08.12.2018 02:42
Medyada Manipülasyon ve Doğru Bilginin İmkanı
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yıldıray Oğur, Musa Üzer ve Kenan Alpay'ın konuşmacı olduğu panelde bilgi ve medya üzerine pek çok konuya değinildi.

Özgür-Der'in 2018-2019 dönemindeki 3. aylık panelinde Karar Gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Akit Gazetesi yazarı Kenan Alpay ve Özgür-Der Genel Sekreteri Musa Üzer'in katkılarıyla "Medyada Manipülasyon ve Doğru Bilginin İmkanı" konusu ele alındı.

Fatih - Ali Emiri Kültür Merkezi'nde Cumartesi akşamı yapılan panelde medyada çeşitlilik, sosyal medya, siyasal medya kurumları, bilinç seviyesi ve bilgi kaynağı gibi pek çok konuya değinilirken, konuşmacılar düşünce hastalığı noktasına dikkati çekti.

Türkiye'de medyanın geçmişten beri tek tip fikriyata sahip olduğuna vurgu yapılan programda, panelistler, Müslümanların geçmişte mağduriyet yaşadığı bu konuda benzer bir çizgi izlemesinin üzerine izahatlar getirdi.

Panelde ayrıca medyadaki manipülasyon ve bilgi kirliliği için insanların okuma kaynaklarını çeşitlendirmesi, bilgileri teyit etmeye çalışması ve mantık işletmesi gerektiği belirtildi.

Türkiye medyası tarihinde hiç olmadığı kadar tektip

Osmanlı'dan beri medyanın siyasi bir aktör olduğunu ve muhalefetin gazeteler ve dergiler etrafında şekillendiğini söyleyen Yıldıray Oğur, "Temel olarak siyasi propaganda amacıyla kurulan bu medya mecraların editöryal normları yok ve gerçek haber üzerine düşünmüyorlar." dedi.

28 Şubat döneminde medya sebebiyle mağduriyet yaşayan Muhafazakar cenahın gücü eline aldığında farklı bir çizgi koyması beklenirken geçmişi taklit ettiğini vurgulayan Oğur, bir dönem düzgün bir çizgiye yaklaşıldığını fakat şu an medyanın, Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar, tek bir fikre aidiyet hissettiğini öne sürdü.

İnsanlar kendilerini üzmeyen haberler okuyorlar

Geçmişte bilginin gazete, radyo ve televizyonlardan gecikmeli olarak öğrenildiğini hatırlatan Oğur, günümüzde internet ve sosyal medya üzerinden insanların üzerine kalitesiz ve editöryal mercekten geçmemiş bilgi yağdığını belirtti.

"İnsanlar bu yoğun bilgi akışı içerisinde hoşlarına giden bilgileri içeren bir kanal oluşturuyor, kendilerini üzmeyen haber ve yazıları okuyorlar." diyen Oğur, bunun sonucunda tek taraflı bir bilgi akışına maruz kalındığını ve farkındalığın azaldığını bildirdi.

Oğur "Genel olarak Türkiye'de bir düşünce hastalığı var. Bilgiyi sürekli kendi doğrumuzu teyit etmek üzere alıyoruz. Bilgi kaynaklarımızı çeşitlendirmemek bizi entelektüel anlamda fakirleştiren bir hastalıktır." ifadelerini kullanırken, "Karşıt görüş ne diyor, acaba bu doğru mu, kaynaklar ne, bu şahıs uzman mı, başka uzmanlar var mı, bu haber yerinden mi yazılmış gibi birçok teyit türü var. Okuma sadece kendi fikrinin ne kadar doğru olduğunu teyit eden bir eylemden çıkarsa medyadaki kalite de değişebilir." diye konuştu.

Başımıza gelen en kötü şey bilincin tahrip edilmesi

"Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz." ayetini hatırlatan Musa Üzer, Müslümanların bu ilkeyi yitirdiğini belirtti.

Üzer, belirli bir bilince sahip Müslümanların son yıllarda devletten gelen her bilgiyi kabul ettiğini, bunların müşterisi olmayı da aşıp aktarıcısı olarak rol aldığını söyleyerek "Son yıllarda başımıza gelen en kötü şey bu bilincin tahrip edilmesidir." dedi.

Milliyetçi düşünüş biçimi basit argümanlara dayanıyor

Müslümanların analiz etmeden kendilerine gelen bilgileri kullanmasının problemli olduğunun altını çizen Üzer, milliyetçi çizgideki medya cenahlarının dindar çevrenin hadiseleri ele alma kapasitesini etkilediğini kaydetti.

"Tıpkı Marksizm, Stalinizm ve Leninizm gibi milliyetçilik de hadiseleri yorumlama da olağanüstü kısır ve basit argümanlara dayanıyor." diyen Üzer, iktidarın milliyetçi düşünüş biçimi ile dindar çevrenin meseleleri tanımlama becerisini kötü bir noktaya getirdiğini öne sürdü.

Üzer, "Hz. Peygamber'e nispet edilen bir sözün/hadisin/haberin doğruluğunu teyit etme konusunda ince eleyip sık dokuyan bizler; bizzat şahit olduğumuz hususlarda ise hoşumuza giden kaynaklardan gelen haberlerin hiçbirini teyit etme ve sorgulama ihtiyacı hissetmiyoruz." derken, masa başında üretilen kalitesiz içeriklerin Müslümanlar tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Düşman da olsa adaleti elden bırakmamalı

Müslümanların tüm dünyada hukukun, tüm mahlukat için, savunucusu olması gerektiğinin ve hukukun hukukçular ve devlete bırakılamayacak kadar önemli olduğunun altını çizen Üzer, Müslümanların bu anlamda medyayı doğru şekilde takip etmesinin gerekliliğine vurgu yaptı.

Medya içeriklerinin düzgün değerlendirilmesi için Türkiye'de mantık eğitimine ihtiyaç olduğunu ifade eden Üzer Gazali'nin de mantığı ilimlerin en başında saydığını hatırlattı.

Üzer, düşman dahi olsa adaletin elden bırakılmaması gerektiğini belirterek, olaylar hakkında herkesi dinleyerek ve karşıt görüşlere kulak verilerek karar verilmesi gerektiğini söyledi.

Son olarak Hz. Yusuf kıssasına değinen Üzer, medyanın, Hz. Yakup'a getirilen sahte kanlı gömlek misali sahte bilgi yaydığını ifade etti.

Doğru bilgi itikadımızla ilintili

Doğru bilgi meselesinin Müslümanların itikatları ile doğrudan ilintili olduğuna dikkati çeken Kenan Alpay, Müslümanların bu hassasiyetlerini kaybettiğini dile getirdi.

Tetkik etme gereği görmeden medyada insanların ve hatta ailelerinin suçlu ilan edildiği ve itibarsızlaştırıldığını hatırlatan Alpay, medyanın iktidar tavırlarına göre günden güne fikir değiştirdiğinin de altını çizdi.

Panel soru cevap ve değerlendirme bölümü ile sona erdi.

img_2786-001.jpg

img_2814.jpg

img_2798.jpg

 

DİĞER HABERLER