“İslami Kimlik ve Adil Şahitlik Sorumluluğumuz”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya’nın konuşmacı olduğu “15 Temmuz Sonrası İslami Kimlik ve Adil Şahitlik Sorumluluğumuz” konulu seminer, Özgür-Der Üniversite Gençliği’nin organizasyonuyla Erzurum’da gerçekleştirildi.

Rıdvan Kaya, Erzurum'da Özgür-Der Üniversite Gençliğinin konuğu olarak, Yakutiye Gençlik Merkezinde "15 Temmuz sonrasında İslami Kimlik ve Adil Şahitlik Sorumluluğumuz" konulu bir seminer sundu.

Çağatay Uğurlu'nun moderatörlüğünü yaptığı seminer, İrfan Sünbül'ün okuduğu Kur'an-ı Kerim ve mealin ardından başladı. Seminerde Rıdvan Kaya şu hususlara değindi:

Ümmet coğrafyasının bütününe baktığımız zaman net olarak ağır bir tablo görüyoruz. Yani duyarlılık sahibi bütün Müslümanların bir anlamda içini sızlatan, bizleri üzen, gerginliğe sevkeden bir tablo.

Küresel sisteme bakıldığında insan hakları, özgürlük, demokrasi, barış vb. kavramları sakız gibi çiğneyen güçlerin, yapıların söz konusu islami hareket olduğunda asla iddia ettiklerinin yanından bile geçmediklerine şahit oluyoruz.

Bu anlamda gündeme, siyasete, etrafımızda yaşanan gelişmelere ilişkin olarak bir takım tavırlar almamız gerekiyor. Bu bağlamda Müslümanların, yüzeysel bilgiden kaçınmak zorunda olduklarını belirtmemiz gerekiyor. Sloganik tavırlar ve yaklaşımlarla bir yerlere gelmemiz söz konusu değil.

Ne yazık ki müthiş bir şekilde sığlığın, bilinçsizliğin, pespayeliğin hakim olduğu ve bunun adeta medya manipülasyonlarıyla sürekli olarak, dalga dalga yayıldığı bir ortamı soluyoruz. Özellikle medyanın etkisiyle kitlelerin güç sahiplerinin tasallutu altında yaşadıklarına şahit oluyoruz. Bu yönüyle Müslümanların mutlaka sorgulayıcı bir tavır içinde olmaları gerektiğine inanıyoruz. Rabbimiz bir ayeti kerimesinde ''Aklını kullanmayanların üstüne pislik yağar(yunus-100)'' buyurmaktadır.

Müslümanlar bu yönüyle derinlikli bilgiye sahip olmak durumundadırlar. Mutlaka sebep sonuç ilişkilerini doğru kurmak zorundadırlar. Bu yaklaşımla güzel örneklikler ve güçlü birliktelikler inşa etmek durumundayız.

Adil şahitlik, bu manada Müslümanların vasfıdır ve özellikle de zor dönemlerde, sıkıntılı dönemlerde, Müslümanlara dönük olarak insanların beklentilerinin arttığı dönemlerde önemsenmesi gereken bir ödevdir. Hatta bir hayat tarzı olarak algılanmalıdır.

Adalet, hakkaniyet, merhamet, itidal, samimiyet ve dürüstlük, ilkelilik gibi vasıflar Müslümanlar açısından bakıldığında temel karakteri teşkil etmelidir. Yani bizi başkalarından ayırmalı, bizi cahili hayat yaşayanlardan ayıran vasıflar olmalı.

Adil tavır ortaya koyma ve ölçülerle hareket etme gibi bir durum söz konusu olduğunda Müslümanların değişmeyen ölçülerinin sabitelerinin olması gerektiğini düşündüğümüzde asla konjonktürel gelişmelere göre, rüzgarın esme yönüne göre hareket edilmemesi gerektiğini söylemeliyiz. Bu anlamda günün çocuğu olmak yanlıştır.

Adil şahitlik, itiraz etmeyi gerektirir, idarei maslahatçı davranmayı değil genel olarak ümmetin maslahatını öncelemeyi gerektirir. Ve bu çerçevede uyarma işlevini layıkıyla yapmayı zorunlu kılar. Yaşadığımız toplumun en temel sıkıntısı budur.

Bu çerçevede güncel bazı meselelere, güncel hadiselere de değinmek istiyorum. Yoğun olarak Müslümanlar arasında tartışılan konulardan bir tanesi iktidar ile olan ilişkilerdir. Olguyu tespit etmek açısından şu hususu belirtmek gerekir. Yaşadığımız ülke mevcut Ak parti iktidarları döneminde belki Cumhuriyet tarihi boyunca en yoğun şekilde islami talep ve duyarlılıkların gündeme geldiği ve özgürlük alanlarının en geniş şekilde hissedildiği dönemdir. Bu bir gerçektir. Hatta islami duyarlılığa düşman olan iç ve dış odakların bu noktada hükümete dönük olarak kimi düşmanca tavırlar sergilediklerine de şahitlik etmiş olduk.

Bu çerçevede islami kimliğin görünürlüğü ve yaygınlığı söz konusu olduğunda bunun büyük bir düşmanlık ürettiğini ve özellikle de bölgesel olarak Ortadoğu merkezli islami hareketlerin güçlenmesiyle paralel olarak içerideki iktidara karşı düşmanlığın yoğunlaştığını hep beraber gördük.

Bu bakımdan iktidarın doğrularını destekleme tavrı zamanla kimi çelişkileri de besledi. İktidarın olumlu icraatlarını destekleme tavrı yer yer iktidarın yanlışlarını da desteklemek gibi yanlış bir konumlanmayı da beraberinde getirmiş oldu.

Bu anlamıyla bakıldığında ölçüsüzlüğün islami camiayı özellikle son dönemlerde milliyetçi, devletçi yanlış birtakım davranışlara yönlendirdiğini hep beraber gördük. Her şeyini sahiplenme tavrı, yukarıdan belirlenen bütün politikalara destek verme onlarla beraber hareket etme gibi bir yaklaşım ortaya çıkarıyor ve adil şahitlik sorumluluğumuzu zedeleyen bir yaklaşım ortaya çıkarıyor.

Örnek verecek olursak; biz Putin'e ya da Rusya'ya sempati duyamayız. Müslümanlar olarak Allah'ın dinine savaş açan kardeşlerimizi her gün vahşice katleden bu katillere karşı ''Türkiye'nin çıkarları bunu gerektiriyor'' diye dostluk veya sevgi beslemek Rabbimizin açıkça yasakladığı bir eylemdir.

Hakeza ülkemize sığınmak zorunda kalan birçok Müslüman kardeşimiz maalesef birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalıyor ve işkence görmeleri kuvvetli ihtimal dahilinde olan ülkelere geri gönderilmeye çalışılıyor. Bu ve bunun gibi mevcut sıkıntıları ''hükümet zarar görmesin'' mantığıyla perdelemeye çalışmak elbette ki biz Müslümanlara yakışmaz.

Mevcut iktidarların öncelikleri değişebilir fakat biz Müslümanların öncelikleri değişmemelidir. İslami kimliğin esasları hususunda ısrarcı olmalıyız.

Seminer soru cevap faslının ardından sona erdi.

img_3872.jpg

img_3885.jpg

 

DİĞER HABERLER