22.03.2010 00:41
Bağcılar'da "Seküler Tehdit ve İnsan" Semineri
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Bağcılar temsilciliği 20 Mart Cumartesi gecesi gerçekleştirdiği "Seküler Tehdit ve İnsan" konulu seminerle etkinliklerine yeni bir sayfa daha ekledi. Seminerin konuşmacıları Veysi Selimoğlu ve Bahattin Urlu’ydu.

İlk konuşmacı Veysi Selimoğlu konuşmasının ilk bölümünde seküler kelimesinin anlamı ile ilgili bilgiler verdi. Seküler kelimesinin Latince'den geldiğini ve aslının saeculum olduğunu belirten Selimoğlu bu kelimenin ömür, yaş, çağ, yüzyıl, kuşak, nesil anlamlarına geldiğini söyledi. Saeculum kelimesinin aynı zamanda dönyevi yani ilahi zamana değil dünya ile ilgili zamana uygun anlamını da taşıdığını dile getiren Selimoğlu Saeculum kelimesinin tarif olarak iki şeye işaret ettiğini bunlarında yer ve zaman olduğunu ifade etti. Veysi Selimoğlu bu noktadan sonra seküler kelimesinin kavramsal anlamları ile ilgili bilgiler sundu ve bu konuda şu görüşleri dile getirdi; Siyasi anlamda sekülerizm kilise ve devletin ayrılması anlamına gelmektedir. Sekülerizm ayrıca din ve doğaüstü inançların dünyayı anlamak ve günlük hayat için temel teşkil etmediğini savunan sosyal bir ideolojidir. Sekülerizm dünyaya ait olan, kutsanmamış, profan, dini referans vermeksizin bir hayat anlayışı oluşturmayı ifade etmektedir. Sekülerizm bireysel ve toplumsal hayatta dini devre dışı bırakmayı, dünyevi işlerde dinin yargılama özelliğini reddetmeyi içerir. Sekülerizm bu şekilde Allahın yerine insanı koymayı hedeflemiştir.

Veysi Selimoğlu konuşmasının ilerleyen bölümlerinde sekülerizmin sosyal ve toplumsal boyutta içerdiği ilişkiler boyutuyla ilgili görüşlerini dillendirdi. Sekülerizmin etik ile ilgili ilişkisinde esas olan dini ve ilahi temeller yerine positif, bilimsel ve rasyonel temellerdir. İslamda ise esas olan ahlaki kuralların fıtrata uygunluğudur. Selimoğlu sekülerizmin topluma bakışını ise şu sözlerle ifadelendirdi; Batı toplumları genellikle seküler olarak tanımlanmaktadır. Genel olarak Batı toplumlarında resmi din dayatması mevcut değildir. Lakin Aydınlanma hareketinin bir sonucu olarak sekülerizmin savunucuları ve düşünürleri dinin sadece siyasi alandan değil toplumsal alandan da en azından bir yargı ve değerler kaynağı olarak ayrılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Selimoğlu sekülerizm ve devlet ilişkisini ise teokratik kurallar yerine devlet idaresinde seküler esasların tercih edilmesi olarak tanımladı. Hristiyanlığında sekülerizmi destekliğini ileri sürenler Luka incilinin 20. bölüm, 25. ayetinde vergiler üzerine Hz. İsa'nın şöyle dediğini söylerler; Öyleyse Sezar'ın hakkının Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verin.

Selimoğlu İslam açısından bakıldığında ise İslamın seküler bir anlayışı benimseyemeyeceğini dinin hayatın her alanında var olduğunu ifade etti.

Selimoğlu konuşmasının son bölümünde seküler anlayışın Türkiye'ye Tanzimat ve İslahat fermanlarıyla girdiğini, İttihat Terakki zihniyetinin bunu devam ettirdiğini, Türkiye Cumhuriyetinin de Batı'dan ithal fikir ve anlayışlarla bunu kurumlaştırdığını belirtti.

İkinci konuşmacı Bahattin Urlu ise aslında sekülerist anlayışın dünyevileşme anlamıyla insanlık tarihiyle birlikte var olduğunu ancak kavram olarak Batıda kilisenin tasallutundaki insanların kurtuluşunu ifade eden pratik bir sonuç olduğunu ifade ederek sözlerine başladı. Papanın ve kilisenin hakim olduğu dönemlerde zulmün had safhaya çıktığını belirten Urlu buna bir tepki olarak sekülerizmin geliştiğini belirtti.

Urlu İslam'ın bedenin ve hazzın bir araya gelmesini olumsuzlamadığını, İslam'ın reddettiği ruhbanlığın ve dünyevileşmenin ilahlaştırılması olduğunu belirterek bu konuyla ilgili şu ayetleri dillendirdi;

''Allahın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma'' (Kasas Süresi 77 )

'' İnsanlardan bazısı şöyle der Ey Rabbimiz bize dünyada ver. Böylesi için ahirette bir nasip yoktur. Onlardan kimide şöyle der Bize dünyada da güzellik ver ahirette de güzellik ver. Ve bizi ateş azabından koru. İşte böyle diyenlere kazandıklarından bir nasip vardır'' (Bakara Suresi 200-202)

Musa(a.s) ve Süleyman(a.s)'ın sahip oldukları imkanlara rağmen dünyevileşmeyi esas almadıklarını bunları bir imtihan vesilesi olarak gördüklerini belirten Urlu günümüzdeki Müslümanların dilleriyle dünyevileşmeyi reddettiklerini fakat yaşantılarıyla dünyevileşme içerisinde olduklarını belirtti.

Sekülerizmin dini bireysel hayata mahsus kılıp devlet ve hukuk düzeninde devre dışı bırakmayı esas aldığını belirten Urlu bu anlayışın Emevilerce İslam'a dahil edildiğini ifade etti. Yöneticiye zalim de olsa itaat edilmesi gerektiği çünkü o'nun tanrısal iradeyi temsil ettiği anlayışının Pavlus tarafından Hristiyanlığa sokulduğunu belirten Urlu bu anlayışında Emeviler tarafından kullanıldığını belirtti.

Bahattin Urlu hükm, mülk, emr kavramlarının Kur'an da kullanıldığını belirterek din'in devlet ve hukuk düzeninde var olduğunu ifade etti ve şu ayeti dile getirdi;

''Gözünüzü açın Yaratış da O'nundur, emr de. Yaratılışta O'nun içindir, iş-oluş ve yönetimde. Öylesine yücedir O alemlerin Rabbi. (A'raf 54)

Bahattin Urlu sekülerleşmeden kaçınmanın bir yolu olarak hayata müdahale eden ibadet anlayışının esas alınması gerekliliğine vurgu yaparak sözlerini bitirdi.

Seminer programı her zaman olduğu gibi dinleyicilerin katkı ve sorularıyla sona erdi.

DİĞER HABERLER