Toplumsal Cinsiyet Kavramı Bağlamında İslamî Kimlik ve Yozlaşma
Özgür-Der İzmir Şubesi Alternatif Eğitim Seminerleri’nin bu ayki konuğu, Özgür-Der Eski Genel Başkanı Sosyolog Hülya Şekerci oldu.

Hülya Şekerci, "Toplumsal Cinsiyet Kavramı Bağlamında İslamî Kimlik ve Yozlaşma" başlıklı sunumunda özetle şunları anlattı:

Allah bizi kadın ve erkek olarak yarattı ama toplumun ve kültürün biçtiği roller var. Buna toplumsal cinsiyet diyorlar. "Erkek gibi kadın" sözü aşağılama içerirken, "kadın gibi erkek" sözü yüceltme barındırıyor.

Bir deney yapılıyor; katılımcıların hepsine aynı makale okutuluyor. Yarısına makaleyi bir erkeğin yazdığı, diğer yarısına ise bir kadının yazdığı söyleniyor. Yazarın erkek olduğunu öğrenenler makaleyi olumlarken, kadın olduğunu öğrenenler ise makaleyi olumsuz buluyor. Doğan Cüceloğlu, bu durumun önyargılardan kaynaklandığını söylüyor.

Toplumsal cinsiyet kavramını feministler çok kullanır. Yüzyıllardır kadınlar pek çok kültürde ve coğrafyada aşağılanmış, hor görülmüş. Bunu biz de reddediyoruz. Feminizmin ilk çıkışı ise çok farklı. Eşit işe eşit üret isteniyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu taleplerin dillendirildiği eylemlerde çıkan yangında ölen 120'den fazla kadının anılması olarak ortaya çıkıyor. Şimdi ise tüketim kültürünün bir parçası.

Fransız Devrimi'nde bile, "Giyotinde kadın erkek ayırmıyorsanız siyasette de ayırmayın. Biz de siyasete katılmak istiyoruz" diyen kadınların sonu giyotin oluyor.

Kadını bu şekilde aşağılayan görüşte dinin rolü çok büyük. Aydınlanma, reform hareketleri Kilise'ye karşı ortaya çıkıyor. Batı'da cadı avları vs. ilk olarak kadına yönelik gerçekleştiriliyor.

Bu konular bize niye girdi? Deizm propagandası yapan siteler, kadın konusuna çok eğiliyor. Bunların sorularını, kadını elmas olarak açıklayan dinî görüşlerle cevaplayamayız. Eski eserler bunları karşılamıyor. Kur'an, sünnet merkezli ve adalet ile yaklaşmalıyız.

Modernizm ile birlikte her şey altüst oldu. İnsana, doğaya, tarihe nasıl baktığımız allak bullak. Sömürgeciler, sömürgecilik döneminde sömürüp gitti. Şimdi ise zihinlerimiz sömürgeleştirildi. Çocuklarımızın zihinlerine girildi. Örtünme, namaz, imam hatibe gönderme zorlaştı. Topraklarımız değil, zihinlerimiz işgal altında. ABD, Afganistan'a girerken "Kadını kurtarmaya gidiyoruz" diyor. Clinton, Suudî Arabistan'a "Peygamberiniz yaşasaydı kadınların araba kullanmaya hakkı olurdu, hatta şirket yöneticisi de olabilirlerdi" diyor. Bütün bunlar maalesef gerçek zira devraldığımız gelenek, çok sorunlu bir gelenek. Rasulullah, kadınlara karşı bugünkü deyimle pozitif ayrımcılık uygulamıştır. Kıble ayeti indiğinde, o an mescidde olanların %40'ı kadındı. Sadece kadın konusunda değil, her konuda öyle.

Kadın konusu o kadar zor bir konu ki, öyle konuşmayla falan da hallolmaz aslında. Modernizmi gören, din diye Rasulallah'ın mücadele ettiği feodal geleneklere sarılıyor. Hadis kitaplarında hadis diye yer alan "Kadına sor, tersini yap" sözü aslında Arap atasözü.

Modernizm ve tarihselilik Kur'an'ı fonksiyonsuzlaştırıyor.

Modern çağda Müslüman erkek, kadın, aile nasıl olunur ve nasıl sahih bir duruş sahibi olunur üzerinde durmalıyız.

Kadın mücadelesine karşı bu gidişle erkek mücadelesi ortaya çıkacak; hatta yer yer çıktı da.

Kadın ve erkeğin birbirini tamamlaması kültürden kültüre değişebilir ama feminizmin dediği kadar da farklı değildir.

Bu sorun, bomba gibi patlamaya hazır bir sorun.

Erkekler annesi, kadınlar babası gibi eş istiyorlar.

Gelenek ile modernizm/feminizm arasında kalmayan bir kimlik lazım.

Eşine isyan eden Firavun'un eşi ile, eşine isyan eden Hz. Nuh'un eşi. İkisi de eşine isyan etmiş ama nedenlerine ve sonuçlarına bakmak lazım.

 

http://www.ozgurder.org/ sitesinden 16.09.2019 tarihinde yazdırılmıştır.