07.02.2010 18:13
Bağcılar'da "Üç Tarz-ı Siyaset" Semineri
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Bağcılar temsilciliği bu hafta gerçekleştirdiği Üç Tarz-ı Siyaset konulu seminerle Türkiye’nin Oluşumu üst başlıklı seminerlerini devam ettirdi.

Oturum başkanı Bahattin Urlu siyasetin insan toplumlarını idare etme ve insanlar arası ilişkileri düzenleme faaliyeti olduğunu belirtti. Urlu ayrıca siyasetsiz bir din'in olamayacağını bunun delilinin de Muhammet(a)'ın mütevatir sünneti olduğunu vurguladı. Urlu, Müslümanın ırkını değil itikadını yükseltmesinin gerekliliğinin altını çizdikten sonra sözü Veysi Selimoğlu'na bıraktı.

Seminerin sunumunu gerçekleştiren Selimoğlu konuşmasına Osmanlı Devletinin 1699 Karlofça, 1717-1718 Pasarofça, 1878 Berlin anlaşmasıyla önemli toprak kayıplarına uğradığını ve bunun sonucunda ortaya çıkan demografik yapısındaki büyük değişimler karşısında tıpkı bugünkü gibi dini ve ırki unsurları nasıl aynı siyasi formül ile bir araya getiririz sorusuna cevaplar aradığını belirterek başladı. Selimoğlu yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin misaki milli sınırları dahilinde kalan toprak parçasını Türklerin ülkesi olarak i

lan ettiğini ve özellikle göçler ile küçük bir Osmanlı olan Anadolu da çok farklı dil,din,ırklar olduğunu ve bu yüzden yeni kurulan ulus devletin  dini ve ırki unsurları nasıl aynı siyasi formül ile bir araya getirebiliriz sorusuna cevaplar aradığını ifade etti.Görüleceği üzere sorun aynı idi.

Selimoğlu Tanzimat ile ivme kazanan çözüm önerilerini ilk defa sistematik olarak ifade eden kişinin Yusuf Akçura olduğunu ifade etti. Akçura 2. Meşrutiyetin ilanından 4 yıl önce Mayıs 1904'te Kahire'de yayınlanan Türk isimli gazetede Üç Tarz-ı Siyaset makalesini yazdı. Akçura o dönemin iyi yönetiminin muhtemel şekillerini şu şekilde belirtmişti; Osmanlılık, Türklük, İslamlık. Bütün bunlar devlete üç farklı bağlılık ilkesini oluşturuyordu.

Öncelikle Osmanlı kimliğinin tarihsel arka planını gündeme getiren Selimoğlu 1856 yılında Paris ve Londra da hazırlanarak Sultan Abdülmecit tarafından kabul edilen Islahat Fermanı nın Osmanlılık kimliğinin bir ifadesi olduğunu belirtti. Çünkü bu fermanla herkes din, dil, cins, sınıf farkı gözetilmeksizin eşit vatandaşlar olarak görülüyor ve Osmanlı olarak kabul ediliyordu. Yine 1876 da Mithat Paşanın yürürlüğe koyduğu Kanuni Esasinin temel ilkesi Osmanlılıktı. Devletten ayrılmak eğiliminde olan tebayı menfaat bağıyla İmparatorluğun mukadderatına ortak etme çabasıydı.

Selimoğlu Tanzimat sonrası ortaya çıkan Genç Osmanlılar akımının da bu sürecin önemli bir aşaması olduğunu ve burada bulunan insanların Osmanlılık, İslamlık ve Batıcılık siyaseti güderek devleti kurtarma amacı güttüğünü belirtti.1876 yılında Mithat Paşa önderliğinde yapılan darbenin Türkiyedeki darbeci mantığın ilk ürünü olduğunu söyleyen Selimoğlu o darbenin yapılış biçimi, medrese öğrencilerinin çıkardığı kargaşadan yararlanma biçimi, halka dayanan hiçbir boyutlarının olmaması gibi sebeplerden dolayı günümüzdeki gelişmelerle benzerliğinin altını çizdi.

Sözü bu noktadan sonra Akçuranın makalesine getiren Selimoğlu bu hususta şu görüşleri dile getirdi; Türkçülük ideolojisini savunan gençlerin zihni alt yapısı ve yetişme tarzı batılı fikirlerden etkilenmekteydi. Positivizm, toplumsal Darwincilik buna örnek verilebilir. İçlerinde Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Ahmet Ağayef, Mehmet Fuat Köprülüzade, Şemsettin Günaltay gibi isimlerin de bulunduğu bir grup 1908-1918 yılları arasında Türkçülüğün temellerini atmıştır. Türk Derneği Cemiyeti (1912), Türk Yurdu Cemiyeti (1912), Türk Bilgi Derneği (1913) gibi dernekler bu yıllarda kurulmuştur.

Selimoğlu, Akçura'nın Osmanlılık siyasetinin uygulanmasının mümkün olmadığı kanaatinde olduğunu ifade etti. Akçura bunun sebeplerini şu şekilde sıralamaktadır:

1-    Osmanlı Türkleri hakimiyetlerinin gideceği korkusuyla gayri Müslimlerle eşit olmak istememektedirler.

2-    Gayri Müslim ahalide bağımsızlık ve milliyetçilik fikirleri yüzünden bu siyaseti benimsemedi.

3-    Rusya Anadolu'yu ele geçirmek istiyordu.

4-    Ayrıca Avrupa'da haçlı seferlerini unutmamıştı ve Osmanlı, üzerinde emelleri vardı.

İslamcılık siyasetine gelince şu husus unutulmamalıdır; 2.Abdülhamit Hilafeti kullanarak bütün Müslümanları bu hükümetin yönetiminde politik olarak birleştirmek istiyordu. Akçura İslamlığın halk arasında nifak ve düşmanlığa yol açacağını dolayısıyla bu politikanın da başarılı olamayacağını belirtmiştir.

Selimoğlu son olarak sözü Türkçülük siyaseti ile ilgili görüşlere getirdi. Osmanlılığın soruna çözüm üretememesi, İslamcılığın sınırlı başarı sağlaması batılı eğitim görenleri yeni bir arayışa yöneltti, bir toprak ve devlete sahip olmayı baki kalabilmek için yeterli görmeyen bu kişiler ırk esasına dayanan Türk Milliyetçiliği şeklinde bir yapılanmanın olması gerektiğini düşünüyorlardı. Politik Türkçülük yani siyasal bir kimlik oluşturmada Türklüğe vurgu ilk ciddi anlamda Yusuf Akçura ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Akçuranın Türklük projesinde bir saf Türk birde Türkleştirilmiş kavimlerin uyumu hedeflenmektedir. Bu açıdan Türk olmadıkları halde İslam bağı ile devlete bağlı olanların Türkleştirilmesi söz konusudur. Ayrıca birde Türklüğü hiç benimsememiş olanların yani ulusal vicdandan yoksun olanların Türkleştirilmesi söz konusudur.

Selimoğlu konuşmasının son bölümünde Şerif Mardin'den şu alıntıyı yaptı; ırka vurgu taşra ve küçük adam ideolojisidir. Irka vurgu yapanlar İslam'a paralel bir iman kaynağı oluştururlar.

Seminer programı katılımcıların soru ve değinileri ile sona erdi.

DİĞER HABERLER