K.Çekmece'de “Tevbe, Salih Amel ve Sabr” Semineri
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Küçükçekmece Temsilciliğinin düzenlemiş olduğu Alternatif Eğitim Dersleri devam ediyor “Hayat Rehberimiz Kur’an Işığında dersler" üst başlığında “Tevbe, Salih Amel ve Sabr” konulu seminer Emre Beklan Özdemir’in sunumuyla gerçekleşti.

Konuşmacı Emre Beklan Özdemir tevbenin sözcük anlamını dönmek, vazgeçmek, yönelmek demek olan tevbe; Kuran'da kulun yaptığı kötü işten, günahtan veya küfürden vazgeçerek, pişmanlık duyarak Allah'a yönelmesi anlamında kullanılmıştır. Tevbe kelimesinin türemişi olan tevvab ise Allah için kullanılmaktadır. Tevbeleri kabul eden, bağışlayan anlamına gelmektedir.

Anlam içeriğiyle tevbe, Allah'ın kuluna sağladığı "kurtulma imkanı" da diyebiliriz. Tevbe bu bakımdan bize çok büyük bir nimettir. Rabbimizin rahmetini, bağışlayıcılığını gösterir. Tevbe yalnızca günahların bağışlanması için başvurulan bir yol olmayıp, aynı zamanda bir sığınma hali ve sürekli bir birlikteliği paylaşma bilincidir.

Tevbe konusunda bazı yanlış alıgılar vardır. Bunlara örnek olarak: "Gel ne olursan ol gel. 40 bin defa tövbe edip, bozsan yine gel." anlayışı gibi "nasıl olsa tevbe ederek kendimi bağışlatırım" düşüncesidir. Bu anlayış kulun kendisine verilen hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bir diğer yanılgı ise : "Allah kendisini kötüye alet ettirmez." diyerek Allah'ın merhametinden umudun kesilerek şeytanın vesvesesine uymaktır. Eğer tevbe olmasaydı kötülük insan üzerinde kesin bir hakimiyet kurardı. Rabbimiz Zümer suresi 39. ayette şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Bir diğer yanılgı ise Allah ile aramıza şefaatçiler koşmaktır. Sanki Hristiyanların günah çıkarma geleneğinde var olan Allah ile kul arasına girmiş olan rahibin, dinimizde de şefaatçiler aracılığıyla yapılmasıdır.

Tevbe eden kul yaptığı hatanın farkında olmalıdır. Yani kendini müstağni görmemesi gerekir. Kendini yeterli gören biri zaten yaptığı hatanın farkında değildir ve ona göre yapmış olduğu eylem doğrudur. Bu yüzden Tevbe etmek için bir farkındalık olması gerekir. Bunun dışında tevbe eden kişi bir karar ve yönelmede bulunmalıdır. "Ey Rabbimiz, bizi Sana teslim olanlardan kıl ve bizim soyumuzdan Sana teslim olacak bir topluluk çıkar, bize ibadet yollarını göster ve tevbemizi kabul et: şüphesiz yalnız tevbeleri sen kabul eden, rahmet dağıtan!" (Bakara- 128) ayetinde olduğu üzere tevbe eden kişi Allah'a yönelmelidir. Yani tevbemiz bir hicrete vesile olmalıdır. Kötülüklerden, şeytanın şerrinden Rabbe ve hakikate hicret edilmelidir.

 Konuşmacı Özdemir salih amelin tanımının çeşitli tanımlarının olduğunu söylerek; İbn Abbas, salih ameli genel anlamda farzlardır diyerek tanımlarken, Hz. Ali salih ameli vaktinde tadil-i erkan ve heyetine riayet ederek kılınan namazdır şeklinde tanımlamıştır. Bir başka tanıma göre ise salih amel: "İmana dayalı olan şeyler ve hayır işlemektir." diye tanımlanmaktadır. Müfessirler ise salih ameli, Allah ve Rasül'ünü tasdik etmek, emrettiklerini yapıp neyhettiklerinden kaçmak, Allah'a itaat etmek ve yasaklarından kaçmak şeklinde tanımlamaktadır. Bu amellerin yerine getirilmesi için iman bir şarttır ve zaten bu amellerin de iman olmadan yapılması düşünülemez. O halde bir amelin salih olabilmesi için iman ve bunun gerektirdiği şekilde hareket etmenin esas olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü iman, salih amelin düşünce planında olmasını sağlayacaktır ki, salih amelde de bu esastır. Salih amel ile iman arasında önemli bir bağ vardır. Çünkü Allah, kendisine kavuşmanın salih amel işlemede ve yapılacak ibadette hiç kimseyi kendisine ortak koşmamada olduğunu bildirmektedir. Salih amel imanın semeresidir. " İman edip, salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlerle müjdele!" Amesliz iman, nefsi tezkiye etmiyeceği gibi, vadedilen mükafatları da elde etmeye kafi gelmeyecektir. Kuran-ı Kerim'de Ali İmran, 114. Ayette: " Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyanlar vardır. Bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, iyiliği emreder, kötülükten kaçınır ve hayır işlerine koşarlar onlar salih insanlardır." diyerek salih insanın tarifi yapılmıştır. Ayrıca salih amellerin mükafatlandırılıcağına dair Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de Rad suresi 29. ayette şöyle buyurmaktadır: "İman eden ve salih amel işleyenler için güzel bir gelecek ve mutluluk vardır."

Konuşmacı Özdemir, son olarak Sabır konusunu ele aldı. Sabrın anlamını: dayanma, tahammül göstermenin yanında, akıl ve şeriatın gerektirdiği şeylere nefsi vakfetmek, hasretmek, müsibet anında kendini tutmak; harp esnasında cesur olmak; güç ve sıkıntılı anlarda gönül ferahlığı , sözü gizleme gibi anlamlara geldiğini belirterek, sabrın iyilikte ve takvada ısrar, Allah'a itaat ve ibadette kararlılık demektir. Sabır İslam'ı kişisel toplumsal hayata hakim kılma gayreti karşısında karşılaşılan zorluklarla dayanma ve direnme demektir. Sabır konusundaki ayetleri bir genel olarak ele aldığımızda mevcut zor şartlara karşı sahip olunan değerleri yaşama ve savunmada gayret tahammül, direnme gücü demektir. Sabır, İslam'ı kişisel ve toplumsal hayatta hakim kılma gayreti karşısında karşılaşılan zorluklara dayanma demektir. Tevbe etmeden salih amelin olmayacağını, salhi amel olmadan ise sabredilemiyeceğini vurgulayarak konuşmasına son verdi.

Seminer katılımcıların sorularıyla son buldu.

Haber: Kürşat OKUR

DİĞER HABERLER