24.05.2011 04:30
Gürbüz'de Yasin suresinin tefsiri yapıldı
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Gürbüz temsilciliğinde Yasin suresinin tefsiri yapıldı.

Kısa bir süre önce Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı Gürbüz (Cewzê) beldesinde açılan Özgür-Der Gürbüz temsilciliği, faaliyetlerine devam ediyor. Temsilcilik bünyesinde öğrencilere okul dersleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda katkının yanı sıra İslami konular ve tefsir çalışmaları yürütülüyor.

Bu bağlamda bu hafta sonu Yasin suresinin tefsiri yapıldı. Eyüp Yıldız'ın işlediği surede, toplumda bilinenin aksine Yasin suresinin ölülerden ziyade dirilere hitap ettiği vurgulandı.

Eyüp Yıldız'ın sunumundan notlar:

YASİN SURESİ

Yasin suresinde Hz. Muhammed'in (s.a.) hak peygamber olduğu ona indirilen Kur'an deliliyle desteklenerek açıklanır; başka peygamberlerin tevhit mücadelelerinden bîr kesit verilerek bu uğurda büyük sıkıntılara katlanan Resûl-i Ekrem ve ona tâbi olanlar teselli edilir. Allah Teâlâ'nın birlik ve kudret delillerine ve evrendeki yaratılış sırlarına dikkat çekilerek öldükten sonra dirilme gerçeği ve bunun sonuçlan üzerinde durulur.

Surede özellikle Üç hususta deliller öne sürülmüştür.

1) Tevhid hakkında delil olarak, kâinatta cerayan eden hadiselere işaret edilerek, insanın aklına hitab edilmiştir.

2) Ahiret hakkında ise, kâinat, insan yapısı ve her akıl sahibinin düşünebileceği hususlar delil olarak ileri sürülmüştür.

3) Risalet hakkında şunlar delil olarak verilmiştir: Hz. Peygamber (s.a) İslam'ın tebliği dolayısıyla çektiği meşakkatlerden ötürü, sizlerden hiçbir surette ücret istemez. Çünkü o bunları karşılıksız yapmaktadır. Ayrıca Rasûlullah'ın (s.a) tebliğ ettiği mesaj akla uygundur ve bu mesajı kabul etmek sizlerin yararınadır.

Burada, kalplerdeki kilitlerin kırılması ve kalbinde az çok duygu bulunan hiçbir kimsenin etkilenmekten hali kalmaması için, kuvvetli bir üslûbla tehdit ve tenbih gayet şiddetli bir şekilde tekrarlanmıştır.

Fazileti: Hadis kaynaklarnda Hz. Peygamber'den Yâsîn sûresinin faziletine dair nakledilmiş sözler yer alır. Bunlardan biri şöyledir: "Her şeyin bir kalbi vardır;Kur'an'ın kalbi de Yâsîn'dir"

İbn Abbas'ın da -bu sûrenin son âyeti hakkında- "Yâsîn'in ve onu okumanın niçin bu kadar faziletli olduğunu bilmiyordum; meğer bu âyetten dolayı imiş" dediği nakledilir. Hadislerin sıhhat durumu tartışmalı olmakla beraber, öteden beri İslâm âlimleri Resûlullah'ın bu sûreye özel bir ilgi gösterdiği kanaatini taşımışlar ve müslümanlar da Kur'an tilâvetinde ona ayrı bir yer vermişlerdir.

"Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de Yâsin'dir. Kim Yâ-sin'i okursa, Allah onun okumasına, Kur'an'ı on kere okumuş gibi sevap yazar" (Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'an, 7; Dârimî, Fedâilu'l-Kur'an, 21).

"Yâsin, Kur'an'ın kalbidir. Allah'ı ve âhiret gününü arzu ederek Yâsin okuyan kimsenin geçmiş günâhı affedilir. Onu ölülerinize oku-yunuz" (Ebû Davud Cenâiz 20; İbn Mace, Cenâiz 4; İbn Hanbel, Müsned V, 26, 27).

"Ölmek üzere olan hastalarınızın yanında bu sûreyi okuyun"

Fatiha Suresi hakkında, adeta Kur'an'ın bir özeti olduğundan nasıl "Kitab'ın anası" denmişse, Yasin suresi için de "Kur'an'ın çarpan kalbi" denmiştir. Sureye böyle denilmesinin nedeni, onun etkileyici bir üslûbta ruhları harekete geçirmesi ve onları durgunluktan kurtarmasıdır.

Gerek İslam kültüründe gerekse de halk kültürümüzde yasin suresinin apayrı bir  önemi vardır.bu nedenle kuranın acil olarak doğru bir şekilde anlaşılması gereken surelerin başında gelir yasin suresi. Halkımız ölmek üzere olan hastalara, öldükten sonra kabirleri başında ve her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarının temini için bolca yasin suresi okumaktadırlar.

Bizler kuranı okumaktan maksadın onu hakkıyla anlamak ve yaşamak için olduğuna iman etmişiz. aksine kuran okuma işi sadece sevap kazanma ve dünyevi ihtiyaçların giderilmesi amacıyla değildir. "Ölmekte olanlara Yasin Suresi'ni okuyun." Hadisinin  maksadı da , ölüm yaklaştığında, İslam'ı toplu bir şekilde hatırlatmak ve İslam akidesinin zihinlerde tazelenmesini sağlamaktır. Böylece söz konusu kişinin gözü önünde ahiret manzarası canlanacağı için, öbür dünyada ne gibi sahnelerle karşılaşacağını bilir ve kendisini buna hazırlar. Bunun bir faydası olabilmesi için kişi Arapçayı bilmiyorsa da, zikrin amacına ulaşabilmesi bakımından mealini okuması ya da anlaması gerekiyor ki kendisine faydası dokunabilsin.

Hani anlatılır ya, tüm hayatı boyunca kitaptan da, kitabın Yâsîn sûresinden de habersiz, inşaatçılıkla uğraşırken ölüm döşeğine başını koymuş bir adamın başına gitmişler ve okumaya başlamışlar. Adamın okunandan hiç mi hiç haberi yok. O ana kadar ne Kur'an duymuş, ne âyet duymuş, ne hadis duymuş, ne Yâsîn duymuş. "Kiremit ver, çimento dök, harç getir, al, ver" derken, son anda "harç bitti, inşaat paydos!" der ve ruhunu teslim eder. Böyle birinin başında bin Yâsîn okusanız bile bir değer ifade etmeyecektir. Adamın önceki hayatında Yâsîn olacak ki, Yâsîn'den haberdar olacak ki ölürken de bildiği şey sadece kendisine hatırlatılmış olsun.

2-"Hikmet dolu Kur'an'a  andolsun; "

3-4-"Ki sen kesinlikle, dosdoğru bir yolda yürümek üzere gönderilmiş peygamberlerden birisin"

5-6-" (Bu kitap) azız ve rahim olan Allah tarafından ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir"

Bu şekilde bir giriş, Kureyşli müşriklerin, Hz. Muhammed'in (s.a) peygamberliğini şiddetle inkâr etmelerinden ötürü yapılmış ve bu yüzden Allah surenin başında "Şüphesiz sen gönderilmiş peygamberlerdensin" diye buyurmuştur. Yani kafirler gerçekten büyük bir yanılgı içindedirler. Bundan dolayı Kur'an'a yemin edilerek, Kur'an "Hakim" sıfatıyla birlikte anılmıştır. "Kur'an senin peygamberliğine bir delildir ve hikmet doludur." Böylesine hikmetli sözleri ancak bir peygamber tebliğ edebilir. Çünkü bu sözler bir insanın yeteneklerinin çok üstündedir. Hz. Muhammed'i (s.a) tanıyan herkes bu sözlerin ona ait olmadığını veya başka bir kimseden öğrenmediğini çok iyi bilir

Araplar'da yalan yere yemin etmenin dünyanın harabına yol açacak kadar ağır bir kötülük olduğuna inanılırdı. Resûl-i Ekrem de bir hadisinde bu anlayışı teyit etmiştir. İşte bu âyetlerde Hz. Muhammed'in gerçek bir peygamber olduğu bir yemine bağlı olarak ifade edilmektedir; üzerine yemin edilen ise muhataplarınca kendileri tarafından bîr benzerinin ortaya konamayacağı anlaşılmış bulunan eşsiz mucize Kur'an-ı Kerîm'dir ki kuran da  "Hikmet dolu" diye çevrilen 2. âyetteki "muhkem, sağlam; öğütleri, buyruk ve yasaklan yerli yerince olan"  mucizevi bi kitaptır.

7-" Andolsun kî onların çoğu hakkında o söz gerçekleşecektir; çünkü onlar îman etmeyecekler"gerçekleşeceği belirtilen"söz"den maksadın Hûd 11/119 ve Secde 32/13 âyetlerinde geçen Allah Teâlâ'nm "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım!" şeklindeki yemin ifadesi olduğu belirtilir.

8-" Biz onların boyunlarına çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik, bu yüzden kafaları yukarı kalkık durmaktadırlar"

9-" Onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik, böylece sözlerim perdeledik; artık görmezler"

10-" Kendilerini uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler"

Pek çok açık kanıta rağmen inatla inkarcılıklarını sürdürenler öyle iç ve dış etkenler, öyle psikolojik ve sosyolojik şartlar ve alışkanlıklarla kuşatılmışlardır ki, boyunlarına çenelerine kadar dayanan boyunduruklar geçirilmiş gibidirler; kafaları yukarı kalkık, gözleri aşağıya kaymıştır; hangi yöne dönseler hidayet ışığına uzaktırlar; böbürlendikleri ve nefislerine tutsak oldukları için "Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz;  öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?"(fussilet 53) sözü edilen delilleri, gerek kendilerini çevreleyen dış âlemdeki gerekse ruhî ve biyolojik yapılarındaki kanıtlan artık göremezler. Boyunlarına halkalar geçirildiğinin belirtilmesi, insanın fıtratına yerleştirilen cebrî bir durumdan değil, onların kendi işledikleri suçtan ötürü gördükleri bir karşılıktan söz edildiğini gösterir; zira bunlar birer cezalandırma aracıdır, ceza ise suçun karşılığıdır.

10. âyette, Hz. Peygamber'in inkarcılıkta direnenleri iman dairesine sokmakla yükümlü olmadığına, bu gibilerin kendi tercihlerinin sonucuna katlanmak zorunda kalacaklarına işaret edilmektedir. "Şüphesiz, inkâr edenleri uyarsan da,uyarmasan da, onlar için farketmez; inanmazlar.   Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır. "bakara 6-7

11-" Sen ancak o zikre uyanı ve görmediği halde Rahmân'dan korkup sayanı uyarabilirsin. İşte böylesin) hem bir af hem de değerli bir ödülle müjdele" Buradaki "ancak" kaydı, belirtilenler dışındakilerin uyarı kapsamında olmadıkları anlamında değil uyarının sadece onlara yarar sağlayacağını belirtmek içindir. hz peygamberin islamın en azlı düşmanlarından olan ebu cehilin kapısına dahi islamı tebliğ için yetmiş küsür defa gitmesi muhatapların ne kadar azılı ve iman etmemeye meyyal olurlarsa olsunlar Müslümanların kendilerine tebliğ vazifesini ihmal edebilirler anlamına gelmiyor, gelmemelidir. Öğüt ise ancak müminlere fayda verir. bu öğütlere uyanlar ise ahirette rabbimizin affı ve cenntiyle mükafatlandırılacakları müjdesi veriliyor.

12.-"Şüphesiz ölüleri diriltecek olan biziz. Onların gelecek için yaptıktan her şeyi ve bıraktıkları her izi de yazmaktayız. Zaten biz her şeyi apaçık bir ana kitaba kaydetmişizdir"

 "Oysa gerçekten sizin üzerinizde koruyucular  var, Şerefli-üstün' yazıcılar. Her yapmakta olduğunuzu bilirler" (infitar10-11-12)

"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken  O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır."(kaf16-17-18)

Bundan, insanların amellerinin üç şekilde kaydedildiği anlaşılıyor. Birincisi, insanın iyi ve kötü tüm amelleri Allah'ın indinde kayıtlıdır. İkincisi insanın amelleri anında tespit edilmektedir. Sonra bunlar kıyamet günü ortaya çıkacaktır.

Yani, insan tüm sözlerini, niyetlerini, arzularını zihninde yazılı bulacak ve yine tüm davranışları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçecektir. Üçüncüsü ise insanın ölümden sonra geride bırakacağı iyi ya da kötü tesirlerdir. Bu tesirler nereye ve ne zamana kadar devam ederse, o kimsenin hesabına işlenecektir. Sözgelimi, kişinin çocuğunu iyi veya kötü şekilde terbiye etmiş olması dolayısıyla o çocuğun topluma olan etkileri, yani insanın ektiği tohumun karşılığı olan sevap veya günah, onun hesabına işlenecektir.

İmtihan için dünyaya gönderilmiş olan insanoğlu fanidir ve öldükten sonra hesap vermek için tekrar diriltilecektir.Aslında İnsanın bütün eylemlerinin kayda geçirilmesine yüce Allah'ın ihtiyacı yoktur; bu, insanın bu bilgiyi her zaman göz önünde bulundurup dünya hayatındaki varlığını anlamlandırabilmesi ve her adımını varlık sebebine uygun bir bilinç içinde atması içindir.

"gelecek için yaptıkları her şey ve bıraktıkları her iz" şeklinde tercüme edilen kısmı açıklanırken, bir yandan iyi olsun kötü olsun insanların bütün işlediklerinin tespit edildiği belirtilir; diğer yandan da kişinin öbür dünyada karşısına çıkacak amel defterinin ölümle kapanmadığı, yararlı bir bilgiyi öğretme veya kaleme alma, bir imkânını vakfedip kalıcı hayır yapma, İnsanların faydalanacakları hizmet binası, cami vb. iyi eserler bırakmanın yahut bazı zâlim yöneticilerin yaptığı gibi insanların eziyet çekmesine, zarara girmesine veya Allah yolundan sapmasına sebep olacak usuller ihdas etmek suretiyle geride kötü izler bırakmanın -bu iz ve eserler varlığını koruduğu sürece- insanın sorumluluk hanesine olumlu veya olumsuz puanlar halinde kaydedildiği üzerinde durulur.  Bu bakımdan âyeti "ölmeden yapıp tükettikleri, bitirdikleri ile izi ve eseri devam eden bütün işlerini (amellerini)..." şeklinde çevirmek de mümkündür. Hz. Peygamber "İnsan öldükten sonra amel (defteri) kapanır; yalnız şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadaka-i câriye, yararı sürekli olan ilim ve ölenin ardından dua eden hayırlı evlât"  Fakat bu hadiste amel defterinin kapanması sevapların yazılması açısındandır. Birçok müfessirin konumuz olan âyetin yorumu sırasında belirttiği üzere, başkalarının kötülük işlemesine sebebiyet verecek kötü bir yol açanlar da bu âyetin kapsamındadırlar ve etkileri öldükten sonra devam eden bu kötülüklerden ötürü veballeri de artmaktadır. Nitekim sevgili Peygamberimiz şu hadisinde başkalarını etkileyecek çığır açmanın iki şeklini de ayrı ayrı ifade etmiştir: "Kİm İyi bir uygulamaya öncülük ederse, kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin sevabı verilir. Yine kim kötü bir uygulamaya öncülük ederse, kendisine hem o davranışın hem de kıyamete kadar onu örnek alan kimselerin günahı yüklenir"