18.02.2017 19:20
Tatvan Özgür-Der’de “İslam’da Adalet” Konusu İşlendi
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Tatvan Şubesinin Cuma seminerlerinin bu haftaki konuğu eğitimci Sebahattin Günay oldu.

'İslam'da Adalet' meselesinin konuşulduğu seminer, Tatvan Özgür-Der'in dernek binasında yapıldı.

Muzaffer Karaman'ın moderatörlüğünü yaptığı seminer, Erol Kutlu'nun okuduğu Kur'an-ı Kerim ve mealinin ardından başladı.

Sebahattin Günay, konuşmasında şu hususlara değindi:

Yüce Allah insanlık tarihi boyunca nice peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler kendilerinin de tabi olmaları emredilen vahiy doğrultusunda kulluğun nasıl yapılacağını insanlara örneklik sergileyerek de anlatmıştırlar.

Peygamberlerle gelen vahiylerde çok önemli iki kavram karşımıza çıkmaktadır bunlar; Tevhid ve Adalet...

Tevhid; Allah ile kul arasındaki ilişkiyi ifade ederken, Adalet; kul ile Allah'ın yarattığı diğer varlıklar arasındaki ilişkiyi ifade eder.

Tevhid inancı, Allah'ın hem Rabb hem de İlah olarak ortağının olmayacağını, dengi ve benzerinin olamayacağını, Allah'ın tek ve bir olduğunu kabul etmektir.

Adalet kelimesi, a-d-l kökünden gelmektedir. Anlamı; eşitlik, eşdeğerlik, bedel olarak ifade edebiliriz.

Kur'anı Kerim'de insan ilişkilerini, sosyal anlamda toplumsal hayatımızı düzenleyen adalet ilkesi daha çok 'kıst' kelimesi kullanılarak adlandırılmaktadır.

İnsanlar, toplumsal hayatta adaleti, sadece devletten bekleyemezler. Ya da devlet tek başına adaleti tesis edemez. Bir insan da adaleti tek başına tesis edemez. Bir toplum da tek başına adaleti tesis edemez.

Adaletin sağlanmasında üç tür boyut vardır; İnsan, Toplumve Devlet.

İnsanoğlunun ferdi olarak yapması gerekenler, topluluk olarak yapılması gerekenler, devlet tarafından yapılması gerekenler.

Adaletin devlet ve topluluk olarak tesisinde gücün mutlaka kullanılması gerekir ki adalet aciz kalmasın.

Bu anlamda şunu söyleyebiliriz; Güç, adalete dayanmıyorsa zulüm üretir. Adalet güce dayanmıyorsa acizlik üretir.

Bizler, adaleti bireysel olarak ilk önce evimizde, mahallemizde, çevremizde, işyerimizde tesis etmeliyiz.

Allahu tealanın adaletle ilgili koymuş olduğu ilkeler, günümüzde hiç bir medeniyetin ulaşamadığı zirve bir noktadadır.

Nisa suresi 135. ayette şöyle buyurulmuştur; ''Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendiniz, anne babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Haklarında şahitlik ettikleriniz zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız. Eğer şahitlik ederken dilinizi eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.''

En'am suresi 152. ayette konuşurken dahi adil davranmamız emredilerek şöyle buyurulmuştur; "Rüşd çağına erişinceye kadar yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşınız; ölçü ve tartıyı adaletle yapınız! Biz, herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olunuz; Allah'a verdiğiniz sözü tutunuz. İşte, düşünüp öğüt alasınız diye Allah size bunları emretti."

Nisa suresi 58. ayette emanetin ehil olana verilmesi emredilerek torpil ve kayırmacılıktan uzak durulması emredilmektedir; ''Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir; her şeyi görendir.''

Nitekim peygamber efendimiz de ''Bir saat adaletle hükmetmek, 70 yılllık ibadetten daha değerlidir'' diyerek adaletle hükmetmenin önemine dikkat çekmiştir.

Maide suresi 8. ayette ''Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olunuz; bu takvânın ta kendisidir. Allah'a isyandan sakınınız. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.''  buyurularak ırk, dil, din, mezhep farkı gözetmeksizin herkese adil davranılması gerektiği vurgulanmıştır.

Maide suresi 42. ayette de islam toplumuna çokca zarar vermiş olan münafıklara dahi adaletle hükmedilmesi gerektiği, başta peygamber olmak üzere tüm müslümanlara emredilmiştir.''Onlar yalanı can kulağı ile dinlerler; haramı tıka basa yerler. Sana geldiklerinde, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adâletle hükmet! Allah, âdil davrananları sever.''

Rahman suresi 9. ayette de ticaret yaparken de teraziyi doğru tutmak gerektiği belirtilmiştir; ''Ölçüyü adaletle tutunuz ve eksik tartmayınız!''

Rabbimizin adaleti aşkın bir merhamete sahip olduğunu ifade edebiliriz zira en'am suresi 54. ayette; ''Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir."

En'am suresi 160. ayette şöyle buyurulmuştur; ''Kim Allah'ın huzuruna bir güzellik getirirse ona, getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülük getirirse, o sadece getirdiğinin dengi ile cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.''  

Rabbimiz, suçun karşılığını misliyle verirken, iyliğin karşılığı olarak bire on karşılık vermektedir. Bu da Rabbimizin Adaletle davranmasının yanı sıra adaleti aşkın bir merhamete sahip olduğunu göstermektedir.

İnsan ile yaratıcı arasındaki altın ilke Tevhid'dir.

İnsan ile diğer yaratılanlar arasındaki altın ilke de Adalet'tir.

Adalet ve tevhid arasındaki ilişki, iman ile salih amel arasındaki ilişki gibidir.

İman bir iddia ve sözdür, onun kanıtı ameldir. Tevhid de bir söz ve iddiadır, onun karşılığı da adalettir.

Tevhid, akidede adalet, şirk ise zulümdür.

Seminer soru cevap faslının ardından sona erdi.

1-091.jpg

DİĞER HABERLER