Sivas Özgür-Der'de "Adab-ı Muaşeret" Semineri
Sivas Özgürder'de bu hafta "Adab-ı Muaşeret" konusu Kur'an/Vahiy perspektifinde ele alındı.

Dernek binasında yapılan dersi Tufan Caymaz yaptı.

Dersin Özeti:

Adab, edepten geliyor. Usanma, usül,yön vb.

Muaşeret ise ilişkiler demek.

Âdâb-ı muâşeret: Topluluk içinde normal davranış şekilleri, insanların birbirleriyle geçinmeleri usûlü; nezâket, terbiye, görgü...

Burada işin lugati ve akademik boyutuna girmeyeceğim.

Kur'an, bizim hayatımızı düzenleyen kitap. Sadece bizim değil gayr-o müslimlerle hatta tüm insanlarla olan ilişkilerimizi de belirleyen kitaptır.

Bugün yaşadığımız hayatta uygulama nasıl? Belirleyici olan nedir? Vahiyle ilişkimiz ne kadar?

Bu konuda pek iç açıcı bir tablo yok malesef.

Üstünlük Kur'an'a göre takvada (sorumluluk bilinci) iken örf, gelenek ve adetler baskın çıkarak asabiyeti ön plana almıştır.

Su-i zan ön plana çıkmıştır. Bibirimiz hakkında tutumlarımız gizliydi araştıran olmamalıyız.

"Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar." (İsra-36)

Evet kardeşler, bu kitap bizim için gerçekten rehberdir, ufuk açan ve her halimizde yardıma koşandır.

"Biz Kur'an'dan, mü'minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'an, ancak zararını artırır." İsra-82

Yine, Nisa 86. ayette selam ve güzelliği buluyoruz:

"Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır."

Selam, herkese ulaşması gereken bir şeydir. Sadece bizden olana değil karşıdakilere de ulaştırılmalıdır.

Müslümanın diğer bir özelliği vakarla yürüyüş. Bunun en güzel örneğini Lokman kıssasında şahit oluyoruz. Lokman'ın oğluna nasihatlerinde "Âdâb-ı muâşeret" in en güzel örneğini görüyoruz.

Vahiy bizi şu ayetle de uyarıyor:

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin." (İsra-37)

Kibir, insanı kemiren bir kurttur. Halbuki Rabbini bilen kendini bilir düsturu ile hareket eden mü'minler yeryüzündeki her varlık için adaplı olurlar. İşte bu ayette müslümanın her varlığa karşı ilişkisini vurguluyor.

Güzel sözle hikmetle davet ise mü'minin özelliğidir. Bunu geri kesime karşı uygulamakla mes'uluz.

"Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever."

(Al-i Imran-159)

Müslümanlar kendi içlerinde merhametli kafire karşı ise serttirler. Bugün baktığımızda inananlar olarak malesef fiiliyatta bunları uygulamıyoruz. Ama bunlar bizi her iki alemde de mutlu edecekse kendinizi sorgulamamız gerekiyor.

Akrabalık ilişkilerinin kuvvetli olması gerekirken gittikçe modern, seküler ve bireyselligin arttığını gözlemliyoruz.

"Öfkeyle kalkan zararla oturur. Keskin sirke küpüne zarar." gibi vecizer bize yumuşak ve sakin olmamızı salık veriyor.

Dostlar, diğer bir adabımız ise söz yani dildir. Sözün silah, kurşundan daha etkili olduğunu hepimiz biliriz. Dil yarası zor geçer hatta geçmez. Onun için mesafeli ve dengeli olmak müslümanla yakışır. İnsani ilişkilerimiz belli bir seviyede ve herkesin durumuna göre olmalıdır. Bu konuda Hz. Peygamberin sahabeye olan iletişimi gerçekten mükemmel.

Resullullah sahabenin mizacına, fıtratına göre davranıyor. Burada bireysel farklılıklara verilen eğitimi görebiliriz.

Kardeşler son olarak şunu belirteyim müslüman kendisine fısıltı veren şeytana yol açmamalıdır. Her daim dikkatli olmalıdır. Müslümanlar bir ümmetir ve kardeşlik sınırlandırılamaz.

Adab-ı muaşeret denilen ailevi, sosyal ve kurumsal hayatın usüllerinde belirleyici vahiydir.

Kur'anın tarif ettiği gibi bunlara uyarsak ıslah ve ihya da daha rahat ve güzel olacaktır.

 

http://www.ozgurder.org/ sitesinden 15.12.2018 tarihinde yazdırılmıştır.