“Seçim Sürecinde Türkiye”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Üniversite Gençliği tarafından hazırlanan “Seçim Sürecinde Türkiye” başlıklı program Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya’nın katılımıyla gerçekleştirildi.

24 Haziran'da yapılacak olan seçim ve sonucunda oluşacak etkilerle alakalı mutlaka bir sonuç oluşturacağını belirten Rıdvan Kaya şu hususlara değindi:

 

"24 Haziran seçimlerinin mutlaka sonuçları olacaktır. Ekonomik zemininde, hukuk zemininde değişiklikler ortaya çıkarma ihtimali var, yani sonuçta mevcut sistemin gidişatında bir değişim olması mümkün değil ama izlenen, uygulanan politikalar anlamında ufak, büyük, kapsamlı denilebilecek değişiklikler ortaya getirebilecek bir durum söz konusudur. Öncelikle seçimin sıradan bir gündem olmadığını, Türkiye açısından da bölgesel bir etkisi olacağını baştan kabul etmek gerekir. 'Siyaset bizim ilgileneceğimiz bir yaklaşım tarzı değildir' demek çözüm değildir, bu sonuçlar Müslümanları ve toplumu ilgilendirecektir. Öncelikle şunu hatırlatmak istiyorum; sürecin dışında kalabiliriz ama ilgisiz kalamayız."

 

Müslümanlar açısından olaylara akidevi boyuta dikkat ederek yaklaşmamız gerektiğini belirten Kaya, "Öncelikle toplumsal ve siyasal bir olayı değerlendirirken nasıl yapıyorsak, o olayın akidevi boyutunun varlığını göz ardı etmeksizin durumları bu çerçeveye oturtmak gerekir. Sürecin işleyiş biçimi, önümüze gelme tarzının çok fazla zaaf yaşadığı açıktır. Bir takım çelişkiler, rahatsızlıklar ortaya çıkarmakta. Bunları görmezden gelemeyiz ve bunları tespit etmekle mükellefiz." dedi.

 

Rıdvan Kaya müslümanlar açısından en çok değerlendirilen meselenin oy verip vermeme olduğunu belirterek şu sözlerle açıklamalarda bulundu: "Siyasal bir olayı tartışırken gözle görülür olan, nihai anlamda sonuç doğuran şey olan oy verme meselesine yoğunlaşmış olabiliriz fakat bizim açımızdan bunun tek kriter olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kendi aklımızla, bilincimizle herhangi bir siyasal olayda olduğu gibi bir tavır alabiliriz. Siyasal olaylarla ilgili keskin tavrın ortaya koyulmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle oy vermenin tartışılması yerine Müslümanlar lehine neyin iyi neyin kötü olduğunu tartışmanın daha iyi olacağını düşünüyorum.

 

Geçmişte Müslümanlar açısından siyasete olan tavır daha fazlaydı ama çok da keskin mesafeler yoktu. Çok da eskiye gitmeden bakalım… Mesela 1991 seçimleri Refah Partisi'nin parlamentoya girme ihtimalinin olduğu bir seçimdir. O dönemden itibaren İslami camianın seçimlere olan yaklaşımının daha sıcak olduğunu hatırlıyoruz. Ondan önce 12 Eylül ve sonrası İran Devrimi ile oluşan etkiler de siyasetle olan ilişkiyi arttırmıştır. Refah Partisi'nin barajı geçmesinden itibaren Müslümanlar bu partiye eski soğuklukla bakmamaya başladı. Dolayısıyla önceden siyasi bir tavır müslümanlar tarafından reddediliyordu, 'AKP geldi eklemlendi' demek doğru değildir. 28 Şubat dönemindeki seçimlerde ister istemez bir tavır ortaya çıkmıştır, sonra AK Parti 2002 seçimleri ile kazanınca kadro oluşturulması gerekiyordu, bu kadroları da İslami camia dediğimiz kesimden oluşturdu. Bu da tabii ki beraberinde yakınlaşmayı getirdi. Bugün belli anlamda mesafe koyanlar tabii ki oldu. Fakat kahir ekseriyetle AK Parti ile şu veya bu şekilde bir ilişki kuruldu. Çoğunluk onun kazanmasını istedi.

 

Bu süreçte, AK Parti'nin ortaya koyduğu politikalar çerçevesinde tartışılacak şeyler var. Özetle şunu belirtmek istiyorum ki; belirli bir mesafe olmalı, bu mesafenin miktarı değişebilir fakat mesafe olması her zaman en iyisidir. İşte o zaman Müslümanların konumlanması ile alakalı tavrımız daha net olur."

 

Kaya İslami hareketin yakın zamanda siyasetle uğraşma, yönetme, yasama gibi bir gücünün olmadığını kabullenmemiz gerektiğini belirterek bu hususu şöyle değerlendirdi: "Burada şunu görmek lazım: İslami hareket dediğimiz şeyden bahsettiğimiz zaman arkası net çizilebilir bir siyasal toplumsal olgudan bahsedemiyoruz. Sadece bir eğilimden, yönelimden bahsedebiliyoruz. Bir tarafta çok kolay tanımlanamayacak bir çizgi var, öbür tarafta meclis gibi insanların somut olarak gördüğü bir süreç yaşanıyor. Aynı arenaya çıktığı zaman diğeri ister istemez öbürünün gölgesinde kalıyor, bu olgu doğaldır garipsememek gerekir. Belli konularla ilgili Müslümanların bir yöntemi olabilir fakat siyasetle uğraşma, siyaseti yönetme, yasama gibi İslami çizginin bir gücü yok. Yakın vadede bunun oluşmasını beklememek lazım, bu hayalci bir tavır olur. Burada oy verip vermeme tartışması biraz da sizin ne beklediğiniz ile alakalıdır."

 

"Karşıdaki kitle nasıl bir sosyolojik yapıya dayanıyor, bunu görmek için 2013'teki gezi olayına bakabiliriz." diyen Rıdvan Kaya sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gezi olayı bu anlamda karşıdaki kitlenin dinamiklerini, kimiliğini esas itibariyle ortaya koymuştur. Seçim kazanabilmek adına taktik olarak yumuşadıklarını görüyoruz. Fakat bu taktiksel yumuşama ideolojik görüşlerinden sıyrılma anlamına gelmiyor. Değerlendirme yaparken bunları mutlaka dikkate almak lazım ama buna endekslenerek bunu alıp ona göre tavır belirlemek de doğru olmayacaktır."

 

Aramızdaki Mesafeyi Korumaya Özen Göstermeliyiz

 

"Siyaset dediğimiz şey mevcut alternatifler üzerinde gelişiyor. Bizler müslümanlar olarak siyasete dair bazı yorumlar, eleştiriler getirebiliriz. Fakat bir şeylerin belirleyicisi konumunda değiliz. Bizim desteklediğimiz kazandı, biz kazandık veya bizim desteklediğimiz kaybetti, biz de kaybettik pozisyonuna girmemeliyiz. Aramızdaki mesafeyi korumaya özen göstermeliyiz. Bu şekilde mesafeli olmak taleplerimiz açısından da, kimliğimizi korumak açısından da çok önemlidir. Bizim İslami bir çizgimiz var ve bu çizgiyi sürdürmek en öncelikli görevimizdir. Bu noktada şartlara, gücümüze, çabalara bağlı olarak siyaseti etkilemeye çalışırız. Ama bizim gücümüzü aşan bir konjonktür varsa, ister istemez biz de o konjonktüre cüzi manada etki etmek durumunda kalabiliriz. Burada kendimizi belirleyici aktör yerine koymamak gerekir; biz bunun temel belirleyicisi değil, kendi duruşumuzu ilkeli, düzgün, sahih bir temelde tamamlamaya çalışırız."

 

"Mefsedetin Def'i Menfaatin Celbinden Evladır"

 

"Fıkıhta bir kural vardır, 'Mefsedetin def'i menfaatin celbinden evladır.' Yani bir şeylerden yararlanmak istiyoruz ama ortada bir mefsedet var, onun giderilmesi daha öncelikliyse ilk olarak onu gidermek daha gereklidir. Bunu tek başına endeks olarak koymadan müslümanların bu noktaya dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Hesap yaparken bu noktaları gözetmek durumundayız."

 

Tunus'ta bu hafta yapılan seçimleri de değerlendiren Rıdvan Kaya, "Nahda bizim tamamıyla destekleyeceğimiz bir pozisyonda bulunmuyor, içerisinde yumuşama, esneme gibi durumlar var fakat şunu vurgulamak gerekir ki; Tunus'ta Nahda'nın birinci parti olarak seçilmesi en başta müslümanların lehinedir. Ama bunun iyi bir şey olması Nahda'nın bu süreçte izlediği bütün politikaları, ortaya koyduğu bütün adayları desteklememiz, alkışlamamız anlamına gelmez. Gerekli eleştirilerde bulunmak gerekir. Aynı şeyi Türkiye'ye taşıdığımızda bir olayın içerisinde hem lehinize hem aleyhinize gelişmeler varsa o olayı toptancı bir şekilde değil de ayrıştırarak değerlendirmek bir avantajdır. Batılı bir düşünür batının düşünsel tarzının bu şekilde avantaj elde ettiğini belirterek bunu bir yerde istihdamı geliştirmesi için düşünülen bir fabrikanın aynı zamanda orada çevre kirliliğine yol açmasına benzetiyor. Bizim açımızdan da durum böyledir. Yani bu örneğe baktığımız zaman fabrika istihdamı sağlıyorsa bu bizim için iyi bir şeydir. Buna karşı gelmenin bir anlamı yoktur ama istihdam sorununu çözen fabrika çevreyi kirletiyorsa 'istihdam sorununu çözdü, çevre kirlenebilir' gibi bir algıyı oluşturamayız. İstihdam sorununun çözülmesini desteklediğimiz gibi çevre kirliliğine de karşı çıkarız. Bu anlamda bir ayrıma gidebiliriz. Siyasal gelişmeleri de bu zemine oturtabiliriz." dedi.

 

Rıdvan Kaya, son olarak müslümanların belirli bir kimliğe sahip olduğunu ve iktidar ne olursa olsun bu kimlik ve şahitlik üzere müslümanların yaşamını sürdürmesi gerektiğini belirterek şu sözlerle konuşmasını bitirdi: "Bizler müslümanlar olarak bir kimliğe sahibiz. Bizim öncelikli amacımız iyiliği emretme, kötülükten sakındırmaktır. İktidara bağlı olarak kimliğimizin değişmesi söz konusu değildir. AK Parti iktidarından önce de müslümanlar vardı ve belli bir mücadele içindeydiler, bugün de bu değişmedi. İşler lehte veya aleyhte de değişse müslümanların görevleri ve çabaları değişmeden, şahitlik görevlerini yerine getirmekle mükelleftirler. Bizim için belirleyici olan budur. 24 Haziran öncesinde ve sonrasında da değişmeyecek olan budur."

img-20180511-wa0010.jpg

img-20180511-wa0012.jpg

img-20180511-wa0016.jpg

 

DİĞER HABERLER