“Hilafet ve Saltanat”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gaziosmanpaşa Özgür-Der 2018/19 yılı faaliyet dönemi programlarından “Hilafet ve Saltanat” konusu Bahatin Urlu’nun anlatımı ile gerçekleştirildi.

Bahattin Urlu sunumunda özetle şu konulara değindi:

Halifelik kavramıyla ilgili geçmiş dönem ulemalarımızdan Takiyyüddin Nebhani, "Halife, İslam ümmetini yönetim ve şeriatın uygulanmasıyla ilgili temsil eden kimsedir" derken, Hasan Ibrahim ise, halifelik kavramı Kurani bir düsturla oluşturulmuştur, demiştir. Bir ayeti kerime de Allah , "Ey Davut seni yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevaya uyma yoksa Allah yolundan saptırır " bu ayet, Hz. Davut  (AS) dan günümüze kadar halifeliğin hüküm koyma anlamında olduğunu bize göstermektedir. Ulemanın hilafetle ilgili ortak kanaati halifenin temel vazifelerinin müslümanların dininin korunması ve dünya siyasetinin dine uygun yürütülmesi olduğudur. Hilâfet makamı değerlerini, normlarını, toplumsal organizasyonunun ilkelerini ilahi yasadan alan dolayısıyla vahye dayalı bir hukuk sistemi olan şeriatın siyasal alanda ki yeri olarak ta tarif edilmiştir. Bu tanımlamaların dışında hilafetin dini bir kurum olmadığını savunan anlayışlar da olmuştur.

Hz. Davut ( AS ) ın kendinden önce ki peygamberlerin yerine geçmesi üstelik onun hükümran olması, insanlar arasında adaletle ve insafla hükmetmesi, yönetmiş olduğu kitlelerin problemlerini çözerken nefsine uymaması, haktan ayrılmaması, hilafetle ilgili olması gereken temel vasıflar olarak nitelendirilebilir. Bernard Lewis, Hz. Davut ( AS ) ı kastederek " O, müslümanlar için dini ve siyasi otoriteyi birleştiren hem bir peygamber, hem de bir hükümdardır" tespitini yapmıştır.

Müfessirlerin genel olarak görüşleri ele alındığın da, hilafetin aslının Kur-an da yer almadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Halife kavramının Kur-an da yer alması, hilâfet kavramının da Kur-an dan neşet etmesini gerektirmez.

Ayrılma ve ayrışma noktası Hz. Osman'ın ikinci dönemidir, yani Mervan' ın artık onun yerine mühür vurduğu, imza attığı dönemdir. Hz. Osman' dan sonra sürece Muaviye'nin dahil olmasını "post modern " bir darbe olarak görmek gerektiğini düşünüyorum ki, böyle değerlendirenler olmuştur. Aliyyül Kari; Muaviye ve diğer Emevi-Abbasi yöneticilerinin kamil halife olmadıklarını, onlar hakkında halife kelimesinin kullanılmasının şer i değil, mecazi ve örfi mana da olduğunu belirtmektedir. Emeviler ve Abbasiler risalet esasına dayalı bir devlet başkanlığı yerine, ırsiyet ve aile esasına dayalı bir saltanat sistemi kurmuşlardır. Muaviye'nin müslümanların  başına geçme sürecinde, Hz. Hasan' la olan antlaşmasının sonucu olarak oluşan sulh dönemi, müslümanların da bu geçişi istemeyerek de olsa onaylamasına sebeb oldu. Ancak Muaviye'nin Yezid' le ilgili, Yezid' in tahta geçmesine 4 yıl kala biat almaya başlaması, Yezid' i gayri ahlaki yaşam tarzından dolayı sevmeyen müslümanları rahatsız etti.

Hulefa-i Raşidin döneminde dini kararlar bir merkezden alınıyor, hayata tatbik ediliyor ve bu kararla ilgili teyid için müslümanlar ayrı bir merkeze başvurmuyorlardı, ancak yönetime saltanat hakim olduğunda, yöneticiler vahiyden uzaklaştığında halk iktidarla dini otoriteyi birbirinden ayırdı ve bu durum bir çok mezhebin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Oldukça baskın olan kabilecilik duyguları, yeni bir formulasyonla öncelikle saltanattan sonra müslümanlara sunulmuş ve hayata geçirilmiştir. Bağdat Moğolların eline geçip, Abbasi halifesi öldürüldükten 3 yıl sonra Kureyş'ten Abbasi halifesi Memlüklülerin kontrolünde hilafeti elinde bulundurmuş, dolayısıyla hilâfet dini ve yönetim otoritesi olarak ikiye ayrılmış, bu durum Yavuz Sultan Selim' e kadar devam etmiştir. Sultanlık, krallık, meliklik gibi ifadelerle temsil edilen saltanatlığın olduğu yönetimlerde adalet, merhamet, şura gibi temel ilkeler yok sayılmıştır. Halbuki Hasan İbrahim Hasan hilâfet müessesiyle ilgili şöyle der, "Halifelerin iktidarlarını sınırlayan iki koşul vardır, bunların birincisi şeriat-i hukuk, diğeri de ümmetin rızası, bu iki koşuldan biri ortadan kaldırıldığın da, yetkin bir kurum, kurul tarafından halife görevden azledilirdi" tabiî olarak bu bakış açısı hilâfet müessesine ideal bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Sonuç itibariyle hilâfet modelinin nassa dayalı bir yönünün olmadığı, zamanın şartları çerçevesin de geliştiği, Kuran, Hz. Peygamber' in sünneti ve insanlığın yaşadığı tecrübeler göz önüne alındığın da farklı isimlerle yeni modellerin denenmesin dinen bir sakınca olmadığı söz konusu edilebilir. Sistemin adı ne olursa olsun olmazsa olmazları İslam'ın ortaya koyduğu değişmez evrensel ilkeler Tevhid, Adalet ve Özgürlük olmalıdır.

Seminer soru-cevap, katkılar ile son buldu.

2389.jpeg

 

DİĞER HABERLER