27.09.2008 01:06
Başörtüsü Yasağı: 28 Şubat Devam Ediyor!
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der’in Ramazan ayı boyunca yurdun değişik yerlerinde her cumartesi gerçekleştirdiği "Herkes İçin Adalet, Başörtüsüne Özgürlük" eyleminin son haftasına Özgür-Der Diyarbakır Şubesi’de katıldı. Ofis’de bir araya gelen Özgür-Der üye ve gönüldaşları yakı

"Eğitimde kışla düzenine ve zorbalığa hayır! Başörtüsü yasağına son!", "Herkes için adalet, başörtüsüne özgürlük" ve "Başörtüsüne sınırsız, şartsız, her yerde özgürlük" pankartlarının açıldığı, eylemde "Yasakçılar yenilecek direnenler kazanacak", "Yasak sürüyor duyuyor musunuz?", "Örtüne inancına kimliğine sahip çık", "İnancımızı kimliğimizi yok sayan hiçbir kararı kabul etmedik etmeyeceğiz", "Haydi kızlar okula başörtülüler hariç", "Başörtüsüne pazarlıksız, şartsız, sınırsız her yerde özgürlük", "Cuntaya hayır başörtüye özgürlük", "Başörtüsü Kur'an'ın açık emridir yasaklamaya gücünüz yetmez", "Yaşasın onurlu direnişimiz", "Başörtüsü Allahın emridir", "Direniş adalet özgülük", "Herkes için adalet başörtüsüne özgürlük".

Eylemin sunumunu yapan Mehmet Deniz başörtüsü sorununun hala yakıcılığını koruduğunu ancak gündemden düşürülmek istendiğini belirterek eylemlerimizle sorunun unutulmasına izin vermeyeceklerini ifade etti. Zulüm sürdükçe direnişin de süreceğinin altını çizen Deniz ardından sözü Eğitim-Bir-Sen Diyarbakır şube başkanı Yasin Yıldız'a bıraktı. Yasin Yıldız İslam'ı hedef alan zalimlerin yenilgiye mahkum olduklarını söyleyerek başladığı konuşmasına genel hukuk kaidesine göre; hiçbir kanunun kendi toplumunun inançlarına, ahlaki kurallarına aykırı olamayacağını hatırlatarak devam etti. Mevcut uygulamanın anayasanın 24, 25 ve 42. maddelerine göre maddesine aykırı olduğunu anlatarak bir tarafta trilyonlarca para harcanarak "Haydi kızlar okula!" kampanyaları yürütülürken diğer taraftan bayanların başörtüsü bahane gösterilerek eğitim ve çalışma haklarının ellerlinden alındığını ifade etti. Mevcut siyasal iktidar onurunu koruyacak adımı bir an önce atmalıdır diyen Yıldız, ideolojik devlet anlayışının terk edilmesi, inanç ve düşüne özgürlüğü sağlanması, eğitimin önündeki tüm engellerin kaldırılması anadil eğitiminin önünün açılması, etnik ayrımcılığın engellenmesi ve devlet içindeki çetelerin tasfiye edilmesi gerektiğini anlatarak sözlerini sonlandırdı.

Ardından söz alan Özgür-Der Diyarbakır şube başkanı Serdar Bülent Yılmaz ise konuşmasına eyleme katılan başörtüsü direnişçilerini selamlayarak başladı. Yılmaz, toplum olarak bir avuç mutlu azınlık tarafından büyük bir esir kampında yaşamaya zorlandıklarını, bu zalimlerin nasıl giyineceğimizden nasıl inanacağımıza ve hangi dili konuşacağımıza varıncaya dek nasıl yaşayacağımızı belirlemeye çalıştıklarını bu karakteriyle despotik ve ceberut bir sistemle karşı karşıya olduğumuzu belirterek başörtüsü yasağının da bu karakterin bir ürünü olduğunu ifade etti.

Camilerimizi ahıra ve müzeye dönüştüren, Kur'an'ı yasaklayan bu sistemin geçmişten günümüze toplumu hizaya getirmek için türlü yollara başvurduğunu, kimi zaman sürgünlerle, işkencelerle, hapislerle kimi zaman da darbelerle bu amacına ulaşmak isteyen sistemin son zamanlarda çetecilikle gündeme geldiğini belirten Yılmaz, ülkenin batısında şaşkınlıkla karşılanan bu çeteleri bu bölgede yaşayan insanlar olarak gayet iyi bildiklerini bizzat onların zulümlerine maruz kaldıklarını anlattı. Yüksekova çetesinden Şemdinli'ye nice çetenin üremesinde esas saikin Kürt sorunu olduğunun altını çizen Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü: Biz yaşadık biliyoruz, o nedenle diyoruz ki Fırat'ın doğusuna geçmeyen, Jitemle hesaplaşmayan, faili meçhul cinayetleri görmezden gelen bir Ergenekon soruşturmasından bir sonuç alınamaz. Kürt sorununu çözme iradesi ortaya koyulmadan ne bu çetelerin kökenine inilir ne de yeni çetelerin üremesi engellenebilir.

Ardından başörtüsü sorununu da anadil sorununu da doğuran zihniyetle çeteleri doğrun zihniyetin aynı olduğunu anlatan Yılmaz bu sorunların üstesinden ancak mazlumların ortak direnişiyle gelinebileceğini söyledi.

Son olarak Özgür-Der Diyarbakır şubesi adına Kevser Beyazyüz'ün okuduğu açıklamada başörtüsü yasağı ve anadilde eğitim yasağının kaldırılması vurgusu öne çıkarken açıklama coşkulu kalabalığın attığı tekbirler ve şu sloganlarla kesildi: "Uyan Diren Özgürleş", "Direne direne kazanacağız", "Adalet Özgürlük Direnişle Gelecek", "Zulme Karşı Direniş Herkes İçin Adalet", "Yasakçılar Yenilecek, İslami Direniş Kazanacak", "Cuntaya hayır! Eğitime Özgürlük" "Yaşasın İslami direnişimiz" ve "Berxwedan Jiyané, Jiyan İslame" (Direniş Yaşamdır, Yaşam İslamdır).

 

 

Basın açıklamasının tam metni:

Başörtüsü Yasağı: 28 Şubat Devam Ediyor!

Orgeneral İlker Başbuğ'un Genelkurmay başkanı olur olmaz 28 Şubat zihniyetini savunması ve bu zihniyetin arkasında olduklarını ifade etmesi, başörtüsü yasağının bu dönemde de süreceğinin habercisi oldu. Aynı zamanda bu açıklama o dönemde yaşanan hortumlamalar ve hukuksuzlukların da örtük bir şekilde savunulması anlamına geliyordu. Başbuğ'un 28 Şubat'a desteği, yasakçıları cesaretlendirdi. Nitekim yeni atanan bazı rektörler Başbuğ'un mesajını almakta tereddüt etmediler. Örneğin bu güne kadar özgürlükçü tavrıyla bilinen Boğaziçi Üniversitesinde yeni atanan rektörle birlikte yasak da başladı. Başörtülülerin şapkayla girmesine dahi izin vermeyen faşist zihniyet öğrencilerin örnek direnişi sayesinde geri adım atmak zorunda kalsa da sistemin bu yasakçı tavrı, başörtüsü gibi İslam'ın günlük yaşam içerisindeki tezahürlerine karşı düşmanca tahammülsüzlüğün süreceğinin açık ilanı oluyordu.

Başörtüsü yasağı bu ülkenin giderek daha çok can yakan ama aynı oranda da sessizleşen acı yarasıdır. Birçok aile çocuğunu başörtüsü yasağı nedeniyle liseye veya üniversiteye göndermiyor. Meslek sahibi bayanlar mesleklerini icra edemiyor. Bu ülkenin Müslüman bayanları başörtüsü taktığı için neredeyse her gün siyasilerin ve bazı sivil asker bürokratların hakaretlerine maruz kalabiliyor, inançları ve şahsiyetleri aşağılanabiliyor. Tüm mesleki ve ilmi donanımına rağmen sırf kılık kıyafetinden dolayı okuma ve çalışma hakları ellerinden alınan bayanların sosyal hayata katılma çabaları bu yolla engellenmiş oluyor. Buna karşın laik Kemalist zihniyet yüzsüzce ve utanmadan İslam'ın kadını eve hapsettiğini iddia edebiliyor.

Kemalist sistem toplumun tüm kesimlerine ve her alanda ideolojik kimlik dayatmaktadır. Toplumu kendi çıkarları doğrultusunda aynı kalıpta şekillendirmek isteyen bu mutlu azınlık yalnız başörtüsüne değil bu kalıba uymayan tüm konularda yasakçı karakterini sergilemektedir. Nitekim bu bağlamda anılması gereken en önemli husus hiç kuşkusuz ki anadilde eğitim yasağıdır. Başörtüsü yasağı ile anadilde eğitim yasağı aynı yasakçı zihniyetin ürünüdür.

Gasbedilen haklarımızı geri istiyor ve insan onuruna yakışır bir eğitimin önündeki her türlü engelin kaldırılmasını istiyoruz. Bu bağlamda başörtüsü yasağı ile birlikte anadilde eğitim yasağı da kaldırılmalıdır.

Diğer yandan "ne mutlu Türküm diyene" ve "varlığım Türk varlığına armağan olsun" gibi inkârcı, asimilasyonist ve kişiliksizleştirici ifadeler içeren Kemalist AND'ın her sabah zorla çocuklara okutulmasından vazgeçilmelidir.

Aynı şekilde Özgür üniversite düşüncesinin tepesinde Damoklesin kılıcı gibi sallanan 12 Eylül artığı YÖK bir an önce kaldırılmalı üniversiteler özgürleştirilmelidir.

Militarizmin okullardaki uzantısı olan ve subayların girdiği Milli Güvenlik dersleri derhal müfredattan çıkarılmalıdır.

Kemalizmle karışık, laik, folklorik ve ulusal din anlayışını öğreten zorunlu din dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalı,  içeriği Kur'an'a uygun hale getirilerek seçmeli okutulmalıdır.

Öte yandan Kur'an kursları önündeki 28 Şubat kalıntısı engellemeler kaldırılmalıdır.

Bizler burada sadece başörtüsünü değil İslami kimliğimizi savunuyoruz. Çünkü yasak aslında başörtüsünü değil başörtüsü üzerinden tüm İslami değerleri hedef almıştır. Yasakçılar bilmeli ki, yasak sürdükçe direnişimiz de sürecektir. Ve tekrar ilan ediyoruz bu zulme boyun eğmeyeceğiz. Ne

Ergenekon ne Jitem ne de bir bütün olarak oligarşik sistem direniş azmimizi kıramayacak ve bize kabul etmediğimiz bir kimliği benimsetemeyeceklerdir.

Bu arada dün idrak ettiğimiz Kudüs gününün İslam aleminin birliğine vesile olmasını diliyor ve Kudüs direnişinin yanında olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi

DİĞER HABERLER