K.Çekmece’de “Liberaller ve Müslümanlar” Konferansı
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Küçükçekmece Şubesi’nin 2009-2010 dönemleri için öngördüğü “Aylık İslami Düşünce Konferansları” devam ediyor. Bu sezon üçüncüsü gerçekleştirilen konferansa Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kıya konuşmacı olarak katıldı.

Mevlüt Akbal ve Hamza Genel'in Kur'an-ı Kerim ve mealini okumasıyla başlayan programda Ramazan İleri de sunuculuk yaptı. Şube faaliyetleri hakkında bilgi aktarımlarında bulunan İleri, zulüm sistemi içerisinde yaşadığımızı belirterek sistem karşısında Müslümanlar, Solcular, liberaller vb. kesimlerin muhalif tavır ve tutumlarının bulunduğunu ifade etti. İleri, söz konusu program vesilesiyle Müslümanların sistem karşısındaki tutumlarının ve liberallerin Müslümanların tavır ve tutumları üzerindeki etkilerinin konuşulacağını kaydetmeye müteakip sunumunu gerçekleştirmek üzere sözü Rıdvan Kaya'ya verdi.

 Müslümanların ve liberallerin sisteme karşıki tutumlarında benzeşen ve ayrışan yönlerin bulunduğu tespitiyle konuşmasına başlayan Rıdvan Kaya, konuyu Müslümanlar açısından 1- İslami kimlik algısı, 2- sisteme karşı tutum şeklinde iki boyutta ele alınmasının önemini vurguladı.

Sistemi Tanımlama Noktasındaki Zaafların Başat Nedeni İslami Kimlik Yetersizliği

Öncelikle sistemi tanımlama ve sağlıklı tavır alma noktasında Müslümanlarda genel olarak kafa karışıklıklarının bulunduğunun görülmesi gerektiğini belirten Kaya, daha derinde de bu sıkıntıların İslami kimlik algısındaki yetersizliğinden kaynaklandığını söyledi. Bu bağlamda Kaya özetle şu saptamalarda bulundu: "Sistemi bütüncül bir şekilde tanıyamamaktan kaynaklı sorunlar, kimliğin bütünsel olarak kavranamamasından kaynaklı. Sistem Kur'anî temelde tanınıp tanımlanmazsa önce zihinsel planda sorunlar baş gösterir ve akabinde de bu zaaflar tavırlar düzleminde açmazlara dönüşür."

Kimlik yetersizliğinin de öncelikli olarak devralınan mirasın yetersizliğinden ileri geldiğini belirten Kaya, düzenin sistematik baskı ve şiddet politikalarının da zihinsel ve eylemsel zaafları derinleştirerek yanlış tutumlara sürüklediğini ifade etti. Bu bağlamda Müslümanların sisteme karşı geliştirdiği zaaflı tutumu da "karşıtına sığınarak var olma politikası" olarak tespit eden Kaya, söz konusu politikanın hemen her alanda gözlemlenebileceğini söyledi. Arka plandaki kimlik yetersizliği ve düzenin bunaltıcı baskıları ile beraber düşünüldüğünde aslında taleplerini karşılama ve kendisi için alan yaratma arayışının bir sonucu olarak sığınmacılığın da kabul edilmezse de anlaşılabilir bir tutum olduğunu kaydeden Kaya, ancak Sağ kadroların ve partilerin peşine takılarak kendini var etme politikasının süreç içerisinde taktik bir tutum olmaktan çıkıp eklemlenme ve sistemle entegrasyona dönüşmesinin bu tutumun en önemli açmazı olduğunu ifade etti. Kaya, düzene sığınarak var olma politikasının Müslüman kitlelerde genel olarak 1970'lere kadar sürdüğünü ancak bu tarihten itibaren mezkur politikanın sorgulanmaya ve aşılmaya başlandığını söyledi.

28 Şubat: Devrimci Politik Tutumdan Yeniden Sağcılaşmaya

1970'lerden itibaren kırılmaya başlayan karşıtına sığınarak var olma siyasetinin 28 Şubat Postmodern Darbe Süreci'ne müteakip yeniden baş gösterdiğini kaydeden Kaya, bunun İslami kesimlerin önemli bir bölümünde ve temsilcilerinde derinleştiğini ve gelinen noktada özellikle de AK-Parti iktidar süreçlerine bağlı olarak zihinsel ve eylemsel planda kendisini liberalleşme olarak hissettirdiğini söyledi. Bu yönde sapmaların özellikle de İslami basın olarak nitelendirilen medya kesimlerinde ve kamuoyunda İslami kesimin sözcüleri olarak görülen birçok STK'da gözlemlenebileceğini belirten Kaya, liberal kimlik sahibi aydın ve siyasetçilerin arkasına sığınma ve yine liberal inisiyatiflerin şemsiyesi altında ilkesizce girme yönündeki tutumlara örnekler vererek şunu söyledi: "Baskı ve zulüm politikaları karşısında liberal aydın, siyasetçi ve inisiyatiflerin tutumları elbette ki tebrik edilmeli ama Müslümanların kendi kimlikleriyle taleplerini dile getirmemeleri eleştirilmesi gereken önemli bir zafiyet."

Sığınmacı Politik Tarz Eritici, Öğütücüdür!

Sığınmacı politik tutumun kimlik ve eylem düzleminde yol açtığı tahribatlar ve sonuçları üzerinde de duran Kaya, özellikle de AK-Parti iktidar süreçlerine müteakiben sığınmacılığın kimlik erozyonu ve sistemle entegrasyon boyutuna vardığını kaydetti. Sığınmacı siyasetin bir örneği olarak liberal etkilerin Müslümanların zihin dünyası ve eylemleri üzerindeki etkilerinin çeşitli somut tezahürlerini irdeleyen Kaya özet olarak şunlara dikkat çekti:

-Başörtüsünün salt kılık-kıyafet özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi ve "bez parçası"na indirgenmesi: Kaya, kimi İslami STK'larca başörtüsünün İslami kimlik ve mücadele bağlamı örtülerek salt kılık-kıyafet özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin de, "Bir bez parçasından ne istiyorsunuz!" yönündeki duygusal serzenişlerin de liberal sapmalara örnek teşkil ettiğini ve bu yaklaşımların başörtüsünün içeriğini boşalttığını vurguladı.

-Özgürlük perspektifinde ölçüsüzlük: Kaya, Müslümanların kimliksel taleplerinin salt özgürlükler bağlamında ele alınmasının doğurduğu en önemli açmazlardan birinin özgürlük perspektifinde ölçüsüzlük olduğunu kaydederek içki yasağı, eşcinsellerin "hakları" vb. özgürlükler kapsamında değerlendirilmesi yönündeki temayüllere dikkat çekti. Yine bu bağlamda İran'daki başörtüsü zorunluluğunun eleştirisi üzerinden Allah'ın bir emri olan örtünme ile emri bil marufu gerektiren örtüsüzlüğü eşitleme yaklaşımına da dikkat çekerek bunun da liberal etkiler barındıran ölçüsüz özgürlük perspektifinin örneklerinden olduğunu ifade etti.

Liberal etkilerin diğer iki somut tezahürünün de Anayasa'nın değiştirilmesi tartışmaları ve özelleştirmeye yaklaşımda belirginleştiğini kaydeden Kaya, bu bağlamda yaklaşık 400 İslami STK'dan oluşan ve Anayasa'nın değiştirilmesi talebiyle örgütlenen Sivil Dayanışma Platformu'nun  yayınladığı deklarasyona dikkat çekerek bu deklarasyonda dile getirilen taleplerde liberal terminolojinin hâkim olduğunu ve dolayısıyla bu perspektifin İslami özgünlüğün, farkın üzerini örttüğünü söyledi.

Özelleştirmeler bağlamındaysa TEKEL işçileri ve İTFAİYE'nin  özelleştirilmesine karşı İslami basının tutumuna dikkat çeken Kaya, liberal kapitalizmin ekonomi terminolojisi ile konuya yaklaşmanın ve bu temelde özelleştirmeyi savunmanın açmazlarını değerlendirdi. Müslümanların konuya yaklaşımının insana karşı liberal kapitalist sistemi merkeze alan kapitalist literatür değil hak, adalet, insaniyet, merhamet vb. temelinde şekillenmesi gerektiğinin altını çizen Kaya, mevcut şartlarda özelleştirmenin insani ölçekte yol açacağı mağduriyetlere dikkat çekerek "Tek bir insanın kaybı, yuvanın yıkılışı ekonomik verilerden kat be kat daha değerlidir!" dedi.

-Dış gelişmelere yaklaşımda reel-politikin öncelenmesi: Dış politika bağlamında gelişen liberal etkileri de irdeleyen Kaya bu bağlamda Filistin-İsrail konusuna karşı sergilenen tutum ve yaklaşımlara dikkat çekerek istişhadi eylemlerin giderek "masum sivilleri hedef alan intihar" konseptinde değerlendirilmesinin, HAMAS üzerinden İslami mücadele metodolojisinin liberal paradigmanın önceliklerine göre eleştirilmesinin ve Filistin sorununun çözümünde Siyonist İsrail'in varlığının tartışılmaması gerektiği yönündeki savunmaların önemli açmazlar olduğunu vurguladı.

Liberal Paradigmaya Sığınmanın Sonuçları

Konuşmasının son bölümünde liberal paradigmanın Türkiye'deki İslamcı söylem ve pratik üzerindeki etkilerinin sonuçları üzerinde duran Rıdvan Kaya özet olarak şu tespitlerde bulundu:

-Liberal demokrasinin aşılamazlığının zımnen kabulü/teslimiyet: Liberal demokrasinin insanlığın geldiği nihai nokta ve en ideal sosyo-politik sistem olduğu savının genel olarak kanıksanır hale geldiğine dikkat çeken Kaya, bu algılama biçiminin Müslüman muhayyileye dönük tehditlerini irdeledi. Bu meyanda totaliterizm, faşizm vb. oranla liberal demokrasinin elbette ki daha olumlu bir tabloyu ifade ettiğini kaydeden Kaya, ancak insanlık için mutlak iyi vurgusunun tevhid akidesini zedeleyen önemli bir sapmayı ifade ettiğini belirterek mutlak iyinin ölçüsünü vaz etme yetkisinin Allah olduğunu ve O'nun da mutlak iyiyi tevhid, adalet ve özgürlük dini İslam olarak belirlediğini hatırlattı. Yine bu bağlamda liberal demokrasinin salt bir yönetim biçimi olarak algılanmasının zaafına da dikkat çeken Kaya, hâkimiyetin kaynağı tartışmalarına dikkat çekerek liberal siyaset anlayışında Allah'ın hâkimiyetinin dışlandığının görülmesi gerektiğini vurguladı.

-Liberalizm de, Kemalizm de hayatı ve İslam'ı bölüyor: Kemalizm'in İslami pratiğin belirleyiciliğine hiçbir alanda yer vermediğini kaydeden Kaya, buna karşın liberalizmin de İslami görünürlüğü parçaladığını ifade etti. Yine liberalizmin totaliterizme oranla İslam'a daha geniş bir alanda yer alma imkânını tanıdığına dikkat çeken Kaya, sonuç olarak liberalizmin dini sınırlayan ve onu salt ritüellere indirgeyen yapısının da İslami bütünselliği parçaladığını, İslam'ı ve hayatın bütünlüğünü parçalamanın öbür adının da şirk olduğunu hatırlatarak "Liberalizm de nihayetinde bir şirk ideolojisidir." dedi.

Liberal etkilerin Müslümanların zihin dünyası ve eylemleri üzerindeki etkilerin ortaya çıkardığı diğer bazı sonuçlar arasında da Kaya'nın şu tespitleri dikkat çekti:

-Kimliğin buharlaşması: Liberal etkilerin söylem ve eylem planında Müslümanları birçok alanda kimliksizliğe sürüklediğine dikkat çeken Kaya şunları söyledi: "Kur'anî kaygılarla şekillenen  İslami kimlikli bir mücadele yerine  birilerini ikna etme, gündelik kaygılar sonucunda sığınmacılık temelinde inşa edilen bir hat oluştu… Rabbimizin yüklediği felaha çağrı sorumluluğu yok bu hatta."

—Ölçüsüzlüğün kanıksanması: İçki, nikâh, flört, özel günler vb. dönük popülist ve kapitalist algı biçimlerinin özellikle de İslami basında giderek kanıksanmaya başladığına dikkat çeken Kaya, İslami basının artık Sevgililer Günü vb. salt kanıksamakla yetinmeyip katkıda bulunmaya ve de benimsetmeye mebni siyasetler izlemeye başladıklarına vurguda bulunarak "Kimliğinizle net bir duruş sergilemezseniz esen her rüzgara göre savrulursunuz!" dedi.

—Tebliğ ve davet sorumluluğunun giderek önemsizleşmesi: İslami kimlikli bir var oluşun en temel göstergesi ve gereğinin tebliğ ve davet sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Kaya, liberal dalganın Müslümanlarda yol açtığı en önemli tahribatın da tebliğ ve davetin önemsizleşmesi olduğunu söyledi. İnsanların ıslaha muhtaç tavır, tutum ve düşüncelerine karşı "Onun/onların dünyası, …tercihi, …anlayışı" vb. yaklaşımların bir müddet sonra sahiplerini dilsizleştirdiğini vurgulayan Kaya, liberal etkilerin ve tezahürlerin gelinen noktada siyasi, ekonomik gelişmelerin değerlendirmesiyle sınırlı kalmayıp Müslümanların insana bakışları, ahlaki tavır ve tutumlarına değin yansımaya başladığına dikkat çekerek tebliğini tebliğ sorumluluğu, kimliksel netlik ve sürdürülebilir bir mücadele hattının inşasının önemine dönük vurgularla tamamladı.

Program, dinleyicilerden gelen soru ve açılımların konuşmacı tarafından cevaplanıp değerlendirilmesine müteakip sona erdi.   

Haber:Abdulvedud Ay

Foto:Kürşat Okur

DİĞER HABERLER