Özgür-Der Çorum'da 28 Şubat Açıklaması
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Çorum Şubesi, 28 Şubat darbesinin yıldönümünden yaptığı basın açıklaması darbecilerin hesap vermesi gerektiğini vurguladı.

Basın açıklamasının tam metni:

28 Şubat Darbesinin 12.Yılında Darbeciler Hala Hesap Vermedi!
"Darbecilerinden Hesap Sorulması, İslami Kimliğimizin Gereğidir"

28 Şubat 1997, İslami değerlerin hedef alınarak ülkedeki her türlü işleyişe askeri bir müdahalenin ve akabinde de İslami düşünce ve yaşam tarzına yönelik dayatma, baskı ve yasaklamaların daha bir olağan üstü hale getirildiği, militaristçe yeniden bir çeki düzen vermenin başlangıç tarihidir. Aslında bu tarih ülke insanını, 80 yıllık resmi düşünce doğrultusunda tek tipleştirme geleneğini sürdürme isteklerinin, tıpkı 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül'de yapılan darbelerle tezahürü gibidir.

Söz konusu süreçte düzen güçleri "irtica karşıtlığı" kılıfı altında İslami kimlik ve sembollere karşı kendi deyimleriyle "topyekûn savaş" başlatmışlardır. Başörtüsü, öncelikli hedef seçilmiştir. Çünkü başörtüsü topluma yıllardır zorla kabul ettirilmeye çalışılan "laik modernleşme-muasırlaşma projesinin" karşısında varlığını devam ettiren ve aynı zamanda İslami tercihin şekillendiği bir duruşu temsil etmekte. Halk adına karar verebileceklerine inanan, kararlarına uymayanları da haklarından mahrum bırakarak cezalandırabileceklerini düşünen egemen güçler, toplumu dönüştürme çabalarının başarısızlığının göstergesi olarak gördükleri başörtüsünü hedef almışlardır. Öncelikle üniversitelerde başlatılan ve kimi zaman hastanelerde, kimi zaman havalimanların da kimi zaman da Danıştay'ın kararın da olduğu gibi kötü örnek olduğu gerekçesiyle sokaktaki insanları da kapsayan bir kuşatıcılıkla yasak uygulanmaya koyuldu. Askeri zihniyet ile hareket ettiğini ortaya koyan Anayasa Mahkemesi ise, hukuki mücadelenin de önünü kapatan geçen seneki kararıyla da, serbestliğinin teklif dahi edilmesi düşünülemeyecek bir dokunulmazlığının olduğunu bir kez daha ilan etmiş oldu.

Gazetecilerin andıçlandığı bu süreçte, postal sever gazete ve medya grupları da üstlerine düşen görevlerini eksiksiz yerine getirme gayreti içerisinde oldular. İslami duyarlılık sahibi insanların Ramazan ayındaki oruçları, okullarda namaz kılan gençler, mevcut eğitim sisteminin resmi düşünce doğrultusunda tek tipleştirici uygulamalarının ve kutsanması istenen kültlerin çocuklarımıza zorla aşılanmaya çalışıldığının ele alındığı paneller, resmi törenlerdeki kutsama merasimlerinin Allah'a kul olma bilinciyle taban tabana zıt olduğunun ifade edildiği açıklamalar, postalsever medya tarafından ilgili mercilere suç unsuru olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

Yine bu süreçte yargı mensuplarına brifingler verilmiş, akabinde Şemdinli meselesin de olduğu gibi darbe mantığına aykırı karar veren yargıç ve savcılar hakkında soruşturmalar açılmış, evrensel hukuk ilkeleri yerine darbe hukuku ikame edilerek mahkemeler hak ihlallerinin meşrulaştığı aygıtlara dönüştürülmüştür. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili 367 meselesini 27 Nisan gece yarısı muhtırasıyla yargıya taşıtma ve yine yargı eliyle ülke insanının tercihleri doğrultusunda seçtiği partinin kapatılmaya çalışılmasında olduğu gibi, yargıda üzerindeki 'ben yaptım oldu' keyfiliği de, 28 Şubat darbe sürecinin halen devam etmekte olduğunun ayan beyan delilleridir.

İslami bir takım hassasiyetleri bulunmasından ötürü namaz kılan, eşleri başörtülü olan veya düzenlenen davetlere katılmadıklarından ötürü askerlerini ordudan uzaklaştırarak sivil haklarından da mahrum bırakarak cezalandıran bu zihniyet, İslam'a ait olan başörtüsünü nizamiyeden içeri almazken, kurban ibadetlerinde biriken ve insanların hayır amaçlarında kullanmak istedikleri derilerinden veya İslami bir kavram olan 'şehitlik' kavramından da nemalanmaktan da geri kalmamaktadır.

Yine İslami hassasiyetler doğrultusunda oluşturulmuş bir takım sermaye gruplarına ait işletmeler ve ürünleri de 'Yeşil Sermaye' adı altında hedef gösterilerek, ambargo ve linç kampanyaları ile boğulmaya, sindirilmeye çalışıldı. Tuhaftır ki aynı militarist zihniyet kendi kurduğu yardımlaşma kurumları altında bankacılıktan, yapı sektörüne kadar bir dizi sanayi alanında faaliyette bulunmada bir beis görmemekte.

Özetle 28 Şubat'tan bu yana İslami olana dair her türlü değer ve sembol toplumun zihninden ve yaşantısından daha da uzaklaştırılmaya çalışılmış, ekonomide, eğitimde, kamu kurumlarında, siyasi ve sosyal hayatta toplum üzerinde baskı ve korku havası oluşturularak insanların inançlarını ifade etme ve yaşama tercihlerine de darbe vuruldu. 28 Şubat'ın 12. Yılında tüm bu despotluklar halen sürdürülmekte ve insanların özgür iradelerine konulan ipotekler de hiç gevşetilmeden devam ettirilmektedir.

Bununla birlikte Ergenekon soruşturması vesilesiyle ortaya çıkan belgeler, itiraflar ve ilişki ağları devlet içerisinde kurumlaşmış çetelerin nasıl çalıştıklarını ve nerden güç aldıklarını da göz önüne çıkarmaktadır. 28 Şubat darbesini yapanların Ergenekon yapılanması ile başka darbeleri de planladıklarını ve faili meçhul birçok cinayetin de yine bu çeteyle ilintili olduğu ortaya çıkmakta ve görünüşte emekli paşalardan sendika ağalarına, akademisyenlerden gazetecilere kadar yelpazesi bulunan bu ulusalcı ve kuvvacı yapılanmanın aslında buzdağının görünen kısmı olduğunu anlamak hiç de zor değil.

Ergenekon davasının sanıklarından olan emekli paşaların askeri zevat tarafından ziyaret edilmesi, yine askeri ağızdan dava hakkında 'fasa fiso' gibi küçümseyici ve örtbas edici tanımlalar kullanılması, dava sanıkları olan emekli paşaların aniden ortaya çıkan ve inandırıcılığı olmayan hastalık bahaneleriyle askeri hastaneden alınan raporlarla tahliye edilmeleri, aslında Ergenekon ve 28 Şubat baş aktörlerinin yakınlıklarına ilişkin düşünceleri de güçlendirmektedir. Bu kirli ve kokuşmuş ilişki içinde rol alanların, dahil oldukları Ergenekon batağında, 'vatanı için mücadele etti' hamasetiyle ülkeyi bir darbe ve kaos ortamına sokmak üzere kirli faaliyetlerini devam ettirdikleri kesinleşmiştir. 28 Şubat sürecinde kurulan ve binlerce kişiyi fişleyen Batı Çalışma Grubu'nun uzantılarının zaman içinde Encüman-ı Danış olarak değiştiğini ve en son Ergenekon'a gelip dayandığı da görünmektedir.

Gazze'de kardeşlerimize bomba yağdıran siyonist İsrail uçakları ile Konya semalarında ortak uçuş tatbikatlarına devam eden, silah ve modernizasyon ihalelerinde İsrailli şirketlerle birlikte çalışmaya hevesli askerin, bugünlerde ortaya çıkan ve 1993'te Ergenekon çete yapısının İsrail ile olan kirli ilişkilerinden habersiz ya da bağımsız olduğunu düşünmek ancak safdillik olur.

Ülkenin her yerinden silah ve mühimmatın adeta fışkırdığı, çeteci ve darbeci yapılanmaların nasıl da bürokrasi içinde yuva edindiğinin ve bazı kurumların kirli ve insanlık onuruna aykırı işlerinin taşeronluğunu yaptıklarının kısmen de olsa ortaya çıktığı Ergenekon meselesini örtmeye, küçümsemeye ya da yok saymaya çalışmak olsa olsa yavuz hırsızın aymazlığıyla tanımlanabilir. Tam anlamıyla Ergenekon çete yapılanmasını ve bu çete zihniyetini söküp atmak ancak kararlı bir mücadele ile mümkün olabilir. İşte tüm bu tablo, Ergenekon adı verilen darbeci çete tehdidinin gerçek manada temizlenmesi için 28 Şubat sürecinin baş aktörlerinin de mutlaka üzerlerine gidilmesi ve darbeci yapılanma içinde yer almış zevattan çeteci faaliyetlerinin hesabının sorulması gerektiğini göstermektedir. Bu noktada sadece deşifre olan isimlerle yetinilmeyip, darbecileri besleyen siyasi-kültürel zeminin de açığa çıkarılması ve darbecilere açık-gizli destek veren, katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşların da teşhir edilmesi şarttır. İnsanların en temel hak ve özgürlüklerini yok sayan, resmi ideoloji için makbul vatandaşlar üretmeye endekslenmiş akıl ve mantık dışı kurallar hukuk diye, adalet diye yutturulamaz. 

İşte Müslüman kimliğimiz bizlere, Allah'a karşı hadlerini aşan ve toplumları, nesilleri ifsad eden yapılarına ve uygulamalarına karşı tavır almayı gerektirmektedir. Filistin ya da başörtüsü zulümleriyle irtibatlı ve hatta daha da öncelikli olarak tavır almayı gerektiren bir sorunla karşı karşıya bulunduğumuzun farkında olmalıyız. Yüce Rabbimizden başka kutsalı olmayan biz Müslümanlar için, kutsal devlet mitolojisi adına ne darbeciler ne de kurumları aklımıza, inancımıza ve de özgür irademize sınırlar çizemez.

Darbe rejimine de, İslam'ı bireysel ve toplumsal hayattan silme zorbalıklarına da karşı çıkıyoruz!

Özgür-Der Çorum Şubesi

DİĞER HABERLER