08.06.2009 23:59
Antalya Özgür-Der: “Cunta Ruhu Hala Yaşıyor”
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Antalya Temsilciliğinin çağrısı ile Antalya kapalı yol Kışlahan meydanında toplanan Antalyalı müslümanlar “Başörtüsü Yasağının Önündeki Engellerin Kaldırılmasını” talep eden bir basın açıklaması yaptılar. Basın açıklaması Rüşdü Hacıoğlu tarafınd

Basın açıklamasında özgürlüklere cuntacıların getirdiği yasaklamaların kaldırılmasını istendi. Hacıoğlu konuşmasında şu satırlara da yer verdi:

"Eğitim ve öğretim hakkının önündeki engelleri toplumsal mutabakat ile ortadan kaldırma vaadi ile iktidara gelenler iktidar sarhoşluğu ile her zaman olduğu gibi özgürlük vaatlerini ve kendilerini iktidara taşıyan halkın taleplerini unuttu.

Başörtüsü yasağının ve öğrenci seçme' de uygulanan katsayı adaletsizliğinin neden olduğu mağduriyetlere son verilmesi konusunda halk tam bir mutabakat halinde. Ancak, eğitim özgürlüğünü ortadan kaldıran ilkel yasakları % 1,5 sorunu olarak gören iktidar sarhoşları, hala halkın taleplerini değil halka hizmet için oluşan ancak saltanat makamına dönüşen kurumların mutabakatını bekliyor.

Biz özgürlük taleplerinden asla vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Haklarımızı birilerine havale ederek kazanmayacağımızın bilinciyle özgürlüklerin önündeki engeller ortadan kalkıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz."

Basın açıklamasında "Özgürlük, adalet, eşitlik; direne direne kazanacağız, cuntaya hayır eğitime özgürlük vb." sloganlar atıldı.

Basın açıklamasının sonunda grup tekbirler getirerek dağıldı.

 

BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

Eğitim ve öğretim hakkının önündeki engelleri toplumsal mutabakat ile ortadan kaldırma vaadi ile iktidara gelenler iktidar sarhoşluğu ile her zaman olduğu gibi özgürlük vaatlerini ve kendilerini iktidara taşıyan halkın taleplerini unuttu.

Başörtüsü yasağının ve öğrenci seçme' de uygulanan katsayı adaletsizliğinin neden olduğu mağduriyetlere son verilmesi konusunda halk tam bir mutabakat halinde. Ancak, eğitim özgürlüğünü ortadan kaldıran ilkel yasakları % 1,5 sorunu olarak gören iktidar sarhoşları, hala halkın taleplerini değil halka hizmet için oluşan ancak saltanat makamına dönüşen kurumların mutabakatını bekliyor.

Biz özgürlük taleplerinden asla vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Haklarımızı birilerine havale ederek kazanmayacağımızın bilinciyle özgürlüklerin önündeki engeller ortadan kalkıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz.

Elbette cuntacıların arzuladığı gibi 28 şubat bin yıl sürmeyecek fakat cunta düzeninin tüm yasakları, tümüyle halkın hayatını hala zindana çevirmekte. Kimse cunta kadrolarının özgürlük alanlarına döşediği mayınlara el uzatma cüretini göstermiyor. Özgürlük eşitlik vaatleri ile iktidara gelenler sanal darbe tehditleri ile kendilerini iktidara taşıyan halkı hala kandırma telaşındalar.

28 Şubat cunta düzeni tüm canlılığı ile hayatın her alanında hissediliyor.  Dayatmacılığını koruyor iken hala hangi darbe tehdidinden bahsedilebilir. İmam hatiplerin öğrenim hakkının gaspı için cunta'nın yaptığı katsayı düzenlemeleri hala yürürlükte. Öne sürülen mazeretlerin çoğu geçerliğini çoktan kaybetti

Cumhurbaşkanı da değişti YÖK başkanı da yani hiçbir bahane kalmadı ama konu tamamen gündem dışına itildi

Özgürlükler alanına döşenen mayınları hep görmezden gelenler, iş rant paylaşımına gelince aslan kesiliyorlar nedense? Çözüm üzerine çözüm oluşturuyorlar iktidar oyunu oynamalarına izin verenlere yeni rant alanları açmak için gece gündüz çalışıyorlar.

Rant alanı açama savaşında canla başla uğraşanlar hırçınlaşanlar nedense halka söz verdikleri özgürlükler söz konusu olunca süt dökmüş kediye dönüveriyorlar.

28 Şubat cunta ruhunun hala tüm canlılığı ile hayatta olduğunu ortaya koyan hayatın her alanındaki hak gaspı örnekleri her gün yaşanıyor.

Geçtiğimiz haftalarda ardı ardına yaşadığımız "tesettür" üzerinden had safhadaki kötücül girişimler artık bu hayatı bizler için iyice yaşanılmaz kılacak seviyeye ulaşmıştır.

OLAY 1

Boşanma davası sonrasında tazminat talebiyle mahkemeye çıkmış Naciye Sönmez, çarşaflı olduğu gerekçesiyle Hakim Ayla Kaya tarafından duruşma salonundan kovulmuştur. Hakim Ayla Kaya, dini inançlarından dolayı örtündüğünü söyleyen Naciye Sönmez'e: "Sizin Allah'ınız ve Allah'ınızın kanunları burada geçmez." diye bağırdıktan sonra zabıtlara ilgili şahsın çarşaflı olduğu gerekçesiyle davasının ertelendiğini yazdırtmış, kendisine adalet amacıyla başvuran kişiyi salondan kovdurtmuştur.

Hakim Ayla Kaya; bu kanun dışı hareketle tüm vatandaşların anayasal hakkı olan hak arama girişimini iptal etmekle açıkça suç işlemiştir. Bakılmak üzere önüne gelen davada ilgili kişiye sarfettiği hakaretlerse, onun bu davada adil olamayacağının en açık delilidir. Önüne gelen davayla ilgili şahsa "terbiyesiz, ahlaksız, ukala" gibi sözler söylemesi onun sadece mesleki açıdan "ihsas-ı rey"i değil, insanlık açısından tümel manada "ihsas-ı rey"idir. Hakim Ayla Kaya, sadece Naciye Sönmez'e değil, önüne gelecek tüm Naciye Sönmez gibilerin inandığı değerlere ve Allah'a karşı da mütecaviz bir ihsas-ı rey ilan etmiştir... Adalet hislerini paramparça eden, hak arama ve savunma hakkını imha eden bu girişim, bir hukuk cinayetidir.

OLAY 2

23 Nisan günü bademcik şişmesi şikâyetiyle Çapa Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne getirilen hasta Aynur Tezcan, daha ambulanstan indirilir indirilmez kendilerini taşıyan ambulans görevlisi de azarlanarak yine tesettür gerekçesiyle tıbbi yardım alamamıştır. Kendisinin tesettürlü ve annesinin çarşaflı olması sebebiyle gereken ilgi gösterilmemiş, 6 saat boyunca hasta haliyle kendisiyle ilgilenecek doktor beklerken kalbinin durması üzerine bir başka hastanedeki yoğun bakım ünitesine yetiştirilmiştir. Tesettürlü olduğu gerekçesiyle bakılmayan hasta Aynur Tezcan'ın beyin ölümü ne yazık ki geçtiğimiz günlerde gerçekleşmiştir. Baba Tezcan, ölüme terk edilen kızı hakkındaki yasal hak arama girişimini başlatmıştır...

Dün Anayasa Mahkemesi'nin Anayasanın 10. ve 42. maddelerdeki değişikliği iptal etmesinin yıldönümüydü. AYM 5 Haziran 2008 tarihinde açıkladığı kararıyla, Meclis'te 411 milletvekilinin oylarıyla kabul edilen, Anayasa'nın 10. ve 42. madde değişikliklerini "yok hükmünde" saymıştı. Bu şekilde Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki 367 hukuksuzluğundan sonra yeni bir yüksek yargı skandalına daha imza atılmış, Türkiye'deki bürokratik-faşizan zihniyetin halkın iradesine ve siyasete karşı ne kadar pervasız, cüretkar olduğu bir kez daha ortaya konulmuştu.

Bütün bir toplumu ve siyaseti vesayet altına alma hakkını kendinde gören bürokratik oligarşi, 27 Mayıs darbesinin ürünü Anayasa Mahkemesi marifetiyle, bireysel ve toplumsal taleplere düşmanlığından bir şey kaybetmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu kararın arkasında duranlar siyasal ve toplumsal talepleri, resmi ideoloji adına bloke etmeyi vazife edinip, hukuk tarihinin utanç sayfalarında yer almayı göze almışlardır elbette.

Aslında bu kararın yıldönümünde, Anayasa Mahkemesi'nin neyi iptal ettiği üzerinde bir kere daha düşünmek yararlı olabilir. Bilindiği üzere Anayasa'da açıkça, Anayasa değişiklikleriyle ilgili denetim yetkisinin, şekil unsurlarıyla sınırlı olduğunun belirtilmiş olmasına rağmen, Mahkeme'nin 10. ve 42. maddeleri Anayasa'nın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini dayanak kılarak iptal etmesi hukukun, aklın, mantığın iptal edilmesi anlamına da gelmektedir. Hukuksuzluk sadece Mahkeme'nin verdiği kararla sınırlı kalmamış; kararın yayınlanmasına da yansıtılmıştı. Anayasa'da açıkça belirtilen "İptal kararları, gerekçesi yazılmadan açıklanamaz!" hükmüne rağmen "çalınan minareye kılıf bulma" tutumuyla ancak beş ay sonra gerekçeli karar açıklanabilmişti.

Siyasetin ve Meclis'in yok hükmünde sayıldığı AYM kararı normal bir ülkede kıyameti koparması gerekirken, gelinen süreçte sanki bu tür akıldışı uygulamalar hiç olmamış gibi, yeni anayasa çalışmalarının gündeme gelmesi trajik-komiklikten öte hala yeterince ders alınmadığını göstermektedir. Özgürlük alanlarının genişletildiği, askeri ve sivil bürokrasinin geriletildiği bir anayasanın varlığına olan ihtiyaç izahtan varestedir. Ama öncelikli olarak bu yapılacak çalışmaların önünde, askeri darbe ideolojisine ve stratejisine derin bir sadakatle bağlı "Mahkeme Duvarı" karşısında net durmak gerekiyor. Başörtüsü yasağı faşizan bir şekilde aynen uygulanmaya devam ederken sanki hiç böyle bir yasak yokmuş gibi davranarak, yeni anayasa çalışmalarında bu konuyu hiç gündeme getirmeyerek yargı despotizmi aşılamaz.

Yapılacak yeni anayasa eğer özgürlükçü bir mahiyet taşıyorsa, aynı mahkeme orta yerde duruyor ve tıpkı başörtüsü düzenlemelerinde olduğu gibi aynı şekilde yapılacak düzenlemeleri iptal etmesi de mukadderdir. Özgürlük alanlarını genişletme siyasetinin kuşdili anayasa maddeleri, örtülü-perde arkası çalışmalar ve çalıyı dolanma taktikleriyle yapılmayacağı açıktır.

Anayasa Mahkemesi'nin 5 Haziran'da verdiği kararın yıl dönümünde bir kez daha ifade ediyoruz ki; halkın temel hak ve özgürlüklerini resmi ideoloji adına yok sayan dogmalar, akıl ve mantık dışı kurallar, kararlar hukuk ve adalet olarak yutturulamaz. Siyaseti ve toplumu hizaya çekmeyi kendine misyon bellemiş yargıçlar bürokrasisinin hiçbir kararı inancımıza, özgür irademize sınır çizemez. Bürokratik oligarşinin hukuku, darbe müesseseleri eliyle ilelebet teslim alamayacağını hatırlatmak isteriz. Dinimizden, kimliğimizden, haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi bu vesile ile bir kez daha ilan ediyoruz.

ÖZGÜRDER Antalya Temsilciliği

DİĞER HABERLER