“Tesettür ve Yozlaşma”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Serdar Bülent Yılmaz, Tesettürün mahiyetinin en geniş anlamıyla Müslüman şahsiyetin takva elbisesine bürünmesi dar anlamıyla ise Allah tarafından kadının kamusal alanda yer almasının sağlayan bir imkan olduğunu belirtti.

Özgür-Der Ankara Şubesi konferans salonunda "Tesettür ve Yozlaşma" başlığıyla yayımlanan Haksöz Dergisi'nin 335. sayısını Serdar Bülent Yılmaz değerlendirdi.

Abdullah Buldur programın girişinde Haksöz Dergisinin Şubat sayısının muhtevası hakkında bilgilendirme konuşmasından sonra sözü Serdar Bülent Yılmaz'a bıraktı.

Yılmaz, Klasik İslami kaynaklarında tesettürle ilgili yer alan fetvaların kısıtlayıcı ve kadını sosyal hayattan tecrit edici bir yaklaşımının olduğunu vurgulayarak, "Kadının sosyal hayata katılması için tesettürü emreden Allah'ın gönderdiği din bir tarafta diğer tarafta ise kadının sosyal hayata çıkışını kısıtlayan din anlayışı var." dedi.

Kadının çıkmazlarından bir diğerinin ise, Modernist yaklaşımın kadına 'örtünü çıkar ve özgürleş' düşüncesini empoze etmeye çalıştığını dile getiren Yılmaz, "Modernizmin kadını metalaştırdığı bir süreç yaşıyoruz ve bunu da rıza üreterek yapıyor." ifadelerini kullandı. 

İslam toplumunun dinamikliğini yitirmesi

Muvahhidler sonrası İslam toplumunun diriliğini yitirdiğini, dağıldığını ve şura özelliğini kaybettiğini söyleyen Yılmaz, süreç içerisinde diriliğini yitiren İslam Toplumunun uyku haline geçtiğini batı düşüncesinin Reform, Rönesans veSanayi devrimi gibi atılımlar yaptığını ve İslam toplumunun yerini aldığını, egemen güç olarak her istediğini yaptıracak duruma geldiğini ifade etti. 

Yılmaz, İslam toplumunun durumunu uyku haline benzeterek, İslam toplumu ve liderlerinin 'Dinamik ve Şura merkezli' bir dini anlayışa sahip olmaması ve büyük askeri fetihlerde oluşan kibir ortamı neticesinde batı da ortaya çıkan gelişmelerin muhasebesinin yapılamadığı değerlendirmesinde bulundu.

"Başörtüsüyle ilgili çok iyi direniş gösterdik"

Türkiyeli Müslümanların uzun bir uyku halinden sonra tevhidi uyanış sürecinin en dinamik şekilde hissedildiği dönemde 28 Şubat post modern darbesinin yapıldığına dikkati çeken Yılmaz, "Bu süre içerisinde ciddi sarsıntı geçirdik ama başörtüsü ile ilgili çok iyi direniş gösterdik." şeklinde konuştu.

Yılmaz, 28 Şubat öncesi ve sonrasında İslami camiaların tesettürü üniforma haline getirerek sekülerleştirdiklerine dikkati çekerek, "İslami kesimin içerisinde bazı gruplar tesettürü üniformalaştırdı. Allah'ın emri farz ve ibadet gibi algılamamız gereken tesettürün bazı cemaat veya örgütler tarafından üniforma haline getirildi ve ilk tesettür endüstrisi de o dönemde ortaya çıktı." ifadelerine yer verdi.

"Başörtüsü modanın bir parçası haline geldi"

28 Şubat post modern darbesinin etkilerinin Ak Parti döneminde kırılmasıyla bazı kesimler için yasaktan dolayı önemli hale gelen başörtüsünün yasak kalkınca önem dayanağını yitirdiğini, önemsizleştiğini, sıradanlaştığını ve başörtüsünün İslami bütünün içerisinde algılanmaktan çıktığını belirten Yılmaz, "İslami kimlik içerisinde onun bir parçası olması gereken başörtüsü modanın bir parçası haline geldi." dedi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği meselesi

Yılmaz, içinde bulunduğumuz zaman diliminin kabuğu koruyan fakat muhtevayı dönüştüren kutsaldan arındıran özü değiştiren dönüştüren bir dönem olduğunu ifade etti.

Toplumsal cinsiyet meselesinin de yakın tehlike olmaktan çıkıp vakıaya dönüştüğünü ve küresel bir saldırı haline geldiğine dikkati çeken Yılmaz, "Toplumsal cinsiyet diye bir şey var ülkelere dayatıyorlar bizde İstanbul sözleşmesiyle 2011'de imzaladık her yasaya soktular,MilliEğitim Bakanlığı başta olmak üzere neredeyse bütün bakanlıkların bu konuyla ilgili program yapıyorlar." şeklinde konuştu.

Yılmaz, söz konusu sözleşmeye Avrupa ülkelerinin birçoğunun imza atmadığını ve atanların da çekincelerini dile getirerek, Türkiye'nin çekincesiz imza atan ender ülkelerden olduğunu vurguladı.

Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üzerinden kadına ve aileye ciddi bir saldırının olduğunu ifade eden Yılmaz, "Aileye çok büyük küresel bir saldırı var, feministler aile kavramı içerisinde kadının tanımlanmasını istemiyorlar İngiltere'de bir erkek çocuğu kendinin kız gibi hissettiğini ifade ediyorsa ailenin ona sen kendini niçin kız gibi hissediyorsun deme hakkı bile yok eğer derlerse çocuğu elinden alıyorlar. Fransa'da okullarda anne ve babaların artık ebeveyn 1 ve ebeveyn 2 olarak kodlanıyor." dedi.

Faal bir teyakkuz hali

Serdar Bülent Yılmaz, bütün bu sorunların ciddi bir mücadele usulüyle üstesinden gelebileceğimize dikkat çekerek bu durumu şu şekilde formüle etti, "Müslüman faal bir teyakkuz halinde yani sürekli tetikte olmalı, bunun için de faal bir akıl, faal bir iman, arayış ve faal bir ıslah ve şahitliğe sahip olması gerekiyor." ifadelerini kullandı.