02.12.2019 21:55
Düşünce Ekollerinin Ümmet Üzerindeki Etkileri
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Batman Özgür-Der Külliyesi Konferans Salonu’nda, Abdulhakim Beyazyüz Hoca’nın sunumu ile ‘’Düşünce Ekollerinin Ümmet Üzerindeki Etkileri’’ konulu seminer gerçekleşti.

Özgür-Der Batman Şubesi'nce gerçekleştirilen programda Abdulhakim Beyazyüz sözlerine; ''Bugün ümmetimizin içinde olduğu durumla ilgili hepimizin malumatı vardır. Bu açıdan bakılınca çok iyi bir durumda olmadığımız açık. ''Bunun sebebi nedir?'' diye kendimize sorduğumuzda hepimizin söyleyeceği bir şeyler var. Bu çok geniş ve tartışmalı konudur. Fakat bu meseleleri, bu konuları dert edindiğimiz bilinciyle anlatmaya çalışmak bizim sorumluluğumuzdur. Benim kanaatime göre ümmetimizin bugünkü durumunun en önemli nedeni düşünce ekollerinin insanlar üzerindeki etkileridir.'' diyerek başladı. 

İslam düşünce gelişiminin 4 temel ekole dayandığını, bunların; 1-Selefi, 2- Mutezili, 3-Eşari ve 4-Maturidi ekol olduğunu ve bu ekollerin bazılarının belli mezhepler ile özdeşleştiğini belirtti. 

Bu ekollerin düşünce sistemlerini kısaca açıklayan Hocamız; 

Selefi ekolün; Ahmet Bin Hanbel ile birleştiğini, meselelere asır-ı sadetteki gibi bakmanın sorunları çözüleceğini, nasların bize yettiğini, çok ta akla ve içtihada gerek olmadığını söyleyen ekol olduğunu, ayrıca İmam İbni Teymiye ile beraber buna Kur'an çerçevesinde bir akletme faaliyeti de eklendiğini,  

Mutezili ekolün; Müslümanların kendi aralarındaki ihtilafları, zamanla yeni sorunlarla karşılaşılması, yeni yerlerin fethi ile beraber çok çeşitli dinlere mensup insanların İslam dinine girmesiyle eski dinlerindeki inanç ve anlayışlarını da kendileriyle beraber getirmesi, inanmayanların ise yeni sorular sorması gibi sebeplerin çıkardığı ihtiyaçlar neticesinde, akıl ve felsefe ile bunlara cevaplar vermeye çalışması sonucu ortaya çıktığını, 

Maturidi ekolün; Mutezili ekolün bazı yanlışlıklarının ayıklanmasıyla daha güzel bir noktaya getirilerek olgunlaştırılan çizgi olduğunu, İmam Maturidi'nin ağırlıklı olarak Mürcie ve Hanefilik mezhebinden yararlandığını, yani İmam Ebu Hanife'nin düşüncelerini geliştirdiğini ve aklı, içtihadı, bilgiyi önemsediğini, İmam Maturidi'nin çizgisinin, Mutezilenin eksik yönlerini tamamlamaya çalıştığını, Maturidi'ye göre bilginin kaynağının akıl, duyular ve doğru haber olduğunu,  

Eşarilik çizgisinin ise, Selefiliğe çok yakın bir düşünce sistemine sahip olmasına rağmen, ayrıldıkları noktanın, Eşari çizgisinin akli ve kelami yolla da kendi düşüncelerinin savunulabileceğini iddia etmesinden kaynaklandığını ifade etti. 

Abdulhakim Beyazyüz, İmam Maturidi'nin İslam düşünce geleneğinde büyük bir adım atarak bilgiyi merkeze alma konusunu gündeme getirdiğini, bu adımın İslam düşüncesinin ayaklarının yere basmasında büyük bir adım olduğunu ama istenilen karşılığı görmediğini, istenilen oranda da desteklenmediğini belirtti. 

Peygamber Efendimizin dahi mutlaklaştırılması endişesi ile rivayetlerinin kendi döneminde yazılmasına sıcak bakmadığını fakat Ömer Bin Abdülaziz döneminde iyi niyetlerle bu rivayetlerin yazılmaya başlandığını, bunun akabinde, her ne kadar bu rivayetler 100 yıl sonra yazılmaya başlansa da, herhangi birisi "Resulullah böyle dedi" dediğinde karşıdaki insanların artık itiraz etmeye cesaret edememeye başladıklarını, çünkü Allah Resulünü yalanlama ihtimalinin çok ciddi bir baskı unsuru oluşturduğunun altını çizdi. '' 'Ben Müslümanım' diyen birinin Peygamberimizin sünnetine itiraz etme şansı elbette yoktur. Zaten bile bile itiraz edenin Müslüman kalması çok zordur. Fakat bazı rivayetlerin peygamberden gelmediğine kanaat getirilmesine rağmen, bunu söylediğinde sünneti inkâr ediyor olma baskısı birçok Müslümanı ister istemez çok dikkatli olmaya sevk etti. Bu öyle bir duruma geldi ki, İmam Ahmet b. Hanbel'in şehadeti ile beraber İmam Ebu Hanifeler ve Ehli Hadis çizgisi birbiri ile lanetleşiyordular. İmam Şafii'nin gelişiyle bu durum biraz daha yumuşamıştır.'' dedi. 

Bu süreçten sonra ''Mihne'' olayının gerçekleştiğini belirten Hocamız, Mihne olayının; Mutezilerin desteğini alarak Abbasiler'in, kendi iktidarları için muhalefeti temsil eden Ehli Hadis çizgisini dizginleme olayı olduğunu, Me'mun geldiği zaman hadis rivayet eden tanınmış şeyhlerin etrafında toplanan büyük insan topluluklarının iktidara muhalefet ettiğini görünce bunları tasfiye etmek istediğini, belli bir süre sonra iktidarın ehli hadisle uzlaştığını, bundan sonra yeni bir sürecin başladığını ve Ehli Hadis karşıtı politikanın değişip bu kez de, mutezile karşıtı bir politika baş gösterdiğini ifade etti. Ayrıca o günden bugüne aklı önemseyen, insanın özgürlüğünü önemseyen, iradeyi önemseyen, çalışmayı önemseyen cehdi önemseyen, dinin insan için olduğunu, Allah'ın hükümlerinin mutlaka bir hikmeti olduğunu söyleyen kesimin hep dışlandığını, hep baskı altında bırakıldığının altını çizdi.  

Beyazyüz konuşmasının ikinci bölümünde düşünsel anlamda oluşan bu olumsuz durumun günümüz islam coğrafyasına etkisine değinerek "Bugün Ümmet dediğimiz boyutun 1100'lerdeki Endülüs Şehir Devlet'leri boyutunda olduğunu ve ayakta kalmak için güçlü Hıristiyan devletlere ihtiyaç duyduğunu, nüfusumuzun, coğrafyamızın ve Kur'an'dan elde ettiğimiz bir hakikatimizin de var olduğunu, fakat yeryüzündeki etkimizin sıfır olduğunu belirtti.  

Bugün Ümmetin durumuna baktığımızda Müslümanların, tembel fakir ve güçsüz olduğunu, hukukun bizden çok uzakta olduğunu bu anlamda ortada bir sorun olduğunun altını çizen Beyazyüz, ''Bu çığlık 250 yıldır var. Bu çığlığa 2 grup cevap verdi. 1. Seküler çizgi, 'bu olanlara sebep dinimizdir' dediler. Ve dini hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini iddia ettiler. Islah çizgisinde olan Müslümanlarda dediler ki; 'bunun sebebi dinimiz değil. Keza akletmeyi, disiplini, hukuku, özgürlüğü, paylaşımı en çok Kur'an emreder. Bunun sebebi biz Müslümanların bu dinden uzaklaşmaları, bu dinin gereğini yerine getirmemeleri, akıllarını kullanmamaları, iradelerini önemsememeleridir'.'' dedi. 

Abdulhakim Beyazyüz sözlerine son verirken; Alemlerin Rabbi olan Allah'ın bizleri kulluk sınırları içerisinde kendisinin ahlakı ile ahlaklanmak üzere yarattığını, bizi dost edinmeyi dilediğini, bunun için bizim mazlumların dostu olma, barışı yayma, iyiliği yayma, refahı paylaşıma, görevini üstlenmemiz gerektiğini belirtti.  

Ayrıca özellikle altını çizilmesi gereken noktanın ise bütün bu sorunların nedeninin yanlış din anlayışı oluştuğunu, ümmetimize çok güçlü bir şekilde, aklı reddeden, iradeyi basite alan, özgürlüğü reddeden, çalışmayı çokta önemsemeyen, kaderci, yanlış tevekkül anlayışına sahip bir anlayışın hakim olduğunu, tek çıkış yolunun tekrar Kur'an'ı merkeze alıp, Kur'an ölçüsü içerisinde hadislerden yararlanmak ve bütün gücümüzle sebeplere sarılmak olduğunun altını çizdi. 

Seminer soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. 

 beyz.jpg

 

DİĞER HABERLER