13.02.2010 23:14
Siverek'te "Allah'a İçten Bağlılık" Semineri
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Siverek Özgür-Der Temsilciliği'nde alternatif eğitim seminerleri Yüksel Gelener'in sunduğu, "Allah'a İçten Bağlılık" konulu seminerle devam etti.

Yüksel Gelener'in sunduğu seminerden kısa alıntılar şöyle...

İMAN ve SADAKAT

 Savaşta yapılacak bir taaruzla ilgili son denetleme yapılacaktı.Komutan,savaş toplarını denetlerken kullanılmayan bir top gördü. Topun başında selama durmuş olan çavuşa:

- Bu topun neyi eksik? Neden kullanılmıyor? diye sordu.

Çavuş:

- Komutanım,bu topun 5 eksiği var demiş.

Komutan:

- Neymiş bunlar say bakalım? Demiş.

Çavuş:

-Biir, barutu komutanım demiş.

Komutan:

- Dur orda! Üstü kalsın demiş.

Konuya savaş örneğiyle başlamak biraz tuhaf gelmiştir size.Ama bir mekanizmayı harekete dönüştüren nedir?  Yönünden düşündüğümüzde bu olay bize temel nedeni vurgulamaktadır.

İman, insanlık tarihinin etrafında döndüğü ve her müminin hayatının ve eylemlerinin muharrik gücüdür.(1)  Bunu yakın tarihimizde Lübnan Hizbullah'ının teknolojik yönden güçlü olan  Siyonist İsrail'e karşı vermiş olduğu mücadeleden görmekteyiz.Hizbullah'ın tek gücü İmanıydı.

Allah'a gönülden iman eden müminlerin en belirgin özelliklerinden biride sadakatiydi. Allah yolunda gösterdikleri samimi sadakat, onların ihlas sahibi kimseler olduklarını göstemektedir. Çünkü bir insanın Allah'a iman etmesi, hiçbir dünyevi çıkar beklemeden yaşaması, hayatı boyunca Allah'ın rızasını kazanmak için çaba göstermesi, sahip olduğu ve sevdiği her şeyi O'nun rızasına ulaşabilmek için kullanması ve kendisine isabet eden zorluklara sabredebilmesi için kesinlikle güçlü bir sadakat duygusuna ihtiyacı vardır. İnsana bu yolda ilerleyebilme gücünü ve isteğini, ancak Allah'a karşı duyduğu sevgi ve bunun getirdiği güçlü bağlılık ve sadakat kazandırabilir. Allah'a karşı duyulan bağlılık ve teslimiyet ne kadar içten ve kuvvetli olursa, insan Allah'a o denli yakınlaşma fırsatı elde edecek ve O'nun rızasını kazanmakta göstereceği çaba ve şevk de o kadar artacaktır. Müminlerin sahip olduğu bu manevi gücün kaynağı, Allah'a karşı duydukları içten sadakat ve güvendir. Bu nedenle sadakat, mümini diğer insanlardan ayıran en temel özelliklerden biridir. Bir mümin, hayatının sonuna kadar Allah'ın emir ve yasaklarına uyduğu takdirde, -Allah'ın izniyle- Allah'ın rahmeti ve cennetiyle karşılık görecektir.

Sıkıntı ve zorluk anları, inkarcıların sadakatsizliklerini ve samimiyetsizliklerini ortaya koyarken, müminlerin de Allah'a ve elçilere olan sadakatlerini ortaya çıkarmaktadır. Müminler, karşılaştıkları zorluk anlarında, "...Bu, Allah'ın ve Resulünün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir..." (Ahzap, 22) diyerek, Allah'a karşı olan teslimiyetlerini ve bağlılıklarını dile getirmişlerdir. Allah, bir ayetinde, "Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir."

 (Nahl, 42) şeklinde bildirerek, müminlerin bu güzel ahlakını övmüştür. İşte müminlerin duydukları sadakatin gücü, Kuran ahlakını yaşarken gösterdikleri şevk ve istekle kendini belli etmektedir.

Karşılaştıkları zorluklarda tevekküllü ve teslimiyeti kendilerinden eksik etmeyen Peygamberler ve onların yolundan giden müminler  tüm Müslümanlara hep örnek olmuşlardır.

 Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), zorluk anlarında Allah'a sadakatte kararlılık gösterilmesi gerektiğini müminlere şöyle hatırlatmıştır:

"...Bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar." (2)

Sadakatin bir başka önemi de, müminleri sürekli bir arada tutmuştur. Bu anlamda sadakat, fitne çıkarmak, yapılan salih amellere engel olmak ve müminlerin arasını açıp bozmak gibi çeşitli zarar verici faaliyetlerde bulunmaya çalışan kötü niyetlilerin, müminlerin içinde barınmasını da zorlaştırır. Müminlerin Allah'a ve peygamberlere karşı duydukları içten sadakatin ve bağlılığın taklit edilebilmesi mümkün değildir. Bu sadece müminlere özgü bir duygudur. Müminlerin arasına dine zarar verme amacıyla giren kimseler, kendilerini ne kadar gizlemeye çalışsalar da, müminlerin teslimiyetini taklit edemedikleri için, bu amaçlarını hiçbir zaman için gerçekleştiremezler. Allah'a karşı duyulan güçlü bir sadakat ve teslimiyet, salih müminlerle kalplerinde kötülük bulunan kimseleri birbirinden ayırt edip ortaya çıkaracaktır. Bu sadakat duygusu aynı zamanda güçlü bir bağlılık görevi görerek, müminleri hayat boyu birarada da tutacaktır. Müminler, birbirlerinin samimiyetine ve bu yoldaki azimlerine şahit oldukları için, birbirlerine olan sevgileri ve güvenleri daha da artacaktır. Bu nedenle Allah müminleri arındırarak onları her zaman için İslam'a karşı olan güç içerisinde dinç, güçlü ve kamil iman sahibi kimseler kılacaktır.

Allah, iman ediyormuş gibi görünen, müminlere yardım etmeleri gerektiğinde çekimser kalan ve böylece Allah'a karşı olan sadakatsizlikleri ortaya çıkan bu kimselerin tavırlarını Kuran'da şöyle haber vermektedir:

Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır. (Nisa, 173)

Müminler Allah'a karşı güçlü bir teslimiyet ve kararlılık içerisinde oldukları için, en zor anlarda bile Allah'ın rızasına en uygun kararı vermiş ve ona göre hareket etmişlerdir. Onlar, Allah'ın "...Oysa onlara evla (olan) İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu."

 (Muhammed, 20-21) ayetleriyle bildirdiği gibi, her şartta Allah'a sadık kalmanın, kendileri için 'hayırlı' olduğunun bilincindedirler. Allah bu ayetlerde ayrıca, güçlü bir sadakatin, insanın hak olan bir şey karşısında tereddüte kapılmasını engellediğini ve kişiye kararlı bir tavır kazandırdığını da haber vermiştir. Eğer insan güçlü bir iman ve teslimiyete sahipse, bu içten sadakat duygusu, onun kararsızlığa düşmesini önleyecek ve nefsini yenmekte ona daima yardım edecektir.

Sadakatin müminlere kazandırdığı önemli bir özellik de, birbirlerine olan 'güven ve sevgi'leridir. İman edenlerin birbirlerine karşı duydukları sevgi ve güven, tamamen onların Allah yolunda gösterdikleri 'ciddi' çabaya göre şekillenmektedir. Allah'ın rızasını kazanabilmek için sahip olduğu herşeyini hayır için kullanan, bu yolda 'dosdoğru' bir istikamet tutan bir mümin, diğer Müslüman kardeşlerinin sevgisini kazanacak ve onlara en güzel şekilde örnek olacaktır. İşte müminlerin Allah yolunda başlarına gelen her olayda gösterecekleri içten sadakat, birbirlerine karşı olan sevgi, bağlılık ve güvenlerinin de artmasına neden olacaktır.

Sadakat, Allah yolunda yaptığı tüm salih amellerde ve Allah'ı razı edecek güzel ahlakı göstermekte müminlere hep bir 'süreklilik' de kazandırmaktadır. Kalplerinde hastalık bulunan münafıklar, şeytanın aldatmacaları sonucunda, ibadetlerinde ve güzel ahlakta bu sürekliliği gösterememektedirler. Nefislerine ters gelen bir konuda ya da karşılaştıkları en ufak bir zorlukta hemen yaptıkları hayırlı işlerden vazgeçmişler ve hedeflerine ulaşamamışlardır. Bu da, kalplerinde yaptıkları işe karşı gerçek anlamda bir sadakatin ve bağlılığın olmayışından kaynaklanmaktadır.Allah'a gönülden bağlanmış olan müminler ise, Allah'a karşı duydukları bu içten sadakat sayesinde, Kuran ahlakını uygulamada ve Allah'ın rızasını kazanmada hep çaba göstermişlerdir.

Allah, müminler için hayırlı ve güzel olanın 'sürekli' salih amellerde bulunmak olduğunu Kuran'da şöyle bildirmektedir:

 Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (Kehf , 46)

Müminlerin sahip olduğu içten sadakat, onların hareketlerine de yansıyarak, azimlerini ve Allah'a olan teslimiyetlerini artırmakta ve daha da güçlenmelerine vesile olmaktadır. Buna karşılık Allah, münafık karakterli kimselerin kalplerindeki 'hastalıklarını' ortaya çıkarmaktadır. Allah Kuran'da, inkara yatkın olan bu zayıf imanlı kimselerin, müminlere ve elçiye çeşitli engeller çıkararak onları zor durumda bırakmak ve onlara zarar vermek isteyeceklerini bildirmektedir. Bu nedenle Allah müminlere, Allah yolunda hicret edip, Allah'a ve O'nun elçisine olan sadakatlerini ve samimiyetlerini açıkça göstermedikçe, münafık karakterli kimseleri dost edinmemelerini öğütlemiştir:

Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin... (Nisa, 89)

Takva

Allah sevgisi, sadakatin yaşanması için çok önemli bir özelliktir ancak tek başına yeterli değildir. Beraberinde mutlaka Allah korkusu da gereklidir. Allah korkusu, kişinin Allah'ın emir ve yasaklarına karşı son derece titiz olmasını, O'nun beğenmeyeceği tavırlardan şiddetle kaçınıp sakınmasını, şeytanın ve nefsinin telkinlerine karşı güçlü ve iradeli olabilmesini sağlar.

İnsan zayıf olarak yaratılmıştır. Allah bu gerçeği "Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır." (Nisa , 28) ayetiyle insanlara bildirmektedir. Nefis ve şeytan insana her zaman kötülüğü emrederler. Bu şeytani telkinleri güçlü bir irade ve kararlılıkla yokedebiliriz. İşte Allah korkusu, kişinin iradesini güçlü ve sağlam hale getirir.

Allah müminlere Kendisi'nden korkmalarını Kuran'da şöyle emretmektedir:

Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr , 18)

Allah korkusu, kişiyi Vahiy hayatına yönlendirir. Şeytanın ve nefsin isteklerine, onların hile ve oyunlarına karşı uyanık ve tedbirli olmaya sevk eder. Bu da, insana kendi sınır tanımaz isteklerini uygulatmaya çalışan nefsin ve şeytanın tüm aldatmacalarını boşa çıkarır.

Bundan dolayı şeytan ve nefis, ilk başta insanı Allah korkusundan uzaklaştırmaya çalışır. Allah korkusundansa, asıl önemli olanın kalp temizliği olduğu gibi yanlış telkinlerle kişinin Allah'tan korkup sakınmasını engellemek ister. Oysa Kur'an Merkezli  bir insan, şeytanın bu tür telkinlerinin hiçbir gerçekliği olmadığını, tamamen saptırma ve aldatma amacı taşıdığını rahatlıkla görür. Zira Allah, Kuran'da müminlere Kendisi'nden korkmalarını emretmiştir.

Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (Bakara, 196)

Siz hayırda ne işlerseniz Allah onu bilir. Kendinize azık edinin.Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur.Ey Akıl Sahipleri! Benden korkun!   (Bakara, 197)

...Allah'tan korkup-sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'nun huzuruna varıp toplanacaksınız. (Bakara, 203)

Allah korkusu müminin Allah'a derin bir sadakatle bağlanmasını sağlar. Allah'ın sevgisini, hoşnutluğunu olabilecek en fazlasıyla kazanabilme istekleri ve aksinde Allah'ın azabıyla karşılaşabileceklerini bilmeleri, iman edenlerin bu sadakatlerini sürekli kılar.

Murat BAŞARAN / HaksözHaber

DİĞER HABERLER