21.01.2018 00:17
Hayaller ve Gerçekler Arasında Yeni Türkiye
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ankara Özgür-Der'de Hamza Türkmen'in sunumuyla "Hayaller ve Gerçekler Arasında Yeni Türkiye" konulu konferans gerçekleştirildi.

Sunumuna Türkiye kelimesini açıklayarak başlayan Hamza Türkmen şunları söyledi: Türkiye kelimesi köken itibariyle İtalyanca Turchia kelimesinden türemiştir. Önce Orta Asya için daha sonra Balkanlardan Ortadoğu'ya kadar geniş bir coğrafya için kullanılan Türkiye kelimesi bugünkü manasıyla ilk defa Lozan'da kullanıldı. Bu noktada Vatan kelimesi de önemlidir. Vatan kelimesinin kullanımında bir netlik yoktur. Ümmetin bir parçası olan ve içinde farklı etnik ve dine mensup insanları barındıran bir vatan mı? Yoksa ulusal sınırlara ve düşünceye sahip seküler bir vatan mı?

Türkiye'nin tarihsel sürecini anlatmaya başlayan konuşmacı şöyle devam etti: Bizler dağılmış ümmetin evlatlarıyız. Ümmet coğrafyasının Osmanlı Devletinin yıkılmasının ardından Sykes-Picot Antlaşması'nda 40 tane mühendis tarafından cetvelle neredeyse bugünkü sınırları çizilmiştir. Bundan sonra yeni kurulan ülkelerin dizayn edilmesi için Batıda eğitim görmüş, Batıcı, Seküler, Oportünist, Pragmatist bir düşünsel noktaya evrilmiş Jön-Türkler/Araplar vs. yönetim kadrolarına getirilmiştir. Bu dönemlerde insanlar üç önemli gruba ayrılmışlardır: Çağdaş Türkiye isteyenler, Milliyetçi Türkiye isteyenler, Müslüman Türkiye isteyenler. Burada İki farklı milliyetçilik anlayışı ortaya çıkmıştır. Birincisi Atatürk'ün sahip olduğu bugün CHP'nin temsil ettiği Ulusal milliyetçilik; ikincisi ise Nihal Atsız'ın sahip olduğu bugün MHP'nin temsil ettiği Irki milliyetçilik. Her halükarda iki taraf da belli bir milliyetçi anlayışa sahipti ve bu anlayış yönetimde olduğu için bir baskı aracı olarak kullanılmaktaydı. Bunun karşısında ezilen dindar kesim Anadolu insanının çok da uzak olmadığı Milli dindarlık modelini ilk kez Necip Fazıl ile ortaya koymuştur.

Türkiye tarihindeki vesayetin başlaması 1. Meclis'in Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey'in öldürülmesidir. 27 Mart 1923 Ali Şükrü Bey'in öldürülmesi, Meclisin feshedilmesi ve 1. Mecliste Atatürk'e muhalif olan 2. Grubun, 2. Mecliste olmaması Türkiye tarihinin ilk darbesidir. 28 Şubat darbesi de Kemalist vesayetin müslümanları sindirme operasyonudur. 28 Şubatta az idik ama direndik. Fiziki anlamda kaybediyorken manevi anlamda kazanıyorduk. Nesillere zorbalık karşısında müslümanın tavrının örnekliğini sergiliyorduk. Yapılan anketlere göre 28 Şubat darbesi sonrasında üniversite gençlerinin %95'i yurtdışına gitmeyi düşünüyordu. Oysa ki gitmemeliydik. Herşey bitmiş gibi görünsede Peygamberimizin şu hadisi bize ışık oluyordu: Kıyametin kopacağını da bilseniz elinizdeki fideyi dikin.

Yeni Türkiye bu sancılı dönemleri yaşarken AK Parti iktidara geldiğinde bizim öncelikli sorunlarımız Başörtüsü yasağı, Dindar camialara her alanda baskı vs. İken; Türkiye'nin birincil sorunları anketlerde geçim sıkıntısı, işsizlik, açlık gibi konular çıkıyordu. Eğer insanlar aç ise ideolojik bir gelişim beklenemezdi. Ülke ekonomisi güçlendikçe, insanların birincil ihtiyaçları karşılandıkça bizim sorunlarımız ele alınmaya ve çözülmeye başlandı. Bugün başörtüsünün Emniyetten TSK'ya kadar devletin her kurumunda serbest olması vesayete karşı elde edilen büyük bir kazanımdır. Biz bile bu kadar olacağını tahmin edemezken serbestliğin bu noktaya gelmesi vesayet odaklarını şaşkına çevirmiştir. Fetö darbe kalkışmasının üstesinden gelinmesi, kurumlardaki özellikle TSK'daki normalleşme Batıcı vesayet odaklarına karşı zaferdir.

Türkiye'de bunlar olurken aynı zamanda ekonomik gelişmeyle paralel olarak bazı problemlerde baş gösterdi. İslami bir hayat tarzından önce ev, araba, kariyer vs. edinme isteği kapitalist bir istektir. Kapitalist yaşam tarzı her gün artmaya devam ederken toplumda büyük bir manevi boşluk doğuruyor. Boşanmaların, antidepresan kullanımının, ciddiyetsizlik ve düşüncesizliğin çok hızlı bir şekilde artıyor olması Yeni Türkiye için ciddi bir problemdir. Şu unutulmamalıdır: Türkiyeli müslümanlar ve diğer müslüman toplumlar ekonomik olarak kalkınıyor olsalar bile bu kalkınma kapitalist sistem içerisinde gerçekleşmektedir. Yani İslami değildir. Ümmet şu anda parçalanmış durumdadır. Eğer bir medeniyet kurmak istiyorsak ekonomiden hukuka, sanattan bilime kadar her alanda ümmetin şurası ile İslami modeller ortaya koymalıyız. Sonuç olarak Yeni Türkiye'de İslami hassasiyeti, kaygısı olan insanları buralara getirtmeliyiz.

Program soru cevap kısmının ardından sona erdi.

img-20180121-wa0005.jpg

 

DİĞER HABERLER