"28 Şubat'tan 15 Temmuz'a Darbelerin Anatomisi"
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gazeteci-yazar Kenan Alpay, Türkiye'de askeri darbelerin hiçbir surette meşruiyetinin kalmadığının bütün bir toplum kesimi tarafından tescillendiğini söyledi.

Alpay, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Küçükçekmece Temsilciliğinde düzenlenen, "28 Şubat'tan 15 Temmuz'a Darbelerin Anatomisi" konferansında konuştu.

Türkiye'nin siyasi tarihi yazılırken demokrasi tarihi olarak yazıldığını belirten Alpay, "Halbuki tersinden demokrasi tarihini askeri darbelerin arasında yaşanmış ara dönemler olarak ifade etsek bir siyasal tarih mantığı açısından daha doğru hareket etmiş oluruz. Çünkü Cumhuriyet kuruldu ama bir iki yıl içerisinde hemen mecrasından saptırıldı. Cumhuriyet hemen tek parti rejimine evrildi. 27 yıl boyunca toplumun talebi, beklentisi hiçbir biçimde karşılanmaksızın tek parti rejimine mahkum edildi." ifadesini kullandı.

Küresel manada, 2. Dünya Savaşı'nın hemen akabinde ortaya çıkan süreçte Türkiye'nin çok partili rejime geçtiğini ifade eden Alpay, çok partili rejime geçildikten 10 yıl sonra 27 Mayıs 1960'ta askeri darbe olduğunu hatırlattı.

Daha sonra 12 Mart 1971'de bir kez daha Meclis'in iradesine darbeyle ipotek konulduğunu aktaran Alpay, şöyle konuştu:

"Hemen arkasından Türkiye, sanki 10 yıllık bir periyoda bağlanmışcasına 12 Eylül 1980'de bir askeri darbeye maruz kaldı. Bu askeri darbeyle dönemin Genelkurmay Başkanı daha sonra Milli Güvenlik Konseyi'nin Başkanı Kenan Evren'in tam da şu ifadesiyle: 'Bir sağdan bir soldan' gencecik insanların idam sehpasına çıkartıldığı süreçleri ve Diyarbakır'dan Mamak'a askeri cezaevlerinde yaşanan maalesef son derece kötü muameleleri, işkenceleri bizler bu ülkede gördük. İnsanlara dillerinin, kültürlerinin yasaklandığı, Kur'an kurslarına, imam hatip liselerine dönük ciddi birtakım baskıların olduğu, başörtüsünün yasaklandığı günleri gördük. Herhalde bu da kesmemiş olacak ki daha sonra 1997 yılında, tankların Sincan'da yürütülmesiyle bir askeri mücadele tekrar karşımıza çıktı."

28 Şubat'tan sonra 27 Nisan ve 15 Temmuz'un yaşandığını hatırlatan Kenan Alpay, 15 Temmuz darbe girişiminde insanların askerle, tankla, savaş uçaklarıyla karşı karşıya kaldığını dile getirerek, şunları söyledi:

"Allahü Teala, bütün bir toplumun kalbinden adeta korkuyu çekip aldı. Biz buna 'Allahü Teala'nın kalplere sekine indirmesi' diyoruz. Nasıl ki Bedir Savaşı'na çıkan müminlere Allahü Teala, kafirleri az gösteriyor, kafirlerin gözünde de müminlerin sayısını çok kalabalık, güçlü, kudretli gösteriyor idiyse, aynı şekilde 15 Temmuz'da da böyle gösterdi. 15 Temmuz'da, sadece Türkiye'nin tarihinin değil, sadece İslam coğrafyasının, toplumlarının tarihini değil, bütün bir insanlık tarihinin kaderini değiştiren bir direniş ortaya konuldu. Bu direnişi eğer Allah'ın yardımı, lütfunu görmezden gelerek analiz etmeye kalkarsak yanlış olur."

Alpay, "Bazen cesur bir siyasal lider olur da, o cesur liderin arkasında duracak cesur bir halk olmaz. Cesur bir halkın cesur bir siyasal lideri, cesur bir siyasal liderin cesur bir halkı ancak askeri darbeyi püskürtebilir. Elhamdülillah ki biz her iki nimete birden sahibiz." ifadesini kullandı.

Araştırmacı yazar Alpay, konuşmasını şöyle tamamladı:

"15 Temmuz esasen bana kalırsa 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta, 27 Nisan'da tamamlanamayan o darbeler ağının, zincirinin son halkasıydı. 15 Temmuz'da darbeyi kimin yaptığını bilmeden sokağa çıktık. Aslolan halkın iradesine silah çekenlerin kötülüğünü bizim ayan beyan biliyor olmamızdı. Bugün Türkiye'de askeri darbelerin hiçbir surette meşruiyetinin kalmadığı, bütün bir toplum kesimi tarafından tescillenmiştir."

Kaynak: AA

1-1484341734-003.jpg2-086.jpg

DİĞER HABERLER