03.12.2016 16:35
Tatvan Özgür-Der'de ''Eleştiri Kültürümüz'' Konuşuldu
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Tatvan Şubesinin geleneksel cuma seminerlerinin bu haftaki konuğu Muş Özgür-Der'den Erdal Eker oldu.

''Eleştiri Kültürümüz'' meselesinin konuşulduğu seminer, Tatvan Özgür-Der'in dernek binasında icra edildi. Cahit Oktay'ın moderatörlüğünü yaptığı seminer, Cihan Doğar'ın okuduğu Kur'an-ı Kerim ve mealinin ardından başladı.

Erdal Eker, konuşmasında şu hususları belirtti:

Eleştiri demek kritik etmek demektir. Bir şeyin sadece kötü yönlerini ortaya çıkarıp iyi yönlerini ihmal etme anlamına gelmez. Kritik etmek; bir şeyin resmini çekmek, onunla ilgili soğuk analizlerde bulunmak ve sonuç çıkarmak sürecidir diyebiliriz.

Batılılar eleştiri ile ilgili şöyle derler; eleştiri, hoş bir şey değildir. Özellikle yakınlarınızdan, ailenizden, eşinizden, akrabalarınızdan, arkadaşlarınızdan, tanıdıklarınızdan ve tanımadıklarınızdan geliyorsa... Haddi zatında eleştiri bu  sözle de anlatıldığı üzere toplumda çok da hoş karşılanan bir durum değildir.

Ancak bir kurumda, bir cemaatte, bir çalışma grubunda yahut bir ailede eleştiri kültürü olmaz ve eleştiri mekanizması işletilmezse o ortamda içten içe bir çürümüşlük, despotizm ve statütoculuk marazlarının başgöstereceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu bakımdan eleştiri her ne kadar zor da olsa mutlaka olması gereken bir erdemdir. Ki Allahu teala, kıyamet suresi ikinci ayette ''(Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim'' diyerek eleştirinin, muhakemenin değerine dikkat çekmiştir.

Muhakkak ki sadece hatanın olmadığı yerde eleştiri olmaz. Nitekim Allah'tan başka mutlak doğru ve hakikat olmadığı için de O'ndan başka her şey farklı ölçütlerde eleştirinin muhatabı olabilecektir. Allah resulu hz. Muhammed dahi Kur'an-ı Kerim'den öğrendiğimize göre bazı hususlarda Allah tarafından uyarılmış ve tabiri caizse eleştirilmiştir.

''O, suratını astı ve uzaklaştı, çünkü kör bir adam o'na yaklaşmıştı! Nereden bilebilirsin [ey Muhammed,] belki de o irıanacaktı, yahut [hakikat] hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.(abese 1/4)'' Ayetlerinde belirtildiği üzere, İslam değer merkezli bir dindir. Kim olduğuna, makamına ve mevkisine bakılmaksızın ilgi gösteren ve erdemliliğe yönelen herkes İslam nazarında eşittir.

Nitekim Allahu teala, şura suresi 38. ayette ''Onların işleri istişare iledir'' buyurarak, ortak akla ve önyargılardan uzak olarak eleştirel düşünmeye önem vermemiz gerektiğini belirtmiştir.

Bizlerin düşünsel zemini de istişari bir zemindir. Bizler istişareye ve fikri önderliğe inanan insanlarız. Bu bakımdan hocaefendilerin, imamların, abilerin mutlak olarak belirleyici olduğu bir algıyı kabul etmiyoruz. Hocaefendilerin, abilerin gölgesinde yaşayan yapıların zamanla bir statüko geliştirdiklerini ve bir süre sonra da Mehdicilik gibi mesiyanik inanışlara saptıklarını gözlemlemekteyiz.

Pirincin taşını ayıklarken göstermiş olduğumuz hassasiyet ve gaye, başkalarını eleştirirken de öz eleştirimizi yaparken de ortaya konmalıdır. Başkasını eleştirirken meseleyi şahsileştirmemek yani bağcıyı dövmek değil de üzüm yemek maksadıyla hareket etmek şiarımız olmalıdır.

Peygamberimizin ''Müminler birbirlerini yıkayan el gibidir'' hadisinde de buyurulduğu üzere bizler, eleştirilerimizde yapıcı olmaya, merhametle muamele etmeye özen göstermek zorunda olmalıyız.

Nitekim, bizler dışa dönük siyasi eleştirimizde de adil şahitlikten ödün vermemeli ve dikkatli olmalıyız. Mesela Akpartinin kemalizmi aşma iradesi, ümmetle dayanışma iradesi gibi olumlu politikalarına sahip çıkarken Akpartinin bütün politikalarını soğuk analize tabi tutmalı, eksikleri konusunda uyarmalı,eleştirmeli ve bu muhalif tavrımızı da sürekli canlı tutmalıyız. Eğer bunu yapmazsak bir süre sonra muhafazakar, sözü ve iradesi olmayan ama iri bir gövdesi olan tabiri caizse devekuşu misali bir yaratık oluruz.

Allahu teala nisa suresi 135. ayette şöyle buyurmaktadır; ''Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.''

Örneğin; Bugün Suriye'de yaşanan zulüm ve katliamlarda İran'ın sorumluluğu var diye eleştiriden uzak durmak yahut eleştirinin dozunu düşürmek biz müzlümanlara yaraşacak bir tavır olmayacaktır.

Adalet timsali sahbelerden olan hz. Ömer de ''gerektiğinde hakkı söylemezseniz sizde hayır yoktur, siz söyler de biz kabul etmezsek bizde hayır yoktur'' diyerek meselenin önemini belirtmiştir.

''Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.(tevbe-71)'' ayetinde müminler arasındaki velayet hukukuna dikkat çeken Allahu teala, birbirimizi kritik etmemizi ve üslubunca yapıcı eleştiride bulunmamızı salık vermektedir.

Yapıcı eleştiride tavsiye ve merhamet ön planda iken yıkıcı eleştiride bunun tam tersi bir durum söz konusudur.

Saff suresi 3. ayette; ''Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.'' buyurulmuştur. Dolayısıyla eleştiri ve özeleştiri dengesi iyi kurulmalı kendimizde mevcut bulunan bir noksanlıkla başkalarını tamamlamak gibi bir yanlışa düşmemeliyiz.

Eleştiri yaparken haset, gıybet, dedikodu, bencillik, meseleyi şahsileştirme ve saldırgan olma gibi yanlışlardan uzak durmalı hikmet ve merhametle hareket etmeliyiz.

seminer, soru cevap faslının ardından sona erdi.

2-073.jpg

DİĞER HABERLER