17.12.2019 01:16
"Türkiye'de Tarihi Romanların Gelişimi"
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sivas Özgür-Der'de bu hafta "Türkiye'de Tarihi Romanların Gelişimi" konusunu tarihçi ve eğitimci Tahir Günay sundu. 

Dernek çalışmaları ve sunucu hakkında kısa bir konuşma yapan Süleyman Ceran konuşmayı Tahir Günay'a bıraktı. 

Günay konuyla ilgili şu başlıklara değindi: 

Tarih, yapısı itibariyle subjektiftir. Böyle olması itibariyle biz tarihçilerin de zorlandığı bir alandır. 

Cumhuriyetle birlikte toplum ikiye ayrılmıştır. Hem Türkiye'nin yaşadıkları hem de toplumun verdiği refleksler bu sonucu doğurmuştur. 

Değerli konular tarih ve edebiyat birlikte ele alınınca işin içinden çıkmak daha zor bir duruma geliyor. Çünkü ikisi de yapısı itibariyle çetrefilli konular. 

Tarih genellikle ideolojik ele alındı. Aynı şeyi tarihi roman için de söyleyebiliriz. 

Böylelikle kamplaşma doğuyor ve bilgiye dayanmayan kulaktan dolma bilgilerle yürümüştür. 

Tarihte gri alanları çok görmüyoruz. Ya siyah ya beyazdır. 

Tarihi roman serüvenimiz yakındır. Namık Kemal'in Cezmi'si ilk tarihi roman olarak kabul edilir. Ardından Ahmet Mithat Efendi'nin Yeniçeriler kitabını söyleyebiliriz. 

Böyle devam ederek Milli Mücadele Dönemi'nde tarihi romanlar çoğalıyor. 

 Yaban, Handan, Sodom ve Gomore vb.leri tarihi romanın rejimle paralel eserleridir.  

Zaten tek parti döneminde muhalif bir eser verecek kimse de pek yoktu olanların da defteri dürülüyordu. 

Din olgusu hiç yoktu veya çok azdı. Olan da eklektik bir kimlikle yazılıyordu. 

Dönemin şartları gereği dini kavramlar, olaylar, durumlar yoktu bu eserlerde. Kahramanlar ve yardımcı karakterlerde de bu özellikler bulunmazdı. 

II.Dünya Savaşı' dan sonra Türkiye tercihini ABD'den yana yapınca eserler de o yönde çıkıyordu.  

Tarık Buğra'nın Osmancık eseri tarihi romanda bir dönüm noktasıdır.  

Anti-komünist bir yazar olan Buğra'nın Küçük Ağa'sında dini motifleri ve dindar insanları görebiliriz. İlk eserlerden olması önemlidir. Yağmuru Beklerken romanı ise okunmaya değer bir eserdir. 

1960'lardan sonra tarihi romanın yapısında ve içeriğinde büyük değişimler olmuştur.  

Minyeli Abdullah bunlardan biridir. Sembolist bir eser olmasından Mısır' da geçen bir olayı anlatmasına rağmen dünyanın herhangi bir yerindeki her Müslüman kendinden bir şeyler görebiliyordu. Hatta kahramanın yerine bizzat kendimizi koyabiliyoruz. 

Tarihi roman siyasi gelişmelerden bağımsız yazılmamıştır. Lâkin bizde daha ideolojik bir geçmişi vardır. Herkes kendi bakış acısıyla eserlere baktığı için istediğimiz yerde değiliz. 

Feridun Fazıl Türbenç, Murat Sertoğlu, Mustafa Necati, Kemal Tahir, Atilla Ilhan, Kemal Arkun, Iskender Pala, Bekir Büyükarkın, Hüseyin Nihal Atsız, Orhan Pamuk vb. yazarlar tarihi romanda eserler ortaya koymuşlar. Bunlara daha bir sürü yazar ekleyebiliriz. 

Özellikle Müslüman veya İslamcı cenahta çok zayıf bir alandır diyebilirim. Bu alanda yazılan eserler var lakin daha iyi bir yerde olmalıyız. 

2002'den bu yana muhafazakar bir parti iktidarda yani 17 yıldır ülkeyi yönetmesine rağmen kültürel alanda zayıf kalmıştır. Bu alanda da istenilen yerde değiliz.  

Son olarak insanın olduğu yerde hataların, eksikliklerin olduğunu bilerek tarihe, tarihi romanlara bakmalıyız. Böylece hayata daha anlamlı daha objektif bakabiliriz. Bu sağlıklı bir üretimi de gerçekleştirir. 

 
roman.jpg

 

DİĞER HABERLER