İslam'da Evlilik ve Aile
Akhisar Özgür-Der temsilciliğinde düzenlenen seminer programında İzmir Özgün-Der'den Kemal Songür İslam'da Evlilik ve Aile konusunu anlattı.

Kemal Songür 10 Kasım nedeniyle müslümanların Kemalizme ve ritüellerine karşı hassasiyetlerinin imanlarının gereği olduğunu hatırlatarak konuşmasına başladı. Songür konu hakkında özetle şunları anlattı:

Mü'min ve mü'mine'nin gerçekleştireceği evlilik ve ondan neşet eden aile İslam toplumunun nüvesidir, islamın hakim olduğu bir mekandır, yani "darul islam" modelinin makarrıdır. İslam ile tanış olmayanların gözünde "İslami hayatın/toplumun/yönetimin" neliğine-nasıllığına yönelik soruların cevap bulabileceği ya da ipucu verebileceği modelliklerdir, yani müslümanca inşa edilmiş evlilikler/aileler hayatı kuşanma biçimleriyle ve görünürlükleriyle doğal davetçilerdir, kadın-erkek, ebeveyn-evlat ilişkisinin İslama göre oluşması ve bunun görünürde yansıtılarak örnekliklerin sunulması mü'min ve mü'mine'nin üzerine ertelenemez yükümlülüktür.  Dolayısıyla, güzel örnekliklerin salih amelerimiz, kötü örnekliklerin de seyyielerimiz olarak indallahda karşılık bulacağı tartışmadan varestedir.

Yoktan varedilmiş herşey Allah'ın ayetidir ve O'nun sonsuz kudretinin işaretleridir/delilleridir, tıpkı bunlar gibi sevgi ve merhamet de Allah'ın ayetlerindendir. "Kendileriyle 'sükun bulup-huzurla durulmanız' için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da O'nun ayetlerindendir. Bunda elbetteki düşünen bir kavim için ayetler vardır." (30-Rûm 21)

"İçinizden bekar olanları evlendirin/nikahlayın" (24/32) ayeti ile kadın-erkek halvetine/birlikteliğine nikah ile meşruiyet kazandıran ve "eşlerimizden ve soyumuzdan göz aydınlığı olacak çocuklar armağan et ve bizi takva sahiplerine imam/önder kıl" (25/74) diye dua edilmesi gerektiğini bildiren de Allah'ın ayetleridir. Hz Nebi de; "Ey gençler topluluğu! sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü harama daha çok kapattırıcı, namusu daha çok koruyucudur." buyurmaktadır.

Birbirleriyle sonradan tanışan ve adeta elmanın iki yarısından oluşan bir bütün elma gibi evlilikle bütünleşmeyi sağlayan nikah da Allah'ın ayetlerindendir. Artık iki yabancı tanış olmuş ve hayatı bir bütün olarak kuşanmaya başlamıştır. Hayatın sevincini, kederini/hüznünü, çilesini, huzurunu, özlemini, sevgi ve merhametini birlikte bir bütün olarak kuşanırlar.

Hz. Nebi "Vefa imandandır" buyurmaktadır, vefa imandan sadır olmaktadır ve Allah'a vefası olmayanın kullara vefası beklenemez, eşler arası vefanın olabilmesi için kişilerin önce Allah'a vefası olması gerekir ki, buradan hareketle Allah'ı dikkate alan eşler kendi aralarında vefayı gösterebilsinler.

Evlilik; sevgi/saygı, emek, sadakat, anlayış ve fedakarlık ister ve bütünlüğün devamı buna bağlıdır. Evli çiftler sırdaştır, dosttur, sevincini de hüznünü de varlığı da yokluğu da beraberce paylaşandır.

Biz müslümanların hayata bakışı vahiy merkezlidir, vahyin pratize edilmiş örnekliğini sunan Rasul merkezlidir, hayatımızı da evliliğimizi de buna göre inşa etmek zorundayız.

Eşlerimiz, sırdaşlarımız ve dostlarımızdır olmalıdır demiştik; Hz. Nebi'nin hayatının dönüm noktası, miladı ve muhteşem dönüşümü Hira'da ilk vahyi aldığı andır ve yer/gök kadar ağır olan, hem düşünsel hem eylemsel dönüşümü/değişimi sağlayan bu ağır ve çok zor olan anını ilk paylaştığı kişi sırdaşı/dostu olan hanımı Hz. Hatice'dir. Neden!? Çünkü eşini sevmekte, güvenmekte, değer vermekte ve yaşadığı o muhteşem/zor anı ilk onunla paylaşmak ve dertleşmek istemekte, başını ve gönlünü Hatice'sinin omuzuna/kalbine koymaktadır. Onun ümmeti olduğunu iddia edenler eşlerine karşı bu güveni bu dostluğu bu sırdaşlığı yaşayabilmekte midirler?

Hayatımızın bir yanı olan evliliği ve hayatımızın tümünü insanlığın güzidesi/kılavuzu ve usvetun hasenetun olan Rasulün örnekliğini yol/sünnet edinir isek hem evliliğimizi hem hayatımızın tümünü anlamlı kılabiliriz.

Kendisinden sorulacağımız/sorgulanacağımız Kur'an'dır (43/44), erkeğe/kadına ve evlilik kurumuna nasıl bakmalıyızı yine Kur'an'a sormak zorundayız. Allah'ın indinde üstünlük ne sınıfsaldır/kavimseldir ve ne erkeğin ne de kadınındır, üstünlük sadece takva iledir (49/13).

Allah'ın indinde "kulluk bazında" herkes eşittir (33/35,36) ve kim takvayı kuşanırsa (erkek kadın farketmez) üstün olan odur. Fakat, kimini kimine göre farklı meziyetlerle donattığı için erkek ve kadının birbirlerine üstün olabilecek farklı meziyetleri söz konusudur ve dolayısıyla erkeğin de kadının da farklı meziyetler ile donatan Rabbimiz, her iki cinse de konumlarından ve meziyetlerinden dolayı ve de birbirlerinden faydalanarak hayatı inşa edebilmeleri için farklılıklarıyla uyumlu vazifeler vaaz etmiştir.

"Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde sorumlu gözeticidirler." (4/34)

Her iki cinsin faklı meziyetleri ve birbirlerine üstünlükleri vardır, burada fıtrat temel gerekçedir. Erkek fiziksel olarak güçlüdür, dış hayatın sorumluluklarına karşı mukavemeti vardır, ay hali, doğum ve kadınsı engelleri yoktur, dışarıda saldırıya ve engellenmeye yönelik mahzurlar taşımamaktadır, evin geçimini temin için ve hanenin gözeticiliği için elverişli yaratılmıştır. Kadın ise naifdir, ev işlerine yatkındır, çocukları doğuran ve merhametle/sabırla/şefkatle doyuran ve büyütendir, kadın eşdir, anadır ve çocukların mürebbiyesidir, bütün bunları rahatlıkla yapabilmesi için dışarıdaki "rızkın teminine yönelik" zorlukları kocasına havale etmelidir. Zorunlu ihtiyaca mebni olan durumlarda kadının iffetini koruyabileceği ortamlarda çalışmasının yasaklılığını söylüyor değiliz, çok zor olan hanenin işleri ve çocuk eğitimi/bakımı vs işleri üzerine bir de rızık temininin/sorumluluğunun yüklenilmesinin kadına haksızlık olacağı gerçeğinden bahsediyoruz. Rızık temini-sorumluluğu erkeğe aittir, bu hem fıtrat hem vazifelerin adaletle paylaşımı hem de huzurlu evlilik açısından önemlidir.

Hz Nebi (s.a.v) buyurur ki; "iki kişi yola çıktığınızda aranızdan bir imam/öncü seçin" bu hadis ve fıtrat gerçekliğinden hareketle istişari temelde olan her karar aşamasının bağlayıcısı imam'dır, buradan hareketle ve (4/34) ilahi uyarısı gereği evin imamı erkektir, küçük oluşum olan aile için de büyük oluşum olan devlet için de kargaşanın çıkmaması için imamın/öncünün gerekliliği eşyanın tabiatındandır.

Evin sorumlu gözeticiliğini ve imamlığını erkeğe veren İslam, aynı zamanda Rasulün dilinden erkeğe şunu hatırlatır; "sizin en hayırlınız ehlinize (hanımlarınıza-çocuklarınıza) en iyi davrananızdır"

Aile içinde de toplum içinde de olumsuzluğun kaynağı cinsiyete yani ne kadına ne erkeğe indirgenemez, tıpkı üstünlüğün cinsiyette olmayıp takva da olduğu gibi.

Tahrif olmuş kitapların ve modernist zihinlerin ürettiği gibi "kadın" olumsuzluğun-ahlaksızlığın sembolü ve üreticisi asla değildir.

Kadın maalesef insanlık tarihi kadar eski olan ve yanlış/batıl yüklemenin ve tanımlamanın mağduru olmuştur. "Kadın" ikincil-üçüncül mahluklar olarak görülmüş ve kişiliği gözardı edilip dişiliği ön plana çıkarılarak ezilmiştir-sömürülmüştür.'Kadın" bir şahsiyet olarak sadece Allah'ın dini olan İslam'da onurunu/izzetini kuşanabilmiş ve rolünü hakkıyla icra edebilmiştir.

Özetle; Toplumun yarısını kadınlar oluşturmaktadır, buradan hareketle mü'mine kadınların hayatın içinde kimliğini/kişiliğini/iffetini kuşanarak var olmaları gerekmektedir. Onurun, izzetin, şerefin, ahlakın nasıl olduğuna/olması gerektiğine yönelik elle tutulur/gözle görülür örnekliklerini yansıtmaları gerekmektedir, bunu komşuluk ilişkileriyle, akraba duyarlılıklarıyla, sosyal hayata katılarak (meşru ortamlarda) özgüven ile göstermelidirler. İslami mücadelenin omurgasını oluşturan davet çalışmaları içinde yer almalıdırlar. Eşleriyle yardımlaşarak cehd etmelidirler. Hayata, insana, topluma dokunan ne varsa ilgi alanları olmalı ve hanenin işlerini gözardı etmeden ve de güçleri nisbetinde mücadeleye omuz vermelidirler. Kimlikleriyle mütenasip ve şartlar elverdiğince okumalı, imkan dahilinde üniversite ve ötesine gidebilmelidirler. Mesela; tıbbiye, edebiyat, sosyoloji, eğitim, tarih, ilahiyat v.s ilim alanlarına dahil olabilmeyi düşünebilmelidirler.

Vahiy, evliliğin neliğine/nasıllığına yönelik hudutlarını bildirmiştir, erkek ve kadını tanımlamıştır, nerde/nasıl durması gerektiğini vaaz etmiştir, müslüman erkek ve kadınların birbirlerine güvenilir dostlar/yardımcılar olduklarını ve hatta 24/61 ayetinin gölgesinde aynı sofrayı ister birlikte ister ayrı ayrı paylaşabileceklerini beyan etmiştir.

Seminer programı sorulan soruların cevaplanması ile sona erdi.

p_20181110_204258.jpg

 

http://www.ozgurder.org/ sitesinden 19.06.2019 tarihinde yazdırılmıştır.