21.10.2017 01:10
Akhisar’da “Dava ve Dava Bilinci” Semineri Gerçekleştirildi
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Akhisar Özgür-Der Temsilciliğinde düzenlenen 2017-2028 dönemi seminer programları İzmir Özgün-Der başkanı Hamza Akdeniz'in sunumuyla başladı.

Dava ve Dava Bilinci konusunu işleyen Akdeniz sözlerine Asr süresiyle başladı.İman eden hakkı ve sabrı birbirine tavsiye eden müminlerin hüsrandan kurtulabileceğini ve davamızın Allah'a gerektiği gibi kulluk yaparak ahirette cenneti kazanmak olduğunu hatırlattı.Akdeniz özetle şunları anlattı:

Dava sözlükte gerçekleşmesi için çalışılan fikir, ülkü, şeklinde geçmektedir. Yaşadığımız şu hayat içerisinde herkesin gerçekleşmesini istediği gerek batıl, gerek hak, gerek dünyalık, gerek ahiretle ilgili olsun mutlaka bir şeyler vardır.

Müslüman için dini aynı zamanda davasıdır. Yani o, hiçbir zaman iman ettiği ve gereklerini yerine getirmekle sorumlu olduğu dininin, hem kendisi için hem de bütün insanlık için temel bir dava olduğunu hatırından çıkarmaz.Onun için bu davanın anlamı, kendisi tarafından yaşandığı -daha doğru bir ifade ile yaşanması gerektiği- gibi başkaları tarafından da yaşanabilir olması için üzerindeki görev ve sorumlulukların bilincinde olması ve bu bilinci gereğince hareket etmesi demektir.

Buna göre dava birilerimize havale edilmiş, gereklerinin yerine getirilmesi yalnızca o havale edilenlerden beklenen bir yükümlülük değildir. Diğer bir ifade ile İslâm davasına sahiplenmek, onun sorumluklarının bilincinde olmak ve bu sorumlulukları yerine getirmek için çaba ve gayret harcamak, nâfile ya da farz-ı kifâye bir ibadet değildir. Herkes için farz-ı ayndır. Tıpkı namaz gibi, oruç gibi… Herkes gücü yettiğince bu davayı omuzlamak zorundadır.

"De ki: Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir." (En'âm, 6/162)

İslâm davası, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten af edilmelerini istedikleri muazzam bir emanettir. Böyle bir emaneti taşımak yükümlülüğü büyük bir sorumluluktur, onu taşımak yürekliliğini göstermek de o oranda büyük bir şereftir:

"Şüphesiz biz, göklere, yere ve dağlara emaneti yüklenmelerini teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler. Bundan endişeye düştüler ama onu insan yüklendi, çünkü o çok zalim ve çok cahildir." (Ahzâb, 33/72)

Müslüman'ın davası, kuru, anlamsız, dünyevî herhangi bir maksatla güdülen bir dava değildir.

Müslüman'ın davasında başkalarını ezmeye, alçaltmaya, sömürmeye, haklarını gasb etmeye, adaletsizliğe, zulme ve ahlâksızlığa yer yoktur.

Müslüman'ın davası tam anlamıyla insanlığın hayrını istemeye ve bu hayrı her türlü meşru yol ve imkânı kullanarak gerçekleştirmeye matuf bir davadır. Bu dava uğurunda gösterdiği fedakârlıklardan kimseden en ufak bir karşılık beklemez ya da bu yolla herhangi bir menfaat aramaz. Onun için en büyük mükâfat, amelinin, bir dava adamı olarak yaptıklarının Allah'ın huzurunda kabul edilmesi ve beşeriyetin mutluluğuna katkıda bulunduğunu görebilmesi ya da buna kanaat getirmesidir.

Dava adamının davasının neticesinde beklentileri; "De ki "Bize iki güzel şeyin birinden başkasının gelmesini mi gözetir durursunuz? Hâlbuki biz Allah'ın size kendi katından yahut bizim ellerimizle bir azab getireceğini bekliyoruz. Öyleyse bekleyiniz, muhakkak biz de sizinle beraber bekleyenleriz." (Tevbe, 9/52) buyruğunda dile getirilmektedir.

Yakın dönemde yaşayan Molla Abdulkadir, Ömer Abdurrahman, Şeyh Said gibi dava önderlerinin sözlerini aktaran konuşmacı davamızda sebat etmemiz gerektiğini belirterek konuşmasını bitirdi...

hakdeniz2.jpg

 

DİĞER HABERLER