12.11.2016 16:45
Tatvan Özgür-Der'de ‘’Laiklik ve İslam‘’ Meselesi Konuşuldu
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Tatvan Şubesinin cuma seminerlerinin bu haftaki konuğu Hasköy Özgür-Der temsilcisi Çelebi Kartal oldu.

''Laiklik ve İslam'' meselesinin konuşulduğu seminer, Tatvan Özgür-Der'in dernek binasında icra edildi. Bünyamin Atalay'ın moderatörlüğünü yaptığı seminer Enes Ece'nin okuduğu Kur'an-ı Kerim ve mealinin ardından başladı.

Çelebi Kartal, konuşmasında şu hususları belirtti:

Modern dünya gerçek manada düşünsel bir bunalım yaşamaktadır. Bu bunalımın nedenlerini bilebilmek için de Sekülarizmi iyi bilmek gerekir.

Modernizm, Rasyonalizm, Hümanizm, Bireyselleşme, Küreselleşme vb. modern ideolojiler, fikirler; Ateist ve deist yapılardır. Bu gibi İslam dışı düşüncelerin felsefi arka planlarını ve dayandıkları referansları bilmekte fayda vardır. Aksi takdirde iyi bir  tahlil yapmamız mümkün olmayacaktır çünkü İslam'a ait kavramları seküler aklın kuşatmasında okuyamayız. Yahut modern kavramları da uhrevi, imani zeminden değerlendirmemiz doğru olmayacaktır.

Bu bakımdan İslam ile laikliği birarada düşünmek ikisinin de doğasını bilmemek manasına gelir. Zira İslam, referanslarını Kur'an'a dayandırır ve vahyi ölçüleri merkeze alarak ilahi dünya görüşünü insanlığa bir yaşam tarzı olarak sunar.

Laiklik ise beşeri olup pozitivist, bilimselci bir perspektifle  görüşlerini insanlığa sunar ve dünyacı bir tavır takınır.

İslam'a göre insanlığın hayatına yön verecek olan vahiy'dir. Kur'an'da farklı dinlerden bahsedilmişse de Allah'ın razı olacağı dinin Ed-Din diye tabir edilen bozulmamış, tahrif edilmemiş olan son Nebi ile tebyin edilen din yani yaşam tarzı olduğunu söylememiz gerekir.

Kur'an-ı Kerim, yaşamın tüm safhalarına müdahil olan ve Allah katında en makbul hayat tarzı olarak kabul edilen İslam'ın yüce kitabıdır. Ve dolayısyla hayata dokunan her konuda söyleyecek sözü vardır.

modern hayatın etkisiyle bir çok kavram erozyona uğramıştır. İslam kavramı ve islami anlyışlar da bu erozyondan nasibini almıştır. Nitekim çoğu zaman İslam tarihi ile müslümanların tarihi birbiriyle karıştırılarak sahih islam zan altında bırakılmaya çalışılmıştır. Bu kasıtlı ve art niyetli tahrifatlar kimi zaman müsteşriklerce beslendiği gibi modernizmden etkilenenlerce de vuku bulmuştur.

Ed-Din olan İslam; insan, toplum, siyaset ve devlet noktasında her an ve her yerde bir dünya inşa etmeye yeterli midir? Din çağı şekillendirebilir mi? Bu iddiaya dair tasavvurumuz ne denli vahye dayanıyor?

Sorularına vereceğimiz cevaplar, dinin doğru anlaşılmasına ve günlük yaşantımızın islamiliğine dair muhasebemize yön verecektir. Lakin bilmemiz gerekir ki vahyin amacı yaşamın sadece sınırlı alanlarına müdahale etmek değildir.

Allahu teala, tüm alemin tek hakimidir. Tüm varlıklar O'na aittir. Dolayısıyla kurallar koyma ve yönetme yetkisi de O'nundur. Çünkü Allah mutlak hükümrandır. İnsan çevresindeki varlıklarla beraber bu dünyanın sadece küçük bir parçasıdır. Allahu teala ise, göklerin ve yerin ilahıdır.

İslam, insanı ruh, beden ve duyular diye parçalara ayırmaz. Hayatı da bir bütün olarak ele alır ve buna göre düzenler. İslam hem din hem de devlettir. İslam kulu, hevasından kurtarmak için gelmiştir ve insanın maslahatına göre neyin doğru neyin yanlış olduğunu vazeder ve uyulması gereken kuralları belirler.

''De ki: "Bakın, benim namazım, (bütün) ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (yalnızca) bütün alemlerin Rabbi olan Allah içindir.'' (Enam-162)

Mekke'de iman hakikatleriyle başlayan İslam davası, sosyal ve siyasal hayatın ihyasıyla devam etmiştir. Bu süreç Medine İslam devletinin inşasıyla taçlanmıştır. Medine'de; ticaret, miras, borçlar hukuku, ceza hukuku, gayrı müslimlerle birlikteliğin hukuku, yeraltı zenginliklerinin paylaşımı gibi konularda düzenlemelere gidilmiştir. Dolayısıyla kısasın bile devlet eliyle yapılması gerekliliği din, siyaset ve otorite bütünlüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Medine'de resulullah a.s. hem imam hem de devlet başkanıydı. İman edenlerle yapmış olduğu anlaşmalar, savştığı taraflarla yapmış olduğu anlaşmalar, İslam'ın Medine'de belirleyici olması ve bunun kabul edilmesi, İslam dinini kabul etmenin sadece vicdani bir mesele olmadığını göstermektedir.

Toplumsal bir mutabakat olan Medine vesikasıyla Yesrib'in Medine'ye tebdili İslam'ın medeniyet tasavvuruna ve dinin sosyal hayat üzerindeki etkisine dair önemli bir örnektir. Bireyler arası ilişkilerin söz konusu olduğu bütün toplumsal olaylar siyasete muhtaçtır. İslam dini ise bu toplumsal ilişkileri adalet zemininde tesis etme konusunda muazzam bir potansiyele sahiptir.

İslam ve laiklik taban tabana zıt kavramlardır. Laikliğin felsefi içeriği, kastı ve ortaya çıkışını unutarak salt yöntemsel çözümler gibi görülmesi yanlıştır. Laiklik doğrudan doğruya varlık ile alakalı olup seküler felsefeye sahiptir. Laiklik; felsefi, siyasi ve hukuki teorisiyle kural koyucudur. Laik ahlak, ahlakı ferdin bireysel, haz merkezci vicdanına veya dinden uzaklaşmış toplumun düzenlemesine bırakır. Bu yönüyle laik ahlak; değer odaklı değil, çıkar odaklıdır. Kışkırtıcı bir ifadeyle ''dinin dinsizleştirilmesi'' ya da ''dine karşı dinsiz bir din'' talebidir.

İslam, siyasal talepleri olan yaşam tarzı anlamında bir Ed-Din'dir. Salt felsefi zeminde görmeden öte sosyal hayata siyasal yön verme amaçlıdır. İslam, çağı şekillendirmeye yönelik olarak hayatın tümüne müdahale eder.

İslam'ın sadece bugüne değil, yarına dair de söyleyecekleri vardır. Ve İslam; meseleleri, bölünmüş bir bilinçten ziyade bütüncül bir Kur'an okumasıyla ele almamızı emreder. Değer odaklı bir ahlakı telkin eder. Tevhidi bir bilinci emreder. Sorumluluklarımızı din ve dünya işleri diye ikiye  ayırmaz din ile siyaseti ayrı tutmaz.

İslam, bir karşıtlık üzerinden kendini tanımlamaz ve meşruiyetini buradan hareketle devşirmeye de çalışmaz. İnsanoğlunun ortaya koymuş olduğu kanaatler ise ebedi ve evrensel değildir.

Seminer, soru- cevap faslının ardından sona erdi.

1-073.jpg2-071.jpg

DİĞER HABERLER