11.03.2017 19:19
Tatvan Özgür-Der’de ''Seyyid Kutub'' Konuşuldu
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Tatvan Şubesinin Cuma seminerlerinin bu haftaki konuğu Özgür-Der Bingöl Şube Başkanı Yusuf Boğatekin oldu.

İz bırakan şahsiyetlerden olan Seyyid Kutub'un hayatının ve fikir dünyasının konuşulduğu seminer, Tatvan Özgür-Der'in dernek binasında yapıldı.

Murat Yıldırım'ın moderatörlüğünü yaptığı seminer, Seyfullah Çelik'in okuduğu Kur'an-ı Kerim ve mealinin ardından başladı.

Yusuf Boğatekin, konuşmasında genel hatlarıyla şu hususlara değindi:

Seyyid Kutub, yaşarken de şehadete erdikten sonra da hem kendi ülkesi Mısır'da hem de tüm dünyada kişiliği, düşüncesi, eserleri ve aksiyonuyla tesir bırakan islami hareket önderi, dava ve davet adamıdır.

Ebu'l-Hasen Nedvî'ye söylediğine göre Seyyid Kutub hayat yolculuğunu beş kısma ayırmıştı:

1. Köyde ve evinde İslam geleneğine göre geçirdiği çocukluk dönemi.

2. Kahire'ye intikali ve geçmişi ile bütün ilgisini kopardığı, din kültürü ve inancının buharlaştığı dönem.

3. Son sınırına kadar "dinde şüphe" dönemi.

4. Bir edebiyatçı olarak ve sırf edebi yönden incelemek üzere Kur'an'a yöneldiği dönem.

5. Kur'an'ın etkisiyle adım adım imana ve cihada geldiği dönem.

Çocukluk dönemi

Seyyid Kutub, 1906 yılında Mısır'ın Asyut şehrinde, muhafazakar ve itibarlı bir ailenin mensubu olarak dünyaya geldi. Seyyid Kutub, küçük yaşta Kur'anı Kerim'i ezberledi.

Seyyid Kutub'u daha iyi tanımak için yaşadığı dönemin siyasal olaylarını, zamanı ve mekanı da iyi tanımak gerekir. Seyyid Kutub, iki büyük ve yıkıcı dünya savaşına tanıklık etmiştir.

Osmanlı dağılma sürecine girmesiyle İslam coğrafyasındaki etkinliğini de yitirmeye başlamıştı. Emperyalistlerin sömürgecilik faaliyetlerinin devam ettiği coğrafyalardan biri de Mısır'dı. Mısır İngiltere'nin fiili sömürgecilik alanı içindeydi. Ülkedeki yöneticiler, Emperyalizme uşaklık eden kişilerden oluşurken islami yapıların işgalcilere karşı verdikleri mücadeleler pek başarılı olamıyor ve kontrol altında tutuluyordu.

Seyyid Kutub,  ilkokulu bitirdikten sonra okulları kapatıldığından dolayı ortaokul ve liseyi başka şehirde okumak zorunda kaldı. Seyyid Kutub, diğer çocuklarından farklı olarak okuma ve yazmaya oldukça ilgili bir çocuktu.

Kahire'ye intikali ve geçmişi ile bütün ilgisini kopardığı, din kültürü ve inancının buharlaştığı dönem

Kahire'ye gelmesi ona yeni bir dünyanın kapılarını açıyordu. Orada Ezher üniversitesi mezunu, kitapçı olan dayısının yanında okul hayatına devam ediyordu. Dayısının aracılığıyla önemli edebiyatçılardan Taha Hüseyin ve Abbas Mahmud Akkad ile tanıştı. Akkad O'na özel bir ilgi göstermiş ve şahsi kütüphanesini Seyyid Kutub'un hizmetine sunmuştu. Akkad'ın da etkisiyle Kutub, çeşitli dergi ve gazetelerde yazmaya başladı.

Seyyid Kutub, önce milli eğitime bağlı okullarda altı yıl öğretmenlik yaptı. 1940 yılında eğitim müfettişliğine geçti ve 1952 yılına kadar on sekiz yıl boyunca hizmet ettiği eğitim camiasından ayrıldı.

Seyyid Kutub, on beş yıl boyunca Akkad ile yakın ilişki içinde olmuş ve büyük bir bağlılıkla yazılarıyla ona destek olmuştur.

Dinden uzak olduğu yıllar

Seyyid Kutub, ''inkar, dine uzak kalma yılları'' diye ifade ettiği yılları şu şekilde nitelendiriyordu; ''Allah'a giden yolu buluncaya kadar, on bir yıl süren dinden uzak yıllarım.''

Bu dönemde Mısır, İngilizlerin işgalinden itibaren ülkeye yağan batı kültürü ve düşüncesine ait kitaplar, konuşmalar ve tartışmalarla çalkalanıyor, okumuşları etkiliyor, ülkede hızlı bir batılılaşma baş gösteriyordu.

Taha Hüseyin ve Akkad arasında yaşanan ihtilaflarda Seyyid Kutub, Akkad'ı destekliyor ve kendisi de buna göre şekilleniyordu. Seyyid Kutub, bu yıllarda Batıda moda olan çıplaklık felsefesini savunan bir yazı yazıp ''insanların analarından doğduğu gibi çıplak yaşamalarının daha doğru olduğu'' fikrini beyan etmiştir. İhvan'ın kurucularından Mahmud Abdulhalim, bu yazıyı okuduktan sonra bu konuda bir reddiye yazıp gazeteye göndermeden hemen önce Hasan el Benna'ya okutmuştur. Benna ise bu reddiyenin Seyyid Kutub'un yazısını gündem yapacağı düşüncesiyle beraber Seyyid Kutub'un genç ve tecrübesiz bir kişi olmasını da gözeterek hidayete erebileceği düşüncesiyle yazıyı yayınlatmamıştır.

Bu dönemler, Seyyid Kutub'un şiirle edebiyatla en fazla ilgilendiği dönemdir. Bu dönemde ''şairin hayattaki görevi'' adlı kitabını yazmıştır. Yine bu dönemde yaşadığı aşk acısından dolayı ''dikenler'' adlı romanını yazmıştır.

Bir edebiyatçı olarak ve sırf edebi yönden incelemek üzere Kur'an'a yöneldiği dönem

Seyyid Kutub, 1940'lı yıllarla beraber Kur'anı Kerimi sanat ve estetik bakımından incelemeye karar verdi. Bu dönemde iki kitap yazdı 'Kur'an'da edebi tasvirler' ve 'Kur'an'da kıyamet sahneleri'. Seyyid Kutub, bu yıllarda hafızı olduğu Kur'an'a yeniden yönelmişti ama bu yöneliş sadece edebiyat ve sanat yönünden olmuştur.

1940'lı yılların sonuna doğru Kur'anı sadece edebi sanatlar yönünden değil, muhteva yönünden de derinlemesine incelemeye ve ondan sosyal ıslahat ve dayanışmanın esaslarını çıkarmaya başladı. 'İslam'da sosyal adalet' adlı kitabı bu dönemin eseridir. Seyyid Kutub'un hidayet yılları başlayınca kukla yönetimler ve emperyalizm, Seyyid Kutub'tan rahatsızlık duymaya başladı.

Seyyid Kutub'da bu değişim hissedildiği zaman ve bazı fikirlerinin bakanlıkta çalışanları rahatsız ettiği dönemde eğitim ve öğretim metodları üzerinde inceleme yapıp bilgi almak üzere devlet tarafından ABD'ye gönderildi ve burada iki yıl kaldı. Seyyid Kutub'u ABD'ye göndererek baskı altına almayı ve yeni fikirlerinden döndürmeyi düşünüyordu. Ama tam tersi bir durum yaşandı ve Batıyı yakından tanıyan Seyyid Kutub, batıya karşı ciddi bir eleştirel tutum sergiledi.

Nitekim Seyyid Kutub, Amerika ile ilgili gözlemlerinden birini şu şekilde ifade eder; ''Amerikan halkını inceleyen bir kimse önce, dünyanın başka bir halkında görülmeyen bir vakıa ile karşı karşıya gelerek hayrete düşer; bilim ve aksiyon aleminde ilerlemenin zirvesinde bir halk ama bilinç ve ahlak aleminde ilkel insan arasında farkı yok hatta bazı alanlarda ondan daha geri.''

ABD'de kaldığı yıllarda yaşadığı iki olay onun İhvan'a katılmasına zemin oluşturdu. Birincisi 1949'da Hasan el Benna'nın şehid edilmesinden sonra ABD ve Avrupa'nın inanılmaz zafer sarhoşluğu onda itici bir etkiye sahip olmuştur. İkincisi, İngiliz bir istihbaratçı ile yaptığı söyleşide istihbaratçının İhvan'ı Avrupa için çok büyük bir tehdit olarak gördüğünü ifade etmesi.

Seyyid Kutub'un Amerika dönüşü sonucu geriye kalan şudur; İslam en yüce inanç ve ideolojidir. İslami kalkınmanın olması için çalışmak zarurettir. Materyalizm halkları felakete sürüklemektedir. Müslümanlar dünya ve ahiret huzuruna erişmek için, kendi özlerine güvenmek zorundadırlar.

Amerika'dan dönmesi ve İhvan'a katılmasıyla başlayan ve 1954 yılında tutuklanmasına kadar devam eden zaman diliminde düzenli ve örgütlü olarak islami faaliyetler dönemine girdi. Bu dönemde islami düşünce, amel, iman, ahlak, kültür ve cihad olarak parça doğrularıyla kavradı ve benimsedi.

Kur'an'ın etkisiyle adım adım imana ve cihada geldiği dönem

1954 yılında tutuklanmasıyla başlayan cihad ve hareket dönemidir. Bu dönemde cahiliye inanç ve kültürüne karşı savaş açtı. İslami hareketin yöntemini ve insanı Allah'a götüren yolun işaretlerini keşfetti. Bu dönemin ilk kitabı, 'din budur', önemli tefsiri 'fizilalil Kuran' ve en olgun kitabı da 'yoldaki işaretler'dir.

Hapishane yılları onun düşüncelerinin en fazla olgunlaştığı yıllardır. O cezaevindeyken 1954 yılında faaliyetleri yasaklanan İhvan'ın faaliyetlerinin tekrar başlaması için gizli görüşmeler yapıldı. Bunun için çalışmalara başlandı. Seyyid Kutub, bu faaliyetler paralelinde bazı tespitlerde bulunmuştu.

Ümmetin içinde bulunduğu durumun geçici, yüzeysel tedavilerle geçmeyeceğini, ciddi operasyonların ve müdahalelerin yapılması gerektiğini söylüyor. Öncelikle cahiliyenin ciddi bir şekilde anlaşılmasını ve geleneksel cahiliyye ile yüzleşilmesi gerektiğini belirtiyordu.

Seyyid Kutub'a göre cahiliyye; Allah'ın egemenliğini bir tarafa bırakarak, toplum için yeni değerler ve sistemler oluşturularak yaşam tarzı belirlenmesidir.

Seyyid Kutub, ümmetin ve ümmet bilincinin uzun zamandan bu yana yitirildiğini, müslümanların ise bu küresel cahili çağda, cahili ulus toplumlar tarafından kuşatıldığını belirterek durum tesbiti yapmıştır.

Seyyid Kutub, İslam'ın uygulanabilmesi için ümmetin gerekli olduğunu söyler. Müslüman ümmet, şu an fiili olarak yoktur. Tarih dışı kalmıştır. Ümmetin yeniden diriltilmesi ile işe başlamak gerekir. Bunun için kula kulluğun olmadığı özgürlük ortamlarının olması gerekir. Bu diriliş hamlesi öncü bir yapının mevcudiyetini gerekli kılar.

İslami diriliş, ancak ilk Kur'an nesli olan sahabeyikendisine örnek almış bir cemaatin gerçekleştireceği topyekün bir silkinme ile varlık bulacaktır.

Seyyid Kutub, ilk Kur'an nesli gibi bir nesil gelmedi. Çünkü Kur'an'ın yanında israiliyyat, mesihiyyat, mistisizm, diğer kültür ve uygarlıkların tortuları İslami kaynaklarımıza bulaştırıldı ve safiyet bozuldu demektedir.

Seyyid Kutub, 'yoldaki işaretler' kitabı ile o zamanki islami mücadele sürecine hem ciddi bir özeleştiri, hem de ciddi bir açılım getiriyordu. Ciddi bir durum değerlendirmesi, tutarlı bir tarih ve toplum değerlendirmesinin yapılmasını teşvik ediyordu. Kur'an merkezli din anlayışını öncelemeyi ve Kur'an merkezli yeniden bir inşa sürecini öneriyordu.

Seyyid Kutub'un Türkiye'ye intikali;

Seyyid Kutub'un Türkiye'ye intikali, 1958 yılında kurulan Hilal dergisi yayınları ile olmuştur. Seyyid Kutub'un bir çok eseri 1960'lı yıllarda Türkçe'ye çevrildi. Türkçe'ye çevrilen eserlerinde en çok tevhid, metod, cahiliye, ümmet, cihad, islami düşünce gibi kavramlarından yararlanıldı.

Türkiyeli müslümanlar olarak Seyyid Kutub'a çok şey borçluyuz. Geleneksel dini kalıpların sorgulanmasında ve islami kimliğin oluşturulması noktasında ufuk açıcı olmuştur. Akide bağının tek geçerli bağ olduğu, toprak, vatan, ırk, tarih gibi Kur'anı referans almayan değerlerin hiçbir meşruiyetinin bulunmadığı gerçeğine dikkat çekmesi, islami kimliğin oluşmasında büyük katkı sağladı.

Seyyid Kutub, üç noktada Türkiye'deki ve dünyadaki müslümanlar açısından dönüştürücü ve belirleyici bir örneklik ortaya koymuştur.

1. Kavramsal tutarlılık ve netlik

2. Güçlü ve nitelikli şahsiyet

3. Bilginin sahaya taşınmasının bereketi

DİĞER HABERLER