25.12.2016 17:24
Özgür-Der Amasya’da Türkiye’de Darbeler Tarihi Semineri
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Amasya Temsilciliğinde Ömer Kılıç “Türkiye’de Darbeler Tarihi” başlıklı bir sunum yaptı.

Temsilcilik Salonunda 23 Aralık Cuma gecesi gerçekleştirilen seminerde, Çorum Barosu Avukatlarından ve aynı zamanda İlahiyatçı Ömer Kılıç, Osmanlı'nın son döneminden günümüze Türkiye'de darbeler tarihi ile ilgili olarak özetle şu bilgileri verdi.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİ, ASLINDA DARBELER TARİHİDİR

Aslında Türkiye Cumhuriyeti Tarihi yerine Darbeler Tarihi desek daha doğru söylemiş oluruz. Cumhuriyet gökten zembille inmediği gibi, darbeler süreci Cumhuriyetle beraber başlamadı.

Osmanlının son dönemlerinde başlayan darbeler sürecinde darbeci aktörlerin ortak özelliği batıcı, laik ve halka tepeden bakan, halkı eğitilecek bir sürü, yeniden dizayn edilecek bir nesne olarak görmeleridir.

Darbelerin ortak bir özelliği de, her darbenin halka çok ağır bedeller ödetmesi ve memleket açısından telafisi imkansız kayıplara yol açmış olmalarıdır.

İLK DARBEYİ BATI AŞIĞI JÖNTÜRKLER SULTAN ABDULAZİZ'E YAPTI

Osmanlının son dönemlerinde yapılan ilk darbe, İttihatçıların ve Kemalistlerin manevi ataları olan Jön Türkler tarafından Sultan Abdulaziz'e karşı yapılan darbe olup, bilahare Abdulaziz intihar süsü verilerek katledilmiştir. Darbeci Jöntürkler, gelmiş geçmiş tüm darbeciler ve en son 15 Temmuz darbecileri gibi, milletin Abdulaziz'i istemediğini söyleyerek darbeyi yapmışlar, ama milletten darbe yapma yetkisini ne şekilde aldıklarını ve hangi hakla millet adına konuştuklarını söylememişlerdir.

Abdulaziz'i deviren ve parlak sözlerle Sultan Murat'ı kukla padişah yapan Jöntürkler, beceriksizlikleri nedeniyle Osmanlı'yı 93 harbine sokmuşlar ve sonuçta Rusların doğuda Erzurum'a, batıda İstanbul Yeşilköy'e kadar olan pek çok yeri işgal etmelerine sebep olmuşlar ve ancak İngilizlerin Rusyayı dengeleme amacıyla müdahalesi ile İstanbul ve Doğu Anadolu işgalden kurtulabilmiştir. Yani ilk darbenin faturası çok acı olmuştur.

İKİNCİ DARBEYİ İTTİHATÇILAR SULTAN II. ABDULHAMİT'E YAPTI

Sultan Murat'tan sonra yerine geçen II. Abdulhamit Jöntürklerin yıktıklarını onarmak ve devleti ayağa kaldırmak için mücadele etti ve devleti 33 yıl başarıyla yönetti. Lakin Jöntürklerin manevi soyu olan İttihatçılar iktidar hırsı ile II. Abdulhamit'i tahttan indirdilkten sonra 1913 saray darbesi ile devleti tümden ele geçirdiler ve sonuçta Osmanlı'yı I.Dünya Savaşına sokarak koskoca İmparatorluğun 9 yıl gibi kısa bir sürede işgaline sebep oldular.

ÜÇÜNCÜ DARBEYİ M.KEMAL I.MECLİSE KARŞI YAPTI

Osmanlı'nın yıkılması üzerine halkın tepkisinden çekinen İttihatçıların A kadrosu ortadan kaybolmuş, ama yerlerini B kadrosu diyebileceğimiz Kemalistlere bırakmışlardır. M. Kemal milletin büyük fedakarlıklarla yürüttüğü milli mücadeledeki öncü rolünün etkisiyle elde ettiği gücü kullanarak savaştan hemen sonra I. Meclisi feshettirip, yerine tamamen kendi seçtiği vekillerden oluşan II.Meclisi oluşturmuştur. Zira tıpkı Jöntürkler ve İttihatçiler gibi M.Kemal'de koyu bir batıcı idi ve batı tipi devrimleri halkın gerçek iradesini temsil eden I.Meclis ile gerçekleştiremeyeceğini biliyordu.

Bu meclis darbesinin ardından M.Kemal tam bir diktatör olarak istediği tüm batıcı devrimleri, karşı çıkan herkesi çeşitli yollarla tasfiye ederek gerçekleştirdi ve tüm memlekette muhalefet namına hiçbir ses çıkamaz hale getirdi. Bu diktatörlük ölümünden sonra İsmet İnönü zamanında da 1950'lere kadar sürdü. Yani Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasına giden yollar Jöntürk ve İttihatçıların darbeleri ile döşendiği gibi, tam batıcı ve katı laik Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ve 1950'lere kadar bu şekilde devamı da Kemalist Meclis darbesi ile gerçekleşti.

DÖRDÜNCÜ DARBE 1960'DA KEMALİST ASKERLERCE MENDERES'İN ŞAHSINDA BATILILAŞMAYA KARŞI DİRENEN DİNDAR HALKA  YAPILDI

1923'ten 1950'ye kadar olan kesintisiz darbe döneminde tam bir teslimiyet anlaşması  olan Lozan imzalandığı gibi, Türkiye'nin kendi geçmişini nkarı anlamına gelen Hilafet'te kaldırıldı. Şeriye ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldığı gibi, tüm dini eğitim kurumları kaldırıldı ve ezan Türkçeleştirildi. Allah demenin bile yasaklandığı bu dönemde, tüm memleket İslam'dan arındırılmakla kalmadı, bazı Kemalistler Hristiyanlığa geçilmesini teklif edecek kadar zıvanadan çıktılar.

Lakin gerek II. Dünya savaşında galip gelen batının demokrasi isteği ve halkın hoşnutsuzluğunun tavan yapması nedeniyle Kemalistler demokrasicilik oyunu yapmaya kalktılar fakat kendileri tuş oldular. Menderes ve ekibinin halkın iradesini önemseyen ve dine karşı daha toleranslı 10 yıllık yönetimini hazmedemeyen Kemalistlerin kışkırttığı askerler, tıpkı 15 Temmuz darbecileri gibi emir komuta zincirini hiçe sayarak darbe yaptılar ve Menderes'i asarak katlettiler.

Batı ve batıcıların sevinçle karşıladıkları ve devrim bayramı ilan ettikleri 60 darbesinde, geçmiş istibdadın korkusu içine sinmiş muhafazakar halk kesimi darbeye ve Menderes'in katline açıktan ses çıkaramadı ise de, itiraz ve öfkesini içinde biriktirdi ve bu öfkenin 15 Temmuz darbe girişiminde patlamasına şahit olduk.

BEŞİNCİ DARBE 1980'DE SAĞCI KEMALİST ASKERLERCE SOLCULARA VE POTANSİYEL İSLAMCILARA  KARŞI YAPILDI

60 darbesinin batıcı fikirlere sağladığı özgürlükler Türkiye'de solcu akımların aşırı güçlenmesine yol açtı. Solcuların pervasız eylemleri, Türkiye'nin komünizme kaymasından endişe eden muhafazakar kesimler ile sağcı Kemalistler ve batılı güçlerin kışkırtmalarıyla oluşan anarşi ortamından bıkan halkın onayı ile askerlerce emir komuta zincirinde gerçekleştirilen 80 ihtilali en büyük darbeyi solcularla, aslında darbeyi yapanlar gibi solcuları engellemeye çalışan ülkücülere vurdu.

1980 darbesi öncelikli tehdit olarak sol akımlara karşı yapılmakla beraber, özellikle 1979 İran devrimi ve Ruslara karşı Afganistanda verilen mücadelenin Türkiye'ye yansıması tehlikesine karşı önlem olarakta yapılmıştır.

O dönemde İslamcılar henüz tehlike oluşturacak derecede güçlenmedikleri için bu darbeden çok büyük bir zarara uğramadıkları gibi, darbecilerin sol akımları frenlemek ve İslamcı potansiyeli milli dindarlığın içinde eritmek için milli dindarlığa açtıkları alandan faydalanarak 80 sonrası dönemde çok hızlı bir gelişme gösterdiler ve adeta gerçek İslamı yeniden keşfetme sürecine girdiler.

ALTINCI POSTMODERN DARBEYİ 28 ŞUBAT 1997'DE ASKERLERİN SÜNGÜ DESTEĞİ İLE KEMALİST SİVİL GÜÇLER YAPTI

1990'larda İslamcılar ciddi bir akım olarak ortaya çıktıkları gibi, ilk önce belediyeleri kazanarak başarılı belediyeciliğinin de etkisiyle girdiği her seçimde oylarını arttırarak çıkan Refah Partisi İslamcıların partisi olarak sivrildi. Öyle ki 1996'da % 22 oy oranı ile birinci parti oldu ve Refahyol hükümetinin başbakanı Erbakan oldu.

Bunu hazmedemeyen sivil ve üniformalı Kemalistler, yargı, medya ve sözde Sivil toplum kuruluşlarını sahaya sürerek Türkiye tarihinin ilk postmodern darbesini gerçekleştirerek hükümeti yıkmakla kalmayıp, İslami kurumlara adeta tırpan attılar. İmamhatiplerin orta kısımlarının kapatılması, Kur'an öğrenmeye 15 yaşına kadar izin verilmemesi, kamu ve üniversitelerdeki tüm başörtülülerin atılması, ordudaki dindar personelin tasfiye edilmesi ile, etkileri hala bu gün bile devam edecek şiddette İslamcılara karşı tam bir kıyım yapıldı.

YEDİNCİ ELEKTRONİK DARBE DENEMESİNİ KEMALİST ASKERLER ERDOĞAN'A KARŞI YAPTI

Bin yıl sürmesi hesaplanıp ancak 4-5 yıl süren 28 Şubat süreci, 2002'de Erdoğan liderliğindeki AK Partinin iktidarı ile gerilemeye başladı. Bunu hazmedemeyen sivil ve askeri Kemalistler, Cumhurbaşkanlığını hanımı başörtülü olan Abdullah GÜL'ün gelecek olmasını hazmedeyerek, 27 Nisan 2007'de Türkiye tarihinin ilk e-muhtırasını yayınlayarak ilk E-Darbe Teşebbüsünde bulundular.

Fakat Erdoğan'ın cesur liderliğinde ilk kez bir darbe girişimi püskürtüldü ise de, sivil ve üniformalı Kemalistler darbe sevdasından vaz geçemeyip, Ayışığı, sarışık, Ergenekon, Balyoz gibi isimlerle bilinen ve bilinmeyen pek çok darbe planı yaptılarsa da, gerek şartların uygun olmaması, gerek dönemin Genelkurmay Başkanlarının buna olumsuz yanaşması ve özellikle de Erdoğan'ın kişiliğinden çekinmeleri nedeniyle uygulamaya koyamadılar.

SEKİZİNCİ DARBE GİRİŞİMİ FETÖCÜ ASKERLERCE ERDOĞAN'A KARŞI YAPILDI

Sonraki süreçte sonradan Fetö'nün kendi elemanlarına yer açmak için sulandırdığı ortaya çıkan Ergenekon dava süreçleri ile, Kemalist askerler adeta budandı ve sindirilerek darbe yapma cesaret ve imkanları törpülendi.

Artık Kemalist askerlerin ve dolayısıyla askerlerin darbe yapma ihtimali kalmadı denilen bir dönemde, 15 Temmuz 2016 gecesi Fetöcü askerlerin tıpkı 1960 ihtilali gibi emir komuta zinciri dışında Erdoğan'a karşı başlattıkları darbe girişimi, halkın hiç umulmayan direnişi ve Erdoğan'ın cesur liderliği ile kısa sürede püskürtülmekle kalmadı, gerek Askerlerin darbeci zihniyeti ve gerekse Fetö zihniyeti öldürücü bir karşı darbeye maruz bırakıldı.

15 Temmuz darbe girişimi başarılı olmak bir yana teşebbüs edenlere öldürücü bir karşı darbe olmanın yanında, Müslümanlar açısından da ciddi zararlara sebep oldu. Özellikle Fetöye karşı mücadelede bir türlü sağlıklı kriterlerin belirlenememesi nedeniyle halk tüm cemaatlerden ve İslamcılardan uzak durmaya başladı.

DOKUZUNCU DARBE GİRİŞİMİ KİMLERCE - KİME KARŞI YAPILABİLİR?

Gelinen nokta itibarı ile Fetöcü asker, polis ve yargıçların darbe imkanı bir kez daha kazanamayacakları şekilde ellerinden alınmış durumunda. Bundan sonra tıpkı eski sol örgütler gibi, ancak Rus Elçisinin  öldürülmesi gibi uyuyan hücre eylemleri gibi sansasyonel operasyonlar yapabilecekler gibi görünüyor.

Lakin özellikle yargı ve Askeriyedeki Fetöcülerden boşalan yerin ulusalcı, Kemalistl kadrolar tarafından dolduruluyor olması, olası bir dokuzuncu darbe girişiminin bu kesimlerce iktidardaki İslamcılara karşı yapılma ihtimalini güçlendiriyor. Zira özellikle başkanlık sisteminin gelmesi halinde Kemalistlerin seçim yoluyla iktidar yüzü görmeleri imkanı kalmayacağından, iktidar sevdasından vaz geçmedikleri takdirde (ki geçmeleri mümkün görünmüyor) tek yolunun yeni bir yargı – asker darbesi olabilme ihtimaline karşı uyanık olunması gerektiği açıktır.

amasya-20161225-01.jpgamasya-20161225-02.jpg

FOTOĞRAFLAR: Hüseyin Melih BENLİ 

DİĞER HABERLER