“Ne Mutlu Türküm Diyebilene”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Üniversite Gençliği’nin düzenlemiş olduğu kitap forumunda Ahmet Yıldız’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Ne Mutlu Türküm Diyebilene’’ isimli kitabı tahlil edildi.

Özgür-Der Üniversite Gençliği'nin düzenlemiş olduğu kitap formunda Ömer Faruk Şeker ve Elif Kaya'nın sunumları çerçevesinde Ahmet Yıldız'ın ''Ne Mutlu Türküm Diyebilene'' isimli kitabı tahlil edildi.

Ömer Faruk Şeker, kitabın amacının tarihsel süreç içerisinde Kemalizm'in Türk-ulus inşa sürecini etno-seküler bir bakış açısıyla ortaya koyduğunu belirterek sözlerine başladı. İlk olarak ulus, ulusçuluk, etnik kavramlarının tam olarak ne anlama geldiklerini kısaca açıkladı.Ulus meselesinde önemli olan noktanın ortak soy fikrinin tezahür ettiği söylemin bilimsel doğruluğu değil bu söylemin muhatabı olan toplumun algılayış şekli olduğunu ifade etti. Sonrasında etniklik kavramından bahsederek ''Etni için önemli olan şey genetik miras değil, ortak soy miti ya da inancıdır. Bu sebeple etniklik kan veya genlerle değil, mitler ve ortak kökenle ilişkilidir.'' Dedi. Şeker sözlerinin devamında Osmanlı sosyopolitik sisteminin, hanedana sadakatin öne çıktığı vedin bazlı bir sistem olduğunu, bu sistemde ise temel iki ayrımın bulunduğu birincisinin Müslümanlar diğerinin ise ''millet'' denilen gayri Müslim topluluklar olduğunu söyledi. Osmanlı'da millet kavramının dini bir anlam ifade ettiğini bu kavramın sekülerleşmesinin ise Tanzimat'tan sonra Osmanlı aydınlarında görüldüğünü söyledi.

''19. yüzyılın başlarında Sırbistan ve Yunanistan'ın bağımsızlığıyla bir ulusçuluk rüzgârı esiyor. Tanzimatçı aydınlar Müslüman ve gayri Müslim tebaayı bir arada tutabilmek için Osmanlıcılık akımını ileri sürüyorlar.'' Diyerek ilerleyen zamanlarda yaşanan gelişmeler akabinde İttihad-ı İslam ve Türkçülük adında iki çabanın daha ortaya çıktığını söyleyen Şeker sözlerine şu şekilde devam etti : '' Osmanlı döneminde Yörüklerin sınıflandırılmasında kullanılan ''Türk'' kavramı kaba, cahil, yobaz gibi anlamlara da geliyordu.'' Ardından : ''1908'de 2. Meşrutiyetin ilanının ardından Meclis'te bütün etnik gruplara dair etno-politik kulüpler ortaya çıkıyor. Türk etnik grubunun temsilcisi olarak sadece İttihat ve Terakki kalıyor. İttihat ve Terakki resmiyette Osmanlıcılığı benimsemesine rağmen Türk etniğine dayalı bir devlet kurmayı amaçlamıştır ve bu amaç doğrultusunda kongreler düzenlemiştir. 1917 Bolşevik İhtilaliyle birlikte İttihat ve Terakki'nin Türkçülüğünün zirve de olduğunu görüyoruz.''Dedi.

Milli Mücadelenin ulusal bilinçle ilişkisi olmayan köylüler topluluğuna halkın Hıristiyanlara karşı duyduğu mücadele azmi ve kararlılığını vatan ve millet tahassüsüne dönüştürmek yoluyla ulusal bilinç aşılamayı hedefleyen bir mücadele olduğunu ve ''Milli'' kavramının duruma göre hem ulusal hem de dini bazlı kullanıldığını; Kemalizm'in ise pragmatik olarak halk nezdindeki bu mücadele azmini kullanıp zamanla Türkçülüğe dönüştürdüğünü dile getirdi.

Son olarak ''Vatandaşlık ve millet anlamındaki Türklük olarak iki farklı tanım yapılıyor. Bu ayrım en temelde şunu ifade ediyor: Millet anlamındaki Türklük etnik özelliğine bakılmaksızın batılılaşmış Türkçe konuşan şeklinde tanımlanıyor. Vatandaşlık anlamındaki Türklük ise Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan Cumhuriyet ülküsünü paylaşmasa bile Türk vatandaşı olarak kabul edilmesidir. Kemalist reformların Türk ulusunun inşa sürecini oluşturmaya yönelik adımlar olduğunu söyleyebiliriz.'' Diyen Şeker sözü Elif Kaya'ya bıraktı.

Kemalizm'in son on yılında gözüken milliyetçiliğin örtük bir etnik tarafı olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Elif Kaya:   '' Bu yıllarda etnikliğin hiçbir zaman devlet politikası haline getirilmediğini fakat devlet politikalarını uygulamak için ırkçılığın zaman zaman kullanıldığını, Kemalistlerin bu dönemde yaptıklarını -gerici bir anlam taşıdığı için -ırkçılık olarak adlandırmak istemediklerini ve bunu mükemmel gördükleri Mustafa Kemal'in öğretilerine yakıştıramadıklarını görüyoruz.''dedi.''Osmanlıcılık ve İslamcılık tutunamadığı için bunların yerine Türkiye Devleti içindeki halkı bütünleştirici bir anlayış koyma gereksiniminden dolayı Kemalistler, batıdan aldıkları medeniyet anlayışıyla birlikte onların ulusçu söylemlerini de devşiriyorlar. Kemalizmin en temel ayağını oluşturan laik cumhuriyetçi tutum halka çok idealize edilemediği için Cumhuriyetçiliğe Ulusçuluk düşüncesi eklemlendiriliyor. Batının Türkleri ikinci sınıf vatandaş olarak görmesinden dolayı Kemalistlerin batıya karşı bir aşağılık kompleksi içerisine girmeleri onları Türklerin ulusal özgüvenlerini kazanmaya ve Anadolu topraklarının sahibi olduklarını ispatlama çabasına itiyor.Buna bağlı olarak Türk tarih tezi ve Güneş Dil Teorisi geliştiriliyor.Bu tezlerle Avrupa dahil bütün dünyaya Türklerin  medeniyetin izlerini taşıdıklarını göstermek ve bu sayede ' Türkler barbar, kaba değiller aynı zamanda bilimsel ve medeni birçok şeye sahipler' mesajını  vermeye çalışıyorlar.Bu çalışmalar tek parti döneminde yapıldığı için herhangi bir sorgulama ve eleştiriye tabi tutulamıyor ve bu tezlerin halka intikal ettirilebilmesi için kongreler düzenleniyor.Öğrencilere aktarılabilmesi için de 1934'te İstanbul Üniversitesi'nde İnkılap Enstitüsü kuruluyor.'' Dedi.

Elif Kaya Kemalizm'e ırki rengi vermede etkili olan dört isme vurgu yaptı ve sözlerine şöyle devam etti:''Bu isimlerin ilki inkılâbın askeri ve dâhili kısmını anlatan Recep Peker'dir. Peker Avrupa'ya düzenlediği seyahatte üç farklı milliyetçilik türü gözlemliyor.Birincisi sınır içi milliyetçiliği ifade eden Fransa modeli. Buna göre bir ülkenin içerisinde yaşayan herkes tarih ve kan yakınlığı olmasa da bir ulus oluşturuyor. İkincisi Pantürkizm'i ifade eden sınır dışı milliyetçiliktir. Yani yurdun sınırları dışında kalan fakat aynı kandan olan kişilerle kaynaşmayı ve hatta bu kişilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde siyasi haklar elde etmek için çabalamayı savunan bir milliyetçilik türüdür.Üçüncüsü ise antisemitik milliyetçiliktir. Bu da kan milliyetçiliğine benziyor ve bunu Almanya'nın Yahudilere uyguladığı ırkçılıkta görüyoruz. Türkiye'de sınır içi milliyetçiliğin olduğunu görüyoruz fakat yazar bununla kalınmadığını ve Türk ırkçılığının da yapıldığını söylemek istiyor.Kemalizm'e göre devlet örgütlenmiş bir ulustur yani ferdin hareket alanı yoktur. Topyekûn bir şekilde belli bir ideal için birlikte hareket etmeleri gerekir. İç bütünlüğünün korunması amacıyla devlet ulusal olarak örgütlenmelidir ve muhalefet tasfiye edilebilir. Aslında bu durum diğer ırklar üzerinde baskıcı bir yönetim uygulanmasının da kapısını açıyor diyebiliriz. 

İkinci isim Mahmut Esat Bozkurt'tur. Kemalizm'in ilk teorisyenlerinden birisi olan Bozkurt; daha çok hukuk kısmında etkilidir. Bozkurt'un uç yorumlarından da anladığımız üzere bu dönemde Kemalizm'in örtük etnisizmi açığa çıkmaya başlamıştır. Diğer bir isim ise Afet İnan'dır. Afet İnan meseleye bilimsel bir açıdan yaklaşıyormuş izlenimi veriyor.İnan '' Atatürk ırkçılığı benimsememiştir ve üstün ırk teorisini telkin etmekten daima kaçınmıştır.''diyor ve Atatürk'ün özel isteği üzerine birçok bilimsel çalışma yapıyor, ırkı ortak kültürden çok biyolojik benzerliğe dayandırarak tanımlıyor.Bununla birlikte Anadolu topraklarının bronz çağından beri Türklere ait olduğunu ileri sürerek Laz ve Çerkez gibi etnik grupları da Türk ırkının kapsamı içerisine alıyor ve böylelikle olası iç çatışmaları önlemeye yönelik bir açıklama yapıyor.

Dördüncü isim ise'Kemalizm de halk din ve ırk tan bağımsız dil kültür ve Ülkü de tanımlanmış siyasi bir birliktir. Ortak bir politik irade oluşturma halk birliğini oluşturmada kan birliği kadar önemlidir ' diyen Vasfi Raşit Sevi'dir.''

Türkleşme yolunda Kemalizm'in karşısında şark meselesi ve gayri Müslim azınlıkların Türkleştirilmesi şeklinde iki sorun olduğuna değinen Elif Kaya şöyle devam etti:''Kemalizm iktidar ve ideolojik araçlarla ulusal bir toplum kurmayı amaçlıyor.İdeolojik seferberlik çok yetersiz kaldığından askeri güç devreye giriyor.Bu durum ise Kürtlerin etnik protesto hareketlerini doğuruyor ve buna bağlı olarak isyanların beslediği Kürt ulusal bilinci uyanıyor. DiğerMüslüman gruplar bu durumdan fazla etkilenmiyorlar fakat Kürtler Yavuz Selim'den itibaren nispi bir özerkliğe sahip oldukları ve aşiret liderleri güçlerini dinden aldıkları için Halifeliğin kaldırılması ve uygulanan yaptırımlar, Kürtler için sıkıntı oluşturuyor. Bunun sonucunda Şeyh Sait, Ağrı, Dersim isyanları gibi bir isyanlar silsilesi başlıyor.Bu duruma hiçbir zaman Kürt meselesi demeyen Kemalizm, Şark vilayetlerini ıslah etme diyor. Kemalizm'in sözde iyimser tavrı gerilimin daha çok artmasına sebep oluyor.Yürüttüğü asimilasyon çabaları bir süre sonra ekonomik yetersizlik ve Kürtlerin baskın çıkmaları korkusundan dolayı devam edemiyor.

Kaya şu noktalara vurgu yaparak konuşmasını bitirdi: '' Burada dikkat çeken konular Kemalizm'in aşağılık kompleksinden dolayı beyaz ırka yaslanmak istemesi, 'Anadolu Türklerindir'fikrini ispatlamaya çalışmaları ve bunları yaparken İslam'ı ulusal bağları gevşetmekle suçlayıp yok saymalarıdır. Onlara göre Osmanlı karanlık bir dönemdir ve Türkler, kanlarında devlet kurma yetisi taşıdıkları için yıllarca Anadolu'da güçlü devletler kurmuşlardır. Bunlara paralel olarak dil konusunu kutsallaştırıyorlar ve özellikle bu dil vesilesi ile alt kültürleri eritmeye yönelik yekpare bir vatan kurma çabası içerisindeler. Bu duruma halkı ikna etmek için yazdıkları tarihi, ders kitaplarında okutmaya başlıyorlar. Bu kitaplarda Osmanlı ve İslam'dan daha çok Türklerin etnik kökenine yer vermişlerdir.''

Kitap forumu soru cevap faslından sonra sona erdi.

Haber: Rahimenur Yılmaz

Fotoğraf: Elvan Alaçam

DİĞER HABERLER