bu direniş erlerine…

YASAKÇILAR YENİLECEK DİRENENLER KAZANACAK….

 

ANÇED DERNEĞİ (ALANYA), SEBİLAY DERNEĞİ (ALANYA), RADYO MERCAN, ÖZGÜR-DER ANTALYA ŞUBESİ, AKAD DERNEĞİ (MANAVGAT), ENSAR VAKFI SERİK ŞUBESİ, ES-DER ANTALYA ŞUBESİ, DİYANET-SEN ANTALYA ŞUBESİ, EĞİTİM-BİRSEN ANTALYA ŞUBESİ, İLK-DER ISPARTA ŞUBESİ

DİĞER HABERLER