28.01.2018 00:33
“Türkiye Eğitim Sistemi ve Değerlerimiz”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Batman Özgür-Der Külliyesi’nde “Türkiye Eğitim Sistemi ve Değerlerimiz” konulu seminer gerçekleştirildi.

Batman Özgür-Der Külliyesi'nde gerçekleştirilen aylık alternatif eğitim seminerleri kapsamında bu ay, Batman Üniversitesi İslami İlimler Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Davut Okçu'nun sunumuyla "Türkiye Eğitim Sistemi ve Değerlerimiz" konulu seminer gerçekleştirildi.

Davut Okçu, sözlerine, siyasi yapının tarih boyunca toplumun değerleri üzerinde etkili olduğunu, toplumun değerlerini şekillendirdiğini, bu durumun bugün de aynı şekilde devam ettiğini söyleyerek başladı.

İslam'la beraber cahili toplumun tedrici bir şekilde, "tevhid" ekseninde dönüşüme uğradığını, bu dönüşümün temel argümanlarının ise Kur'an ve Sünnet olduğunu belirten Okçu, Kur'an'ın ilk mesajıyla beraber toplumu, okuma-yazma ve yüce ahlak ile tanıştırdığını, Peygamber'in de bu "tevhid" eksenli düşünceleri, pratiğe dökerek rol model görevi gördüğünü ifade etti.

Peygamber ve Dört Halife döneminin akabinde, Emevilerle birlikte Ehl-i Beyt'i dışlayan, Hz. Ali'yi kötüleyen bir dönemin başladığını, Abbasilerin yönetimi ile beraber ise Emevileri dışlayan bir politika izlendiğini, hatta Şia ve Sünnilerin itibar ettikleri hadis, tefsir ve siyer kaynaklarının da birbirinden farklılık arz ettiğinin altını çizdi.

Okçu, 2. Mahmut'un tahta çıkması ile beraber başlayan Avrupai tarzda okulların, medreselerin yanında açılması akabinde -medreselerin maddi anlamda da güç zayıflatılmasıyla- medreselerin zayıflatılıp kontrolünün devlet merkezi tarafından ele geçirilmeye çalışıldığının altını çizdi. Cumhuriyet rejiminin ilanı ile "Tevhid-i Tedrisat" kanunun kabul edilmesinin, konjonktürel siyasi amaçlar doğrultusunda ayet ve hadislerin tercih ve tevil edildiğini, siyasal paradigmanın politikalarına uygun olan rivayetlerin sıhhat durumuna bakılmaksızın alındığını, paradigmanın ürettiği politikalar değiştikçe seçilen rivayetlerin de değiştiğini, neticede rivayetlerin sahih/zayıf oluşuna kesinlikle bakılmadığını, ders içeriklerinin dönemin siyasi müdahalelerine maruz kaldığını ifade etti.

Okçu, "Ülkemizde Cumhuriyet ile birlikte din kurumunun toplum hayatı üzerindeki etkisi giderek zayıflamıştır. Osmanlı'nın zayıflamasını sahip olduğu dini değerlerden kaynakladığını öne süren bir anlayış iktidara gelmiştir. Her alanda Batılılaşma ile yeni Türkiye devletinin gelişebileceği hesaplanmış, din kurumunun toplumsal hayat üzerindeki etkisi küreselleşmenin etkisiyle ayrıca zayıflamaya yüz tutmuştur. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük yeni dünyanın parlayan kavramları olmuştur. Bu kavramlar ülkelerin işgali ve darbeler için bile maymuncuk halini almıştır." dedi.

batman_davut_okcu_2.jpeg

Demokrasinin beşeri sistemlerin içinde en çok itibar gören yönetim biçimi olduğunu söyleyen Okçu, fakat demokrasinin öngördüğü "demokratik eğitimin" ütopyadan ibaret olduğunu, Türkiye'de Cumhuriyet tarihinden bu yana geçen 100 yıl içinde en katı şekliyle "ideolojik eğitimin" gerçekleştiğinin altını çizdi. Ayrıca, "Demokratik eğitimde devletin dini, değişmez önderi, ideolojisi, felsefesi olmaz. Demokrasi çok kültürlülük demek olduğuna göre demokratik eğitimde tek tip insan yetiştirilemez. Oysa Tevhid-i Tedrisat öğretimde tek tip insan yetiştirmek anlamına gelmektedir. Çocukların yetişme tarzını devlet belirlemektedir." dedi.

İslami eğitimin ise demokratik eğitimden farklı olduğunu, İslam'da Allah'ın belirlediği kuralların dışına çıkılamayacağından, çoğunluğun ve yönetimin eğitime müdahale edebileceği alanların sınırlı olacağını, İslami eğitimde kötülükler serbest bırakılamayacağından, aksine "emr-i bi'l-maruf ve nehyi ani'l-münker" prensibinin devlet ve ferdin asli görevi haline geldiğini belirtti.

Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte İslami değerlere karşı imha planı devreye konulduğunu, İslami değerlerden uzaklaştırma hamlelerinin inanç, kültür ve siyaset alanında yoğunlaştığını, yozlaştırmaya ilişkin düzenlemelerden her birine "devrim kanunu" adı verilerek değişmezlik ve dokunulmazlıkların tescil edildiğinin altını çizdi.

Okçu, "Tanzimat ile başlayan Islahat anlayışı, sıçrama tahtası olarak kullanılarak 1921'de Medârîs-i İlmiye Nizâmnâme'si yayımlanmıştır. Bunun dışında Heyeti İlmiye ismiyle toplantılar yapılarak, 1924'teki Tevhid-i Tedrisât Kanunu'nun zemini hazır hale getirilmiştir. Böylece müfredat programlarından din dersleri kademeli olarak azaltılmış, 1924, 1927, 1929, 1931ve 1939 yıllarında yapılan düzenlemelerle programlarından tamamen çıkarılarak, din öğretimi işi ailelere bırakılmıştır. 1949'da tekrar okutulmaya başlanan din dersleri 1982'de Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi ismiyle ilkokul 4, 5. sınıflar, ortaokul ile liselerin tüm sınıflarında zorunlu ders hâline getirildi. 1982 programı halen uygulanmaktadır." dedi.

Cumhuriyet tarihi boyunca değerler bilincinden yoksun bir nesil yetiştirildiğini, değersizliğin kuşaklar arası çatışmaya yol açtığı gibi, terör ve anarşinin sosyal bünyemizi kemirmesine zemin hazırladığını söyledi.

Son olarak, gelen bir soru üzerine, AK Parti dönemi eğitim politikalarına dair değerlendirmelerde bulunan Okçu, 2012 yılına dek AK Parti hükümetlerinin eğitim politikaları konusunda, müfredat ve kişi yetiştirme konularında yetersiz kaldığını, bu tarihten sonra bazı somut adımlar atılmaya başlandığını belirterek sözlerini tamamladı.

 

DİĞER HABERLER