11.11.2018 01:13
“Vatan” Sekülerin Kutsallaştırılması
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ankara Özgür-Der’de Haksöz Dergisi Kasım sayısı değerlendirildi. Programa konuşmacı olarak Özgür-Der genel sekreteri Musa Üzer katıldı.

Ankara Özgür-Der konferans salonunda düzenlenen program Abdullah Buldur'un  sunumuyla başladı.

Buldur konuşmasına Kaşıkçı hadisesi ile başladı. Konu hakkında  "Ortadoğu'daki diktatörlerin nasıl barbarlaştıklarını, vahşileştiklerini derginin de girişte değindiği gibi Cemal Kaşıkçı hadisesinde görebiliyoruz. Haksöz dergisinin bu konudaki muhtevası Ortadoğu halklarının ne tür barbarlıklarla karşı karşıya olduğunu, Arap Baharı diye adlandırılan süreçte hakların patlamaya dönüşen öfkesini de anlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca taşımamız gereken bir kaygıyı daha ortaya çıkarıyor. Kaşıkçı'ya yapılan bu ise şuan Suud zindanlarındaki Müslümanlara, âlimlere nelerin yapılabileceği sorgulanmalı ve bunun kaygısı taşınmalıdır." diyen Buldur derginin ana konusu olan Danıştay 8. Dairesinin almış olduğu Ant kararına değindi. Danıştay'ın yetkisini aştığını, hala bir yönetme tutkusu taşıdığını, son  beş yılda bu atmosferin dağıldığını ancak bu yönetme  tutkusunun hala devam ettiğini ve halihazırdaki vesayetçi kararın bu tutkunun bir ürünü olduğunu belirtti. Müslümanların asıl sorunu olan noktanın ise konu hakkında fikir beyan etmek için Müslüman camiaların, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tavrını beklemesi olduğunu vurgulayan Buldur "Mevzu bahis Ant'ta geçen Türklük kavramının İslam'a alternatif olarak gösterilmesi ve bir kimlik dayatması olduğunun altını çizdi. Bu kararı alanların son zamanlarda arttan "Yerli ve Milli" söylemlerinden olumlu motivasyon aldıklarını hatta ortamın olgunlaşmasını beklediklerini ve istedikleri zeminin hazır olduğunu fark etmelerinin benzer durumlara sebep olacağını aktardı.

Abdullah Buldur'un yaptığı değerlendirmenin ardından sözü alan Musa Üzer, "Vatan" konusunun Müslümanlar için  tarihsel arka planını anlatmaya başlayarak konuşmasına giriş yaptı. "Müslümanlar geçmişten beri "Vatan" konusunu kısır bir bağlamda, sınırlı bilgi ile değerlendirdiler. Milliyetçilik, basit manada bir milletin öne çıkarılmasından daha komplike daha ileri bir durumdur. Her modern Ulus Devleti, milliyetçi olmak zorundadır. Post-Modernizm Marksizm'i yenmiştir. Post-Modernim her açıdan çok güçlü bir akım olmasına; Müslümanların bile düşünce etkilemesine, yönlendirmesine rağmen Milliyetçiliği bastıramamıştır. Milliyetçilik hala daha çok güçlü bir akımdır.

Milliyetçilik bizde, Abdülhamid'in açtırdığı modern eğitim kurumlarından sonra ortaya çıkmıştır. Vatan meselesi modern bir olaydır. Milliyetçilik dünya tarihine Fransız devrimi ile girer. Milliyetçilik/Ulusçuluk akımlarının savunucularının 2 önemli yutturmaya çalıştıkları nokta vardır: 1) Milliyetçiliğin tarih başından beri var olduğu 2) Bunun gayet doğal gayet insani bir haslet olduğu. Fakat bu iki noktada doğru değildir. Marş, tören, merasim vs. Fransız devrimi ile ortaya çıkmıştır. Yani bunlar nevzuhurdur. Bu düşünceye göre bütün vatanlar biriciktir, cennetten bir köşedir. Batı ontolojik bir değişiklik yaşadı. Batıda doğan her insan Kilise için yani Tanrı için yaşardı. Batı, Tanrı, Peygamber, Ahiret, Cennet kavramlarını kovdu ve bunlar yerine vatan kavramını koydular. Pozitivist düşünce ile dünyada cennet oluşturdular. Bu olay ilk defa Fransa'da oldu. Batıda insanlar eskiden Tanrı için ölürlerdi, modern dünyada ise Vatanları için ölüyorlar. Sonrasında seküler mezarlar oluşturup mezar taşlarına "Vatan için öldü" yazıyorlar. Kavramların yerlerini değiştirdiler. Batıdaki bu kırılma tarihi bir dönüm noktasıdır. Fakat bu süreçler batı dışı toplumlarda daha yoğun ve ağır geçer.

Bugünkü İslam Devletleri bile aslında Ulus devletidir. Ulusçuluk düşüncesi bizde bugün Yerlilik-Millilik ile dayatılıyor. Sadece bu sefer başrolde dindarlar var. Ulusçuluk yeniden tanzim ediliyor.

Milliyetçilik teorilerinin tamamı batı merkezlidir. Biz Müslümanlar işlerimizi Allah rızası için yaparız. Bizim asıl yurdumuz ahret yurdudur. Biz yalnızca Allah için olan bir paradigmanın içinde olabiliriz. Fakat modern devlet kendisini merkeze koyucu bir anlayış üzerine kurumsallaşır. Ulus devleti kabul ettiğiniz anda Atatürk'ü de kabul etmek zorundasınız. Ulus devlette millet üst bir kimliktir. Bu kavramın Osmanlıda türetildiği dönemde Milliyetçiler ile Ümmetçiler arasında bir tartışma çıkıyor: Muktedir olan kavmin isminin herkese teşhir edilmesi meselesi. Bugün "Ümmetten bir Ulus yarattık." Müslümanlar için hala daha bir kavga konusudur.

Ulus meselesi bize özgü değildir, bütün dünyada vardır. Bütün modern devletlerin sınır problemi vardır. Bütün vatanların dört tarafı düşmanlarla çevrilidir ama bütün devletle milliyetçi olmak zorundadır ve milliyetçilik modern dünyanın dinidir. Modern dünyanın en önemli siyasal, sosyal, inşa edilmiş ve zafere ulaşmış teorisidir. Siyaset, toplum, törenler vs. vs. her şey milliyetçilik etrafında şekilleniyor. Dolayısıyla devralınan iktidarın bu durumu çok iyi bir şekilde görüp analiz etmesi gerekir.  Rabbimizin yapın dediği şeyleri yaparız, Allah'ın bizler için belirlediği telakki bellidir. Bütün varoluşumuz ahreti yaşayabilmek içindir. Bu minvalde modern dünyanın önümüze sunduğu bu silahların neler olduğunu görebilmemiz gerekir.

ankara-20181111-02.jpg

ankara-20181111-03.jpg

ankara-20181111-01.jpg

 

DİĞER HABERLER