“İttifak, Dayanışma ve Vahdet" Paneli
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Küçükçekmece Özgür-Der’in düzenlediği İslami düşünce konferansları ve panellerinin bu ayki konusu “Müslümanlar İçin İttifak Dayanışma ve Vahdet”’ programının bu haftaki konukları Ahmet Kalkan ve Hamza Türkmen’di. Program Mevlüt Akbal’ın okuduğu Kuran’ı Kerim ve meali ile başladı.

Panel yöneticisi Receb Şencan'ın açış konuşmasından sonra ilk olarak Ahmet Kalkan'a söz verildi.

Konuşmacı Kalkan sözlerine vahdeti sadece dillendirmekle kalmayıp onu yaşatmanın çabalarını aramalıyız. İki defa dünya savaşlarında birbiriyle savaşmalarına rağmen Hristiyanlar hiç savaşmamış gibi İslam'ın karşısında dimdik durabilirken bugün İslam coğrafyasının hali içler acısıdır. Buda bize vahdet anlayışımızın zaafını gösterir. Vahdet ancak tevhid bilinci ile olur. Biz tevhidi anlayıştaki zaaflarımızı gidermeliyiz. Tevhidi insanlara izah etmekte sıkıntı yaşıyoruz. Kuran bize vahdetle ilgili bir ufuk çizmiştir. Bir ümmet olup, insanları hayra davet edip kötülükten alıkoymayı bizim Kur'ani bir sorumluluğumuzdur. En önemli maruf tevhid, en önemli münker şirktir. Fakat Müslümanlar güçlerini kendi cılız sesleriyle bölük pörçük bir şekilde harcıyorlar. Kuran vahdeti emreder. Peygamber vahdeti emreder. Akıl vahdeti emreder. Tek başına kaldıramayacağımız bir yükü el birliğiyle taşın altına elimizi sokarak kaldırabiliriz. Davanın hakim olması küfre ve zulme karşı kıyamda durulması gibi İslam'ın ağır yükü birkaç kişinin omuzlarında değil ancak gücümüzü kuvvetimizi birleştirerek güç yetirebiliriz. Müslümanlar üzerinde oynanan oyunların hepsi tefrika yüzünden olduğu ortadır. 56 ülkeye bölünmüş bir ümmet bunun bir göstergesidir. Bütün bu durumlar güç oluşturamamanın bir sonucudur. Irak'taki, Afganistan'daki durum ortadadır. Afganistan'da savaş sırasında birlik olan müslümanlar savaş sonrası birbirine düşmüştür. Irak'ta Sünniler, Şiilere karşı, Şiiler ise Sünnilere karşı bir kin duymaktadır. Hayat bize vahdeti mecbur ediyor. Vahdeti müslümanlar olarak içimizde kaybettik. Vahdet türküsü söyleyenlerin tutarlı olmadıklarını görüyoruz. Oysa Kuran bütün itilafları ortadan kaldıracak bir kaynak olduğu halde hala başka kaynaklar, başka deliller ortaya çıkarılarak birleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu vahdeti temsil etmez. Tevhid birlemek, Vahdet ise birleşmek demektir. Birlemenin çizdiği sınırlar içerisinde tevhid ekseni etrafında Allah'ı razı etmek için Kuran merkezli nebevi usul ile bir araya gelen insanlar küçük itilaflarını bir kenara bırakarak bir araya gelmelidir. Her konuda aynı düşünceyi düşünmek değil, problemlerini Kuran istikametinde çözüp küçük farklılıklarını önemsememektir. Ancak bu şekilde vahdet olabiliriz. Tevhid ile vahdet arasındaki ilişkiye değinen Kalkan tevhidi doğru anlamış olsaydık bugün Müslümanlar olarak bu durumda olmazdık. Vahdeti anlamak tevhidi anlamaktan geçer. Tevhid Allah'ı birlemektir. Vahdet ise Allah'ı birleyenlerin bu yoldaki birlikteliğinden doğar. Tek bir Kuran var fakat farklı anlayışlar yüzünden Müslümanlar bugün ayrılığa düşmüştür. Kuran apaçıktır. Rabbimiz bizi tefrikaya düşürmek, birbirimizi ayrılığa sevketmek için Kuran'ı göndermedi. Kuran'ı teslim olan bir anlayışla, araya bir şey katmadan değerlendirip, Kuran'a ön yargısız yaklaşırsak, modern sapmalardan, geleneksel anlayıştan uzak bir şekilde yaklaşırsak Kuran'ı doğru anlayabiliriz.

2. konuşmacı Hamza Türkmen ise, Cahiliyenin bütün hayatı kuşatmış durumda olduğunu. 1. Dünya savaşı ile batılı emperyalist devletler istisnasız bütün İslam coğrafyasını işgal ettiklerini görmekteyiz. İşgalden sonra ise kendi işbirlikçi yönetimlerini ikame ederek vahdete en büyük darbeyi vurmuşlardır. O dönemden bu yana bizi kendi kavramlarıyla eğitmeye başladılar. İlk olarak batılı paradigmanın dayattığı kavramlardan kurtulmamızı ve bunlardan arınmamıza konuşmasında yer verdi. Kendini İslam'a nisbet eden bir çoğunluk olduğunu fakat kendini tanımlarken hepsi demokrat müslüman, sosyalist müslüman, milliyetci müslüman, laik müslüman gibi kavramlarla müslümanların bir zihin bulanıklığı yaşadığını belirtti. Yusuf suresinde "Onların çoğu Allah'a şirk koşmadan iman etmezler." denmiştir. Yani doğru bir tevhid bilinci oluşmadan vahdet sağlanamaz. Aslolan şey vahdeti nasıl sağlayacağımız. Vahdeti oluşturmak adına geçmişte buna dair Vahdet gazetesi çıkarıldığını veya bazı fedakar müslüman insanların İslam devleti kurarak vahdeti sağlayabileceğini ama bunu yapamayınca da hayal kırıklığına uğrayıp vahdeti unuttuklarını söyledi. Fakat insanların ellerine gazete tutuşturmak ile veya İslam devleti kurmak ile insanlara en iyi din bizim ki diyerek vahdetin olmadığını görmekteyiz. Vahdetin temellerini Kuran ve Resulullah'ın sünneti ile oluşturabiliriz. Şu anki halimiz imame kopmuş ve tesbih taneleri dağılmıştır. Oysaki Fatiha suresinde: "Yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım dileriz." derken biz vurgusu, bir birlikteliği zikrediyoruz. Yalnız başımıza evde namaz kılarken bile biz diyerek dua ediyoruz. Bizim yeniden kur'ani ölçülerde buluşup akaidimizi, ve fıkhımızla bir Kuran nesli oluşturmayı sağlayabiliriz. Müslümanlar olarak biz en önemli yitirdiğimiz şey ise nimettir. Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz Enfal suresinde "Bir kavme verdiğim nimeti eğer o kavim kaybederse ben onu halini değiştiririm." demektedir. Demek ki Allah bize bir nimet verdi. Hakkı, adaleti ve zulme karşı çıkan bir ümmettik fakat sonra Kuran'ın yasaklandığı, ezanın Türkçe okunduğu, başörtüsünün yasaklandığı, 15 yaşından küçük çocuklarının Kuran kurslarına gitmesi yasaklandığı bir toplumdayız. Vahyi tanıklaştıran onun dağıtımını yapan ciddi bir rüzgarımız var mı yoksa bu rüzgarımız kesilmiş midir? Bizim fıtratımıza en uygun çözüm önerisi vahiydir. Hz. Adem'den bu yana peygamberlere gelen evrensel mesajdadır. Yeniden toparlanmamız gerekir. Bunun için konuşabilmemiz gerekir. En büyük sıkıntımız konuşamamak, tartışamamaktır. Arınmak vahdete ulaşmak için en büyük adımdır. Sünni ve Şii dünyanın kör bir taassub içinde olduğunu görmekteyiz. Allah'ın korunmuş akaid kitabını bırakmış, kişilerin yorumunu akaidleştirmişiz. Bunun için bilinci ön plana çıkartmalıyız. Dağılmış olan ümmeti diriltecek olan onun sahip olduğu inancıdır. Kuran'da da "Bir kavim kendini değiştirmek istemedikçe, Allah onu değiştirmez." İlk olarak biz kendimizi değiştirmeliyiz. Bunu ancak vahiyle donanmış, vahiyle hemhal olmuş bir ümmet nüvelerini oluşturmaktır.

Panel dinleyicilerin sorularıyla son buldu.

Haber: Kürşat Okur

DİĞER HABERLER