Sakarya’da Hamza Türkmen’le Söyleşi
Hamza Türkmen, son kitabı “Açılım Politikaları Kemalizm ve Müslümanlar” kitabı çerçevesinde Sakarya Özgür-Der’de düzenlenen bir söyleşiye katıldı.

Özgür-Der Sakarya Şubesi'nin düzenlemiş olduğu aylık söyleşiler bu ay yazar Hamza Türkmen ile yapıldı. Hamza Türkmen son kitabı "Açılım Politikaları Kemalizm ve Müslümanlar" kitabını çerçevesinde dinleyicilerle sohbet etti.

 

Son 2 yıldır, önceden ihtimal dahi verilmeyen gelişmelerin yaşandığına dikkat çekerek başladığı konuşmasına Hamza Türkmen şu iki soru ile devam etti:

 

"Açılım politikalarına nereden gelindi ve Kürt, Alevi ve Roman açılımları ile neler amaçlanıyor? Açılımları ve bunların doğurduğu gelişmeleri kimler savunuyor, kimler karşı çıkıyor ve kimler 'bana ne' diyor?"

 

Günümüz İslami grup ve cemaatlerin sağcı ve millici gelenekten geldiklerini ve ilk defa AB ile ilgili ilk yaklaşımlarda "Ortak Pazar, Millete Mezar!" şeklinde sloganlaşan ve 1960'lı, 70'li yılların başlarında AB'ye direkt karşı olan bir yaklaşımlarının olduğunu söyleyen Hamza Türkmen; "Bu söylem zamanla sorgulanmaya başlandı, zira Türkiye'de hukuk yolları tükendikçe, insanlar AİHM'ye gitmeye başladılar. Baskı altında kaçanlar dünyanın başka bölgelerine değil, yine Avrupa'ya kaçıyorlardı. Bu durumda şöyle alternatif bir düşünce ortaya çıktı: AB batıldır ama daha az baskıcıdır!"

 

Daha sonra sözü AK Partinin kuruluşuna getiren Hamza Türkmen, şunları söyledi:

 

"28 Şubat'ın ardından, AKP'nin kurulma aşamasında 'Türkiye'de bir partinin iktidara gelebilmesi için; iç ve dış politikada dengelerin gözlenmesi, iç'te Genel Kurmay ve TÜSİAD, dışarıda ise AB, ABD ve İsrail ile çatışılmaması gerekir.' stratejisi oluşturuldu."

 

"Korku bir propaganda çeşididir, Stockholm sendromu denilen 'Katiline âşık olma, ona sığınma' ile sonuçlanır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra oluşturulan I. Meclis darbesi ile bütün muhalefet ezilir. Alevilerden sistem ile uzlaşmayanlar katliam ve sürgüne tabi tutulur, Müslüman kesimin önde gelenlerinden binlerce kişi İstiklal mahkemeleri ile idam edilir. Süreç içerisinde tüm muhaliflere Türk üst kimliği kabul ettirilir. Bu Avrupa'daki 'Nation'un karşılığıdır. Hem Aleviliğin 'ulusçuluğu' hem de İslami kesimin 'milliyetçiliği' bunun ürünüdür."

 

Türkiye'nin kuruluşunda "Bir ümmetten bir millet yarattık! sözü temel çatışmayı oluşturdu" diyen Hamza Türkmen "Hala Kur'an'a aidiyet duyan kitleler, sistem için potansiyel bir tehlikedir. Sürekli darbeler ve müdahalelerin arkasında bu gerçek vardır." dedi.

 

Hamza Türkmen daha sonra şunları söyledi: "1 Mart Tezkeresi AKP'ye görev olarak verilir. Bu kontrgerillanın, JİTEM'in ve Ergenekon'un 10'la çarpımı demek olacak bir tehlikeydi. Türkiye'de bir ilk olarak "sivil insiyatif" veya muhalefet hükümeti tıkadı ve tezkere az bir farkla geçmedi. Öyle anlaşılıyor ki zaten İslamcılıktan sıyrılmış olan AKP'ye Şubat 2003'de 'Balyoz' haraketi ile 1 Mart Tezkeresi'ni onaylama görevi dayatıldı. Bunda ABD, Ergenekon ile birlikte hareket etmiştir. ABD içinde üç farklı eğilim var. Neocon'lar, güvercinler ve Soros'çu globalciler. Neocon'lar, İsrail ve Ergenekon gibi yapılanmalarla iş tutar, Soros gibi global kapitalistler ise mali çıkarları adına Türkiye gibi ülkelerde istikrar ister.

 

Bu şartlarda tezkerenin reddi, dünyanın diğer kesimlerinde Türkiye'nin itibarını artırdı ve AK Parti hükümeti bunun nimetlerinden istifade etti. Açılımlar işte bu şartlar altında mayalandı.

 

Açılım politikalarında Müslümanlar etkin değildir. Liberaller, 2. Cumhuriyetçiler, solcular ve Fethullah Hoca Cemaati cephe oluşturmuştur. Fakat açılım ve bununla alakalı olan Anayasa tartışmaları tümü ile Müslümanları ilgilendirmesine rağmen, Müslümanlar konuyu analiz etmiyorlar. Müstakil bağımsız yapımızı oluştururken, ortamı da takip etmemiz gerekir. Kur'an'da haberi verilen Rum baskıcı değilken, Sasaniler yakın tehlike ve daha baskıcı idi. İslam tarihinde Taif var, Yesrib var, Mekke'de panayırlar var, himaye kurumu var. Bu vakıaların konumu ve imkanları tartışılmalı.

 

AK Parti kalkınmacı politaka'ya sahiptir. Kapitalist anlamda başarılıdır ama geliri tabana yaymada henüz ortada bir şey görünmüyor. Kapitalist teze göre kalkınma zamanla tabana yayılacaktır ama kapitalizmin kirini taşıyarak gerçekleşecektir.

 

Açılım politikalarında karşı olanlar birkaç grupta toplanıyor. Kemalist elitler ve bundan palazlananlar. Genelkurmayın şahinler kanadı. Burada Genelkurmay ikiye bölünmüş durumdadır. Tümü darbeci gelenekten gelmesine rağmen, bir kısım subaylar süreci okuyor ve gevşemeyi, liberalleşmeyi savunuyor.  Bir de sistem içi tartışmaları, sistem ve Müslümanlar arasında bir tartışma zanneden Müslümanlar. Sisteme muhalefetimiz ayrı bir konu, ama kalpları parça parça olan sistem içi tarntışmaları değerlendirmek ayrı bir konudur. Ve bir de bu tartışmalara "Bana ne diyen" diyen Müslümanlar var. Mekke Dönemi'nde vahiy vakıa irtibatını ve vahyin ilgi alanlarını bütünsel olarak kurup dersler çıkartmak konusunda zayıf kalan bu tutum, konuyu değerlendirmeye yöneldiğinde hazırlıksızlığının acemiliğini yaşamakta ve ön kabullerinin alabora olmasından korkmaktadır.

 

Söyleşinin sonlarında dinleyicilerden birisi, Türkmen'e Anayasa seçimlerinde ne yönde oy verilmesi gerektiğini sordu. Hamza Türkmen, şunları söyledi:

 

"Oy vermeyi cahili değerleri seçmek olarak algıladığımız da bu tercih kabul edilemez. Ama daha büyük bir belayı defetmek açısından yaklaşıldığında konu itikadi değil, içtihadidir. İnsan fıtrat olarak da baskıcı sistemin gerilemesi için seçimlerde daha imkânlı tarafın kazanmasını ister. Peki, o zaman, 'Niçin oy kullanmıyoruz?' sorusu gündeme gelir.  200-400 arası kelime ile konuşan bazı muhataplarımız, alışkanlıklarını vahyi bütünlük içinde yenileyip içtihadi gelişmeleri kavrayacak bir alt yapıyı genellikle taşımıyorlar. Bu bağlamda tartışmayı oy verip vermeme basitliğinden değil, her türlü zulme, baskıya, vahiy dışı yasaklara ve cahiliyyeye karşı çıkmak temelinde başlatmalıyız. Sadece oy vermek gibi bir basitliği esas alan insanların algılaması, eğer bu algılamayla bizi 'seküler sisteme tâbi oluyorlar' şeklinde olacaksa, bu tartışmaya girmemek ve oy verip vermemeyi esas alan tartışmalardan kaçınmak durumunda olmalıyız. Siret-i Rasul'deki 'eman' kurumunun veya 'bizi yurtlarımızdan sürmeyenlere adil davranmak' emrinin tabii ki bugünkü karşılıkları da ilmihal düzeyinde çözümlenmelidir. Ama bizim asli görevimiz toplumu vahiy ile uyarmak, pratiği olan ve şahitlik yapacak bir topluluk oluşturmaktır."

 

HAKSÖZ-HABER

 

 

 

 

http://www.ozgurder.org/ sitesinden 19.02.2020 tarihinde yazdırılmıştır.