23.12.2018 00:08
Mehmet Akif’te Tarih-Toplum Değerlendirmesi
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Ankara Şubesi’nde düzenlenen panel Bilal Serkan Yıldızhan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Serdar Bülent Yılmaz’ın yöneticiliğini yaptığı panelde, Ali Emre, Fatih Bayhan ve Kenan Alpay konuştu.

Özgür-Der Ankara Şubesi'nde dün akşam düzenlenen panel Bilal Serkan Yıldızhan'ın açılış konuşmasıyla başladı. Serdar Bülent Yılmaz'ın yöneticiliğini yaptığı panelde, şair Ali Emre, Sebilürreşad Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Bayhan ve Haksöz Dergisi yazarı Kenan Alpay konuştu.

Serdar Bülent Yılmaz sözlerine Akif'in mütefekkir yönünden ziyade şair yönünün öne çıkarılmasının onun, merkezinde Kuran vurgusu ve İttihad-ı İslam özlemi taşıyan fikirlerinden kaynaklandığını ifade ederek başladı. Günümüzde de gençliğe yönelik bir kaygı beslediğimizi belirten Yılmaz, bu kaygının düzgün bir tasavvura dönüşmesi için Akif'in mütefekkir yönünü ve nesil özlemini konu etmenin önemine değindi.Akif'in Afgani, Abduh çizgisinde Kuran merkezli bir inşa için çalıştığını vurgulayan Yılmaz, bir gençlik inşa edilecekse, burada Akif'te müşahhaslaşan şahsiyetin örnek ve hedef olacağını vurguladıktan sonra sözü şair Ali Emre'ye bıraktı.

Milli Şair şalıyla örtülen ıslahçı bir kimlik

Akif'in hayatını İslam'ın serüvenine benzettiğini söyleyen Emre, onun düşünceye, şiire çok güçlü başladığını ama sonunda geldiği yerin dönemin şartları, hedeflediği neslin oluşmamasının hüznü gibi nedenlerden dolayı daha dar bir yer olduğunu düşündüğünü belirtti.İslam tarihinde Akif'ten daha iyi bir şair olmadığını iddia eden Emre, "Kuran bilgisi, siyer, sünnet bilgisi, derinliği Akif kadar güçlü olan, hayatın içinde olan, hayatını eseriyle bütünleştiren, ev yandığı zaman saçını taramaya gitmeyen, o yanan evi söndürmeye koşturan, şiirini müstahkem bir mevki gören, oradan bir mevzi kurmaya çalışan, dertli bir Fars şairi yoktur." dedi.

Akif'in toplumu eleştirir, uyarırken kendisini de onun içine kattığını, dışarıdan, yukardan konuşmadığını belirten Emre, onun asla umutsuzluğa kapılmadığını, kendisinin de 15 Temmuz direnişinde Akif'in umudunun haklı olduğunu gördüğünü ancak bunun heder edildiğini söyledi.

Dönemin edebi akımlarının temsilcilerinin arasında onun sesini yükseltip, kürsüden konuştuğunu, ıslah çizgisinin temsilcisi, kalesi olduğunu ifade eden Emre, üzerine Milli Şair şalının atılıp bu yönünün belirsizleştirildiğini belirtti.

"Akif'te Kuran vurgusu, temel kaynaklara dönüş vurgusu çok belirgindir. Yani edebiyatla da uğraşsan, maydanoz da satsan, ev hanımı da olsan, Allah'ın kitabından Rasulullah'ın sünnetinden haberdar olacaksın. Akif sürekli bu vurguyu yapar." ifadelerini kullanan Emre, bunun üzerine onun doğru temsili, şahitliği önemsediğini, dünyada neler olup bittiğinden haberdar olduğunu, emperyalizme karşı toplu bir direnişten söz ettiğini söyledi. Kavmiyetçilikten uzak, ümmetçi bir kimliğe sahip olduğunu söylediği Akif'in, Meclis'te mesleğine İslam Şairi yazdırdığını anlatan Emre, onun saltanatı da sevmediğini, istişareye önem verdiğini belirterek sözlerini noktaladı.

Tesir gücünü Kuran ve Sünnete olan yakınlığından alan şair

Sözlerine Akif'in "Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir" dizesiyle başlayan Fatih Bayhan, bu ifadelerine rağmen bu zamanda anılmasının onun ne kadar güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi.

Mustafa Kemal'in, mücadelenin halk nazarında meşruiyet kazabilmesi için Mehmet Akif'in tesir gücüne ihtiyaç duyduğunu belirten Bayhan, onun bu tesir gücünün Kuran ve Sünnetle barışık olmasından kaynaklandığını ifade etti. Akif'in sahada olmasından ve Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinden dolayı dönemin diğer şairlerinden farklı olduğunu vurgulayan Bayhan, "Eşref Edip'in hatıralarına bakıyoruz, Sırat-ı Müstakim 14 Ağustos 1908'de basıldığında dergiyi yetiştiremedik diyor. İşkodra'dan Yemen'e 70 bin adet dergi gönderdik diyor. Bendeniz aynı zamanda Türkiye Dergiler Birliği başkanıyım. Şu an 70 bin satan bir fikir dergisi yok." ifadelerini kullandı.

Akif'in sanatı sanat için değil, ümmetin dirilişi için yaptığını söyleyen Bayhan, onun asla ümitsizliğe kapılmadığını, bir örnek olarak kızının doğacak çocuklarına isim vermesini istediğinde ona "yarın" anlamına gelen "Ferda" ismini vermesinin onun yarın için sürekli umut besleyen kişiliğinin bir yansıması olduğunu belirtti.

"Anadolu'yu gezince Payitaht filmi üzerinden inşa edilen Abdülhamit sevgisinin nasıl bir Mehmet Akif nefretine de dönüştürüldüğüne şahit olduk. Biz hem Mehmet Akif'i hem de Abdülhamit'i sevemez miyiz?" diyen Bayhan, bu nefretin Akif'in Afgani'ye olan yakınlığından da kaynaklandığını söyleyerek, böyle bir zıtlığa, düşmanlığa fırsat verilmemesi gerektiğini ifade etti.

Bugün istihbarat kayıtlarında İrtica 906 olarak kodlandığını öğrendiğimiz Akif'in, Mısır'da dahi yoğun takibat altında olduğunu ifade eden Bayhan, yine o sıralar Mısır'da bulunan arkadaşı Mustafa Sabri Efendi'nin kendisine eleştiriler yönelttiğini söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

Asım'ın Nesli bir ütopya değil, mümin bir toplum hedefidir

Bayhan'ın ardından söz alan Kenan Alpay, Akif'in bu sene de yine çok fazla anılacağını ama maalesef anlaşılmayacağını ifade etti. Kuran'dan alınan millet kavramının anlamı bozularak Akif'e milli şair sıfatı verildiğini, böylece birileri tarafından olduğundan farklı gösterilmeye çalışıldığını, bir milliyetçi gibi gösterildiğini anlatan Alpay, buna müsaade edilmemesi gerektiğini söyledi.

Okullarda andımız ve İstiklal Marşı üzerinden Mustafa Kemal ve Akif'in fotoğraflarının yan yana konulduğunu ama gerçekte asla yan yana gelmediklerini söyleyen Alpay, "Akif beraber olduğu isimlerin tamamıyla beraber tasfiye edildi. Yani siyasal ve toplumsal olarak tecrit edilmiş bir kadronun bir ferdidir Mehmet Akif." ifadelerini kullandı. Buna Ali Şükrü Bey'in öldürülmesini ve birinci mecliste tasfiye edilen ikinci grubu anlatarak örnekler verdi.

Asımın neslinin bir hayal, bir ütopya olmadığını söyleyen Alpay, onun Mümin bir toplumdan bahsettiğini anlattı. Akif'in ilmi bir derinliğe, kavramlara hâkimiyetine değinen Alpay, Zemahşeri, Razi, Abduh tefsirlerinden etkilendiği gibi, Celaleyn Tefsirini de yanından hiç ayırmadığını vurguladı.

Akif'le Necip Fazıl'ın farkına dikkat çeken Alpay, Akif'te hurafeye, İsrailiyata rastlanmayacağını ama bunun Necip Fazıl için geçerli olmadığını söyledi. Son zamanların bazı şairleriyle de kıyaslanınca onda bohem bir tarzın, yeisin olmadığını, onun ümidi, azmi aşıladığını vurgulayan Alpay, "Şair burada ne demek istiyor soruları karşımıza hep çıkar ya, şair ne demek istiyor? Şair hakkı ve sabrı tavsiye ediyor." dedi. Ümmetin derdiyle dertlenen Akif'le, kaç yıldır Suriye'deki zulmü hiç görmeyen şairlerin Akif'i anarken nasıl bir çelişkiye düştüklerini ifade etti.

"Akif'e modernist, reformist, mezhepsiz diyenler olduğu gibi Akif tanıtımı yapıyoruz, Akif'i topluma anlatıyoruz diyerek maalesef Akif'i sinsice pozitivist hatta yerli oryantalist olarak nitelendiren insanlar var. Ve bu insanlar Türkiye'de hala Akif uzmanı olarak geçiniyorlar."ifadelerini kullanan Alpay bu konuda dinleyicileri uyardı.

Alpay'ın konuşmasının ardından sözü tekrar Serdar Bülent Yılmaz alarak "Dindar nesil kavramıyla sembolize edilen bir nesil projesi var. Sadece Akif'i, bir rol model olarak onun düşüncelerini, Safahatını bu topluma gerçek anlamda yansıtsınlar bu yeter. O derece sağlam, sahih bir yaklaşımı var" ifadelerini kullandı.

Panel soru-cevap ve değerlendirme bölümü ile sona erdi.

img_5173.jpg

img_5188.jpg

img_5237.jpg

img_5283.jpg

img_5302.jpg

img_5213.jpg

DİĞER HABERLER