29.04.2009 13:10
İzmir: “Zulme karşı direneceğiz!”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der hakkında açılan kapatma davasının İstanbul Fatih’te görülmeye başlandığı saatlerde bir araya gelen Özgür-Der İzmir Şubesi üyeleri, gerçekleştirdikleri basın açıklamasıyla inanç ve düşünce yargılamaya yönelik davayı protesto etti.
Konak Meydanı İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde gerçekleştirilen eylemde "28 Şubat Hukuksuzluğuna Son! Özgür-Der Kapatılamaz!" pankartı açıldı; "Özgür-Der Kapatılamaz" ve "Özgürlük Talebi Yargılanamaz" yazılı dövizler taşındı.

Basın açıklamasını okuyan Özgür-Der İzmir Şube Başkanı Nurcan Büyük, dernek hakkında kapatma davası açılmasına sebep olan bildirinin eğitim alanında insan haklarına saygı gösterilmesi ve eğitimin özgürleştirilmesine yönelik talepler dizisinin bir halkasını oluşturduğunu ifade etti. "Bildiride Atatürk'ün şahsında kişi yüceltmeye, putlaştırmaya dayalı törenlerin çocukların ve gençlerin kişiliklerine yönelik baskıcı bir ortam oluşturduğu; daha genelde de ırk­çı, faşizan eğilimleri beslediği dile getiriliyordu. Bu tarz militarist nitelikli törenlerin eğitimin bir parçası sayılmaması için devlete ve öğrenci velilerine çağrıda bulunuluyordu. İşte bu temel hak ve özgürlük talebinden dolayı Özgür-Der suçlanmakta ve kapatılması istenmek­tedir" diyen Büyük, "Devlet dâhil hiçbir kurum ve gücün, nasıl düşüneceğimizi; nasıl, neye ve ne kadar inanacağımızı; nasıl yaşayacağımızı; nasıl giyineceğimizi ve çocuklarımızı nasıl bir eğitime tabi tutacağımızı belirleme yetkisinin olmadığını ve böyle bir zulme asla rıza göstermeyeceğimizi en güçlü biçimde haykırmalıyız" şeklinde konuştu. Bu davanın özgürlük ve adalet taleplerine karşı tahammülsüzlüğün bir göstergesi olarak tarihe düşülen notlardan biri olduğuna dikkat çeken Büyük, "Bizler tekrar ediyoruz. Hayal, efsane ve abartı üzerine kurulan resmi ideolojinin her türlü dogmatik tabu, inanç ve kutsallarına dokunmaya devam edeceğiz. Bu bizim insanlığımızdan ve inancımızdan gelen en tabii hakkımızdır. Ve tekrar ederek diyoruz ki,  Özgür-Der mekân olarak da zihniyet olarak da susmayacak ve susturulamayacaktır" dedi.

Açıklama boyunca İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin havalandırma motorlarını çalıştırarak sesi boğmaya çalışması tepkilere neden oldu. Eylemde "Düşünceye Özgürlük Engellenemez", "Susma Haykır, Direniş Haktır", "Uyan, Diren, Özgürleş", İslamî Direniş Engellenemez", "Zulme Karşı Direneceğiz", Kahrolsun Laik Diktatörlük", "Özgürlük Talebi Yargılanamaz" ve "Özgür-Der Susmaz, Susturulamaz" sloganları ayıldı.

Fazlı İnderin – HaksözHaber/İZMİR
Fotoğraflar: Yakup Takır

 

Basın açıklamasının tam metni:

ÖZGÜR-DER SUSMAYACAK ve SUSTURULAMAYACAKTIR!

Türkiye'de yaşanan hak ihlalleri başta olmak üzere, küresel çapta işlenen insanlık suçlarına karşı tam 10 yıldır Hak'tan adaletten yana muhalif bir tutum sergileyen Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der) devlet tarafından kapatılmak isteniyor. Özgür-Der 1999 yı­lında Türkiye'de örtülü askeri darbe koşullarında başta başörtüsü yasağı olmak üzere, devlet tarafından icra edilen sistematik baskı ve yasaklara karşı tepkileri örgütlemek üzere kurulmuş ve şu anda Türkiye'nin muhtelif şehirlerinde 15 ayrı şübesi olan bir dernek.

Özgür-Der kurulduğu günden beri eğitim alanında uygulanan şartlandırmalardan hukuk ihlallerine, ekonomik sorunlara, cezaevlerinde siyasi tutukluların tecridinden Kürt meselesine kadar Türkiye gündemindeki pek çok toplumsal soruna yönelik çalışmalar yürüttü. Perspektifini sadece Türkiye gündemiyle sınırlamayıp küresel zalimliğe karşı da mücadele eden ve bu amaçla emperyalist ABD'nin Irak'ta ve Afganistan'da gerçekleştirdiği işgallerden, işgal devleti İsrail'in Siyonist saldırganlığına kadar insanlığı ilgilendiren her konuda yoğun faaliyetler gerçekleştirmiş bir hareket aynı zamanda.

7 Kasım 2008 tarihinde yayınlanan bir bildiri nede­niyle Özgür-Der hakkında kapatma davası açıldı. "İnancımızın ve Kimliğimizin Aşağılandığı, Resmi İdeolojinin Dayatıldığı Törenlere Tavır Alalım!" başlıklı söz konusu bildiri temel hedef olarak eğitim alanında insan haklarına saygı gösterilmesi ve eğitimin özgürleştirilmesine yönelik talepler dizisinin bir halkasını oluşturuyordu.

Özgür-Der Genel Merkezi, temsilcilikleri ve bazı destekçi kuruluşların imzalarını taşıyan söz ko­nusu bildiri, okullarda çocukların ve gençlerin militarist yönlendirmelere tabi tutulmasını eleş­tiriyordu. Her sabah ders başlamadan önce ve resmi bayramlar vesilesiyle düzenlenen törenlerde askeri direktiflerle icra edilen ve marş söylemek, ant içmek gibi ritüeller içeren uygulamaların terk edilmesi isteniyordu. Atatürk'ün şahsında kişi yüceltmeye, putlaştırmaya dayalı bu törenlerin çocukların ve gençlerin kişiliklerine yönelik baskıcı bir ortam oluşturduğu; daha genelde de ırk­çı, faşizan eğilimleri beslediği dile getiriliyordu. Bu tarz militarist nitelikli törenlerin eğitimin bir parçası sayılmaması için devlete ve öğrenci velilerine çağrıda bulunuluyordu. İşte bu temel hak ve özgürlük talebinden dolayı Özgür-Der suçlanmakta ve kapatılması istenmek­tedir.

Özgür-Der düşünce özgürlüğü, eğitim hakları ve insan hakları alanında faaliyet yürüten, bunu da tüzüğünde belirten bir dernektir. Dolayısıyla dava konusu edilen açıklama Özgür-Der'in faaliyet alanları içindedir. Valiliğin suçlamaları bu bağlamda idarenin rahatsızlığından kaynaklanan subjektif değerlendirmelerden öteye geçmemektedir.

Davanın açılma nedeni gerçekte resmi ideolojiyi eleştirenleri baskı altına almak, cezalandırmak, dava kapatmayla sonuçlanmasa bile muhalif görüşlü kişi ve kurumlara hat çizmektir. Bu, ideolojik devletin muhaliflere karşı kurulduğu günden beri uyguladığı bir yöntemdir.

İstanbul Valiliği, dernekler kanunundaki bazı maddelere istinaden "Anayasa ve kanunlarla açıkça yasaklanan amaçları veya konusu suç teşkil eden fiilleri gerçekleştirmek amacıyla kurulamaz!" hükmü gereğince Özgür-Der'in kapatılmasını talep ediyor. Ancak Valilik makamı tarafından kaleme alınan suç duyurusunda Özgür-Der'in sadece kanuna değil aynı zamanda ahlaka da aykırı hareket ettiği iddiası yer almakta.

Türk ulusalcılığını ve seküler Batı kültürünü Müslüman bir halka 80 yıldır şiddete dayalı uygulamalarla jakobence dayatan resmi ideoloji, ayrımcılık, kutuplaşma ve bölücülük üzerine oturmuş ve bu ülke halklarını birbirine düşmanlaştırmaya çalışmışken, üstelik hangi görüş ve inanca sahip olursa olsun resmi tören adı altında yediden yetmişe bütün bir topluma zorla, zorbalıkla dayatmışken nasıl olur da ayrımcılığa ve bölücülüğe karşı çıkıp, herkes için adalet ve özgürlük isteyenler ve bu adalet vasatında herkesimin barış içinde bir arada yaşamasını savunanlar suçlanabiliyor? 

Bu ülke hepimizin ülkesidir.  Hiç kimse ve hiçbir kurum üzerimizde efendi değildir. Birilerinin ülkenin asıl sahipleri ve bizlerin efendileri gibi davranmasına asla müsaade etmemeliyiz. Bu sebeple, kendimize ve çocuklarımıza ideoloji ya da din dayatılmasına, asla rıza göstermemeliyiz. Devlet dâhil hiçbir kurum ve gücün, nasıl düşüneceğimizi, nasıl, neye ve ne kadar inanacağımızı, nasıl yaşayacağımızı, nasıl giyineceğimizi ve çocuklarımızı nasıl bir eğitime tabi tutacağımızı belirleme yetkisinin olmadığını ve böyle bir zulme asla rıza göstermeyeceğimizi en güçlü biçimde haykırmalıyız.

Kemalizm ideolojsinin dayatılan ritüellerine katılmayı kabul etmediğimiz, pozitivist eğitim politikalarıyla tektipleştirme dayatmasına karşı çıkarak kendi ülkemizde insanca, Müslümanca ve özgürce yaşamak istediğimiz için bizi kapatmak istiyorlar.  Öbür taraftan ABD Başkanı Obama TBMM'de, Genelkurmay Başkanı Başbuğ Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda demokrasiden, hoşgörüden bahsediyorlar. Kimse İstiklal Mahkemeleri'nden beri ülkede yaşanan hukuksuzlukları ve üst yargının 28 Şubat 1997 Askeri Darbesi'nde Genelkurmay tarafından brifinglendirilip balans ayarına tabi tutulan siyasileşmiş yargı kurumlarını sorgulamıyor, hesaba çekmiyor. Ama insan fıtratıyla ve adaletle buluşma mücadelesinin adı olan özgürlük irademiz, asla yargılamalarla, kapatma tehditleriyle yıldırılamayacaktır.

Unutulmamalıdır ki bu dava özgürlük ve adalet taleplerine karşı tahammülsüzlüğün bir göstergesi olarak tarihe düşülen notlardan birisidir. Eğitimdeki dayatmacı ritüellere, baskıcı uygulamalara ve İslami kimliğimizi tahkir edici anlayışlara karşı çıktıkları için Özgür-Der'i hedef alan ve hukuk sistemi eliyle yürütülen bu haksızlık karşısında susmayacağız ve sinmeyeceğiz.

İnsan doğasıyla barışık, adil ve haklı taleplerimizden geri adım atacağımızı düşünenler yanılıyorlar. Güneş Dil Teorisi gibi, Türk Tarih Tezi gibi insan eliyle üretilen romantik ve hayalci resmi ideoloji tezlerinin tükendiği gibi, düşünce ve inanç özgürlüğünü mahkeme salonlarına, hücrelere tıkmaya veya hayatın dışına itmeye çalışan bu keyfi yargı anlayışı da tükenecektir. Düşünce özgürlüğümüze düşmanlık yapanları, insafa, adalete ve güzel söze uymaya davet ediyoruz.

Bizler tekrar ediyoruz. Hayal, efsane ve abartı üzerine kurulan resmi ideolojinin her türlü dogmatik tabu, inanç ve kutsallarına dokunmaya devam edeceğiz. Bu bizim insanlığımızdan ve inancımızdan gelen en tabii hakkımızdır. Ve tekrar ederek diyoruz ki,  Özgür-Der mekân olarak da zihniyet olarak da susmayacak ve susturulamayacaktır.

Özgür-Der İzmir Şubesi

DİĞER HABERLER