13.11.2018 01:16
Özgür-Der Üsküdar’da Haksöz Dergisi Kasım Sayısı Konuşuldu
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Üsküdar Özgür-Der haftanın ilk günü akşamı Ahmet Uzuner ve Hamza Türkmen’in katkılarıyla Haksöz’ün 2018 Kasım sayısı tanıtıldı; dosya ve kapak konusu olan “Vatan” mevzuu mütalaa edildi.

Ahmet Uzuner dergide işlenen konuları önce insicam içinde görsel malzemelerle birlikte özetleyerek aktardı. Ayrıca önemine binaen "Andınıza Gizlenmiş Zorbalığınız" başlıklı başyazının; Selahaddin Eş, Dr.Ahmet Yıldız, Rıdvan Kaya, Musa Üzer, Süleyman Nazlıcan'ın katılımlarıyla oluşan kapak ve dosya konusu "Vatan Sekülerin Kutsallaştırılması"nın; Hatip Erdoğmuş'un "Kürt Sorununun Çözümünde İslami STK'lar" ve Şefik Sevim'in "İdeallerimiz ve Gerçekliğimiz Arasında Denge" yazılarının önemli vurgularını projektör yardımıyla sahneye yansıtarak değerlendirdi.

usk1.jpg

Derginin dosya konusunu ele alan Hamza Türkmen, aslında kutsanan vatan kavramıyla, büyük ölçüde Kürt sorununun ateşlenmesini sağlayan "Türk Sorunu"nun ve Türk ulusunun seküler temelde inşasına öncülük eden Atatürk'e yönelik kutsallık oluşturan "Öğrenci Andı" ritüelinin yeniden Kemalist yargıçlar tarafından gündeme getirilmesinin ve 10 Kasım'da saygı duruşunda dikilen kişilere "Bu hal kıyamdır ve namazda sadece Allah'a karşı yapılır" dediği için Edirne'de derdest edilip tutuklanan genç öğrenci Emine Şahin'in davası iç içe geçmiştir ve birbirini besleyen konulardır diyerek söze başladı.

İnsanın doğup büyüdüğü toprağa ulusçuluktan önce de vatan veya memleket denirdi ve fıtri bir ilgi kaynağı idi. Ama "ümmet coğrafyası"nı ifade eden "daru'l İslam" algısına ulusal vatan elbisesini ilk defa giydirmeyen çalışan eklektisizmin mimarı Namık Kemal oldu.  Avrupa dışı topluluklara ayrıştırıcı ulusal devlet fikrini ilk defa Batılı sömürgeciler aşıladı. Devletler ve Kamu hukukunun da gösterdiği gibi seküler değerleri önceleyerek oluşan ulus devletlerin de iki temel dayanağı vardı. Seküler temelde tanımlanan veya yeniden oluşturulacak bir ulus ve bu değerlere ayak basılacak yer olarak oluşan veya oluşturulan vatan.

Ümmet coğrafyasında veya vatanında belirleyici olan ezanıyla, cemaat namazlarıyla, camisiyle, medresesiyle, görünürlülük açısından tesettürlü hanımlarıyla, Müslüman mezarlarıyla İslam'a ait olan kemiyet ve keyfiyettir. Ulusal vatanda ise belirleyici olan vahyi dışarıda bırakan seküler hayat ve kutsallar ve mitolojilerdir. Ve seküler vatan diğer müminlerin vatanını öteki görür, kendisini ise kutsallaştırıp biricikleştirir. Oysa Müslümanların tasavvurunda mülk Allah'ındır ve toprak da Allah'ın mülküdür.

Tüm coğrafyamız Batılı güçler tarafından Fas'tan Balkanlara Bilad-ı Rum'dan Endonezya'ya kadar işgal edildi. Sonra müstevli devletlerin 40 harita mühendisi ile 1921'de Kahire Toplantısı yapıldı ve Krallık, Şahlık, Şeyhlik veya Cumhuriyet biçimlerinde bölünüp küçülerek ulus devlet olmaya hazır içimizdeki batıcı veya batılılaşmış veyahut batılılaştırılmış kadrolara dayanarak ulusal sınırlar belirlendi. Masa başında çizilen yapay ulusal sınırlar demek o sınırın içinde sekülerleştirilmiş bir vatan ümmetten kopacak yeni kurgusal seküler bir ulus ve idealleri gerçekleştirecek seküler ulus devlet demekti. Yenilmiştik. Batılılar ve içimizdeki işbirlikçi Batıcılar bu hedeflere doğru yürürken ümmeti yeniden diriltecek, ıslah ve inşa edecek kadrolar ise bu yeni durumu yeterince algılamadan tasfiye edildiler.

Sonra bizi yeni ve seküler ulus vatanlara, ulus toplumlara, ulus devletlere boyun eğdirmek için dayatılan yasaklar, sürgünler, işkenceler ve idamlar.

Islah önderleri-rehberleri tasfiye edilmiş Müslüman halklar ise varlıklarını devam ettirebilmek için zaruret-i hamse eğilimi içinde karşıtına sığınarak var kalma yolunu seçince ister istemez dindarlıklarına seküler vatancılığı da bulaştırdılar. Bu zaafları Ortadoğulu birçok İslami harekette de görüyoruz.

Üzücü olan Türkiye'de 1970'li yılların sonu ve 1980'li yılların başlarında yükselen tevhidi uyanış sürecinin kendini arındırarak ve bilinçlendirerek İslamcı olmayan ve içeriğini değiştirmeye çalışan uzlaşmacılıkla laikliği benimseyen AK Parti'nin dindarlardan yana gözüken "Muhafazakârlığı" gittikçe vesayet rejiminin muhafazakârlığı bataklığına kayıyor. Bizim uyarımız tabii ki laik AK Parti'den önce AK Parti içinde yer alan musalli ve muslih niyetli insanlar olmalıdır. Bir de kendi öz gücünün değerini unutan ve çareyi reel siyasetin labirentlerinde arayan Müslümanlar…

Türkmen'in bu çerçevedeki açıklamalarından sonra izleyicilerin soru ve katkılarıyla konu biraz daha müzakere edilerek işlenmiş oldu.

Haber: Şuayp Koytak

 

DİĞER HABERLER