10.03.2018 00:24
Tatvan Özgür-Der’de “Saidi Nursi ve Nurculuk” Konuşuldu
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tatvan Özgür-Der tarafından düzenlenen programda Muş Alparslan Üniversitesi öğretim görevlisi İkram Filiz'in sunumuyla “Said Nursi ve Nurculuk Hareketi” konuşuldu.

Program, Muammer Demirkol'un okuduğu Kur'an-ı Kerim ve mealinin ardından başlarken İkram Filiz, konuşmasında şu hususlara değindi:

Şüphesiz Saidi Nursi ve Nurculuk dediğimizde Türkiye'de ciddi manada mücadele vermiş ve mücadelesi de Türkiye'de birçok farklı kesimlerce kabul görmüş önemli bir şahsiyet akla gelmektedir.

Saidi Nursi Osmanlı'nın son dönemlerini görmüş, Osmanlı'nın yıkılışına şahit olmuş, yeni kurulan Türkiye'nin seküler kadrolarını görmüş bir şahsiyet. Haliyle bu siyasal ve sosyal değişimlerle beraber Saidi Nursi'nin kendisinde de bir takım değişim ve dönüşümler olmuştur.

Bu bakımdan dış etkenlerin de Saidi Nursi'yi bazı farklı tavır alışlara yönelttiğini söyleyebiliriz.

Saidi Nursi, çoğunlukla eski Said ve yeni Said olarak iki kısımda değerlendirilmiştir. Nurcuların bir kısmı yeni Said'e odaklanarak bu dönemi örnek almışken bir kısmı ise özellikçe Kürt nurcular olarak ifade edebileceğimiz Nurcular eski Said'e odaklanarak O'nu anlatma çabası içerisine girmişlerdir.

Haliyle Saidi Nursi'nin geçirdiği değişim ve dönüşümleri bütüncül olarak görmekten uzak, parçacı bir Nurculuk anlayışının olduğunu ifade edebiliriz.

Nitekim Nurcular arasındaki ayrışmaların ve bölünmelerin temelinde de bu yatıyor diyebiliriz.

Said Nursi'nin 1870'li yıllarda doğduğuna dair bir kaç farklı iddia mevcut. Bitlis'te dünyaya gelen Saidi Nursi, eğitim hayatına bölgede var olan medreselerde başlıyor ve klasik medrese müfredatından dersler alıyor.

Nitekim Saidi Nursi'nin eserlerine dikkatlice bakıldığı takdirde bu medreselerden istifade ettiği açıkça görülecektir.

Risalei nurları da bu bakımdan medrese kültürünün, Saidi Nursi'nin penceresinden tekrar yorumlanması olarak ifade edebiliriz. Kısacası bazılarının iddia ettiği üzere Saidi Nursi'nin eserleri, ilham suretiyle yazılmış eserler değil aksine medrese müfredatının Saidi Nursi'nin zihin süzgecinden geçerek meydana gelmiş eserlerdir.

İlk dönem medrese hayatında tabiri caizse yerinde durmayan, zeki ve ön plana çıkan çok başarılı bir öğrenci Saidi Nursi.

Medrese hayatı olarak ifade edebileceğimiz bu dönemde Saidi Nursi siyasetten bihaber ve henüz siyasetçilerle tanışmamış bir kişidir.

1896 yılında Mardin'de okumaya karar veren Saidi Nursi, okuduğu gazeteler vasıtasıyla Cemaleddin Afgani'nin fikirleriyle tanışır zira İkinci Abdulhamid dönemi İslamcılık akımının çokça tartışıldığı ve Osmanlı'nın dağılışına çare olabileceği düşünülen bir dönemdir.

Tarihçei Hayat ve Divanı Harbi Örfi isimli eserlerinde Cemaleddin Afgani'den bahseden Saidi Nursi kendisininden''selefim' olarak bahsederken siyasi düşüncelerinin Afgani'den etkilendiğine işaret etmiştir.

Mardin'de Sultan Abdulhamid'i ve Mardin valisini eleştiren Saidi Nursi bu vesileyle kendi memleketine gönderilir. Artık siyasal fikirlere sahip olan ve bunları belirtmekten imtina etmeyen Saidi Nursi Bitlis'te de bir takım sıkıntılar yaşıyor ve Bitlis'ten de Van'a gidiyor. Van'da Tahir paşanın evinde misafir olan Saidi Nursi, Tahir paşanın kitaplığında yer alan çeşitli ilmi kitaplarla karşılaşarak pozitif bilimlerle tanışmış oluyor. Nitekim İslami ilimlerle beraber pozitif ilimlerin öğretileceği Medresetüz-Zehra hayali de Saidi Nursi'nin pozitif ilimlerle karşılaştığı bu tecrübesine dayanmaktadır.

Saidi Nursi Van, Bitlis ve Diyarbakır'da şubeleri olmasını hayal ettiği Medresetüz-Zehra projesiyle bölgenin hem ilmi açıdan hem de sosyo-ekonomik açıdan gelişimini hayal etmiştir.

Medresetüz-Zehra projesini hayata geçirmek amacıyla İstanbul'a, Sultan Abdulhamit ile görüşmek üzere gider. Fakat Sultan Abdulhamit ile görüştürülmeyen Saidi Nursi delilik iftirasıyla tımarhaneye atılır. Daha sonra tımarhaneden çıkartılan SaidiNursi, on yıla yakın kaldığı İstanbul'dan bir hayal kırıklığı ile ayrılır.

Bir dönem İttihad ve Terakki cemiyetine İslami hassasiyetlerle ve iyi niyetle destek veren Saidi Nursi, daha sonra bu konuda da hayal kırıklığına uğrayarak tabiri caizse bu sevdasından vazgeçmiştir.

Yerinde duramayan hareket adamı, idealist bir şahsiyet adamı olan Saidi Nursi, Şam'a geçer ve İslam aleminin genel anlamda içerisinde bulunduğu sıkıntılara değinen ve çözüm önerileri de öneren meşhur Hutbeyi Şamiye hutbesini irat eder.

Osmanlı sınırları içinde yer alan Şam, Beyrut, Diyarbakır gibi şehirleri gezen Saidi Nursi tekrardan İstanbul'a gelerek Medresetüz-Zehra projesine destek bulabilmek amacıyla Mehmet Reşat ile görüşür. Destek sözü almasına rağmen Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla Medresetüz-Zehra projesi tekrar ertelenirken Saidi Nursi de talebeleriyle beraber işgalcilere karşı savaşır ve 1917 yılında Ruslara esir düşer. Rusların elinde yaklaşık iki yıl olarak esir kaldıktan sonra bir fırsatını bularak Balkanlar üzerinden tekrar Osmanlı'ya geçme imkanı bulur.

Rus esaretinden sonra birinci ve ve ikinci meclis dönemlerine de şahitlik eden Saidi Nursi, artık siyasetten soğumuş biri olarak kendisinin tabiriyle ''yeni Said'' olarak toplumsal hayata dönmüştür.

1925 yılında bulunduğu Van'dan alınarak Isparta'ya sürgüne gönderilen Saidi Nursi, 1950'lere kadar kesintisiz bir sürgün hayatı yaşıyor. Pasif bir direniş sergilediği bu dönemde Risalei Nurların telifine yoğunlaşan Saidi Nursi, tebliğ ve davet faaliyetlerini devam ettiriyor.

Türkiye'nin Demokrat parti ile çok partili hayata geçtiği süreçte talebelerine Demokrat partinin desteklenmesi gerektiğini söyleyen Saidi Nursi, Demokrat partiden şu hususlarda da adımlar atmasını istemiştir;

1- Demokrat parti dine taraftar olamalı ve sahip çıkmalıdır.

2- İslam aleminin birliği için gayret göstermelidir.

3- Ayasofya'nın açılması için çalışmalıdır.

4- Risalei Nur'un neşrine, yayılmasına, okullarda ders kitabı olarak okutulmasına gayret göstermelidir.

5- Dindarların taraftarlığını kazanabilmek için dindarlara karşı hassas davranmalı ve dini hizmetlere ağırlık verilmelidir.

6- İnsan hak ve hürriyetlerinin yerleşebilmesi için mücadele etmelidir.

1950 ile 1960 yılları arasının Saidi Nursi'nin üzerindeki baskıların azaldığı fakat bitmediği bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. 1960 darbesinin ardından Urfa'da bulunduğu sırada vefat eden Saidi Nursi Urfa'da defnediliyor. Fakat darbeciler tarafından mezarından çıkartılarak bilinmeyen bir yere defnediliyor.

Saidi Nursi'yi İslamcı olarak nitelendirebiliriz. Bugünkü Nurcuların aksine Saidi Nursi İslamcı bir şahsiyettir. Aktif siyasal hayatın içerisinde olmadığı dönemde dahi siyasal düşünceleri bağlamında Ümmetçidir. İhvan hareketiyle ilgili kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplarda ve Demokrat partiye olan yaklaşımında bu Ümmetçi tavrı rahatlıkla görürüz.

Seminer, soru cevap faslının ardından sona erdi.

img-20180309-wa0018.jpg

 

DİĞER HABERLER