27.11.2018 02:19
Kur’an'ı Hayatımızın Merkezine Almak
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Van Şubesinin düzenlemiş olduğu aylık seminerler dizisinin bu ay ki konusu “Kur’an'ı Hayatımızın Merkezine Almak”tı.

Dernek binası salonunda yapılan seminer Van Özgür-Der Şube Başkanı Hayati Beyde'nin moderatörlüğünde Muğdat Baran'nın Furkan Süresi 61-69 ayetlerini okuması ile başladı. Ardından Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya'nın sunumu ile program devam etti.

Rıdvan Kaya özetle şu konulara değindi:

Erdemli, ahlaklı bir toplum oluşturma hedefine ancak güzel ahlakın konusu olan davranışları kimliğimize ve eylemimize yansıtmakla erişebileceğimizi, modern hayat tarzı ise bencilliği beslemekte olduğu, ahiret değil, dünya merkezli olmaya yöneltiyor dedi. Rabbinden uzaklaşan insanın, fıtratına da, insanlığa da yabancılaştığını, ardından bencillik hastalığı sadece kişisel değil; ulusal-etnik aidiyetler zemininde de geliştiği, neticesinde modern bir asabiyenin doğduğu ve bu asabiyenin muhacir düşmanlığı, ulusçu bir zihin vs şeklinde tezahür ettiğini sözlerine ekledi. İyinin ve kötünün ölçüsü vahiy, adalet, vicdanla değil, şartlanmışlıkla belirlendiği, kardeşlik bağı yerine dünyevi beklentiler, çıkar, korku ve alışkanlıklar öne çıkartıldığını ifade etti.

Ayrıca Müminler içinse dostluğun-düşmanlığın, yapılıp-yapılmayacakların ölçüsü Rabbin rızasının olduğu, müslümanlar kendi aralarındaki ilişkilerde neleri gözetmeli? sorusuyla seminere devam eden Kaya; Kişisel nedenlerle, şahsi birtakım beklentilerinin karşılanıp karşılanmaması gerekçesi ile anlaşmazlığa düşen, çekişen, ayrışan, birbirlerine küsen Müslümanların durumu içler acısı olduğu, Allah'ın dinine yönelik yanlışlar, sapkın tutumlar, davranış bozuklukları görmeyen ama nefsimize, yakınlarımıza, yapımıza, grubumuza yönelik yanlışların çetelesi tutmak ise ayrı bir sorun teşkil ettiğini belirti.

Allah için kızmamızın ve öfkelenmemizin gerektiği, kendi kişiliğimize, nefsimize yönelik sıkıntıları, çekişmeleri, hatta haksızlıkları da gerektiğinde görmezden gelebilmemizi söylendi.  Ve bu tutum bizi küçültmeyeceğini, bilakis onurlandıracağı, affedici olmak, hakkından feragat etmek, karşılık vermeye güç yetirebilme imkânı varken bağışlamak kolay bir seçim olmadığı, güçlü bir kişilik gerektirdiği vurgulandı. Ayetlerle sunumuna devam eden Kaya; Kötülüğü iyilikle savmamız gerektiği ve bunun mükafatının Allah katında olduğunu ifade eden Fussilet 34, Şura 40, Kasas 54 ve Rad 22 ayetler ışığında konunun anlaşılmasının gerekmekte olduğunu ifade etti. 

İslami bir davayı hep birlikte yüklenme iddiasıyla yola çıktığımız kardeşlerimizle aramızda yaşanan ya da yaşanabilecek sorunlara ilişkin tavrımız, tarzımız, ilişkimizin ciddiyetini, samimiyetini ve gerçekten bir geleceğinin olup olmadığını,  temel ölçümüz olan "eşiddeialelkuffar ve ruhemaubevnehum" Fetih-29 ayet ışığında karar vermemiz gerektiği sözlerine ekledi.

Ve kuşkusuz Yusuf (as) örneğinde gördüğümüz olgunluk, kuşatıcılık ve kucaklayıcılık kardeşlerimizle ilişkilerimizde bizlere her daim rehber olmalıdır dedi. 

Peki Karşılık Kimden Beklenmelidir? Sorusu etrafında; Bilmeliyiz ki, insanlardan karşılık beklemeden yapacağım iyilikler, hayırlar bizi geliştirir, yüceltir. Rabbimizin katında derecemizi yükselteceği gibi, biiznillah insanlar arasında da sözümüzün, mesajımızın, çabalarımızım daha etkili neticeler vermesini kolaylaştıracak, temiz fıtrat sahipleri nezdinde temsil ettiğimiz kimliğin itibarını artıracağını vurguladı. Allah Resulünün bu konudaki tutumunu aktaran Kaya "Hakim en-Nisaburi Müstadrek adlı eserinde Ukbe ibni Amir rivayetini aktararak:" Bir gün Resululah (s) elinden tutmuş ve "Ey Ukbe Sana dünya ve ahiret ahlakının en faziletlisini haber vereyim mi?" dedikten sonra şunları sıralamıştır: "Seninle ilişkiyi kesen yakınlarınla ilişkini sürdürürsün, sana vermeyene sen verirsin, sana zulmedeni af edersin." sözleriyle devam etti.

Müslümanlar adına zaaflı tutumların çokça sergilendiği bir dönemden geçiyoruz tespitiyle,  şartlar ve konjonktür mazeretinin ardına sığınmamamız gerektiği bu oluşan sunî şartlarda İslami kimliğimizi eritmememiz ve kimliğimizden ödün vermemiz konusuna çokça vurguda bulunuldu. Rıdvan Kaya kimliğin erimesinin sebebini; ilk aşamada perspektifin yitirildiği daha sonra eleştirilere sırt dönüldüğünü söyleyerek, zamanla en yakınlar gözden çıkarılır, niteliksiz ilişkiler ikame edilir, doğan boşluksa iki şekilde büyüyeceğini sözlerine ekleyerek, dünyevi beklenti-arzu büyümesi, sorumluluk bilincinin zayıflaması ve cemaat aidiyetinde azalmayla sonuçlanacağını ifade etti. Daha sonra tali olanın asli hale geçtiği, bu zamanla alışma ve kanıksamayı getirdiği, araçların amaç haline gelmesinin neticesini doğurdu, nihayetinde ise dünyevi bir hedefe ne pahasına olursa olsun ulaşma yaklaşımı tehlikenin kaynağı ve kimlik erozyonunun sebebi olduğu tespitinde bulundu. Bunun sonucunda ise siyasi, ticari, makam, mevki,akademik beklentiler vs kişileri savurduğu  "Şartlar" mazeretinin kimliğini yetirmiş kişilerin, grupların vs her kirliliği örten bir bahaneye dönüştüğü neticesine varıldı.

Bu durumun ölçüde muğlaklık ve inanılanı içselleştirememenin neticesi olduğu oysa ilkeler temelinde yaşanması, dava bilincinin hayata yön vermemesi gerekliliği vurgulandı.

Halimiz Kimliğimizi Yansıtıyor mu? Neden izzetli ve hayırlı olana yönelmek yerine dünyevi hedefler için yaşama görüntüsü? Neden kendimizi sorgulamıyor ve uyarılara kulak asmıyoruz? Neden çabuk yılıyor, pes ediyoruz? Oysa tebliğ ve davet çabası sonuç odaklı bir eylemlilik değil, bir hayat tarzıdır ilkesi ve sorularıyla sunumuna devam etti.

Kaya; sadece geniş manada Müslüman kitleleri değil, İslami iddia sahibi fert ve yapıları da kuşatan bir atalet atmosferinin kuşatmasından beri olamıyoruz. Örneğin medyada yoğun bir Kur'an tartışması yaşandığı, bunca bilginin tartışıldığı bir ortamda Kur'an'a göre yaşamanın ve Kur'an'a göre hayatı ikame etme üzerinde hiç duruluyor mu? dedi.

"Koşmaya mecalimiz varken neden yerimizde saymaya veya ağır adım yürümeye razı olalım? Müslümanlar sorumluluk bilinciyle aktif, diri olmalı ve hep daha iyiye, ileriye talip olmalı!

Bakara 148'de Rabbimiz koşmamızı, yarışmamızı istiyor. "Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi hep hayırlara koşun, yarışın (festeiküthayrét).." tespitleri ile konuşmasına devam etti.

Hayatımızın hedefi ne? diyen Kaya; Hayatımızı ne yönlendirip, şekillendiriyor? Meşgul olduğumuz işler ve ilişkiler öncelikle mücadelesini vermekle mükellef olduğumuz işler midir? Ve tüm bu uğraşlarımız bizi Rabbimize yakınlaştırıp, daha izzetli ve muttaki bir hayat yaşamaya sevk ediyor mu? Sorularını dinleyicilere yönelterek "Velev ki, dünyevi planda belirlenen gayeye ulaşıldığı farz edilse dahi temel ilke ve ölçülerden saparak elde edilen sonuç kazanım değil, kayıptır! Batıl yöntem ve haram yollar hüsrandır!" uyarısında bulundu.

Sonuç olarak,

Dünya hayatının her türlü hedefimizin gerçekleştirilebileceği bir zemin olmayıp, bir imtihan yeri olduğu gerçeğini de göz önünde tutarak bazı şeyleri ahirete bırakmayı bilmeli ve bizleri kimi özlemlerimize, arzularımıza cennetinde eriştirmesi için Rabbimize yönelmeliyiz! sözleriyle sunumunu bitirdi.

Daha sonra dinleyicilerin soruları ve aktif katılımı ile seminer sona erdi.

rkaya-2.jpg

rkaya-3.jpg

Haber Ve Fotoğraf:  Necip Erginyürek

DİĞER HABERLER