Merhamet ve Adalet Dengesinde “Hukukun Değeri” Paneli Gerçekleştirildi
Özgür-Der’in  düzenlediği “Adalet ve Merhamet Dengesinde, Hukukun Değeri” başlıklı panele Bahadır Kurbanoğlu ile Bekir Berat Özipek konuşmacı olarak katıldı.

Özgür-Der tarafından düzenlenen siyasal-sosyal panellerinin ikincisi olan; "Adalet ve Merhamet Dengesinde, Hukukun Değeri" başlıklı panel, Mehmet Alagöz'ün moderatörlüğünü yürüttüğü;  Bekir Berat Özipek ve Bahadır Kurbanoğlu'nun konuşmacı olduğu program ile Ali Emiri Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

fatih-20181117-04b.jpgModeratör Mehmet Alagöz'ün, konuşmacıları tanıtmasının ardından konuya dair kısa bir girizgahta bulunması ile panel başladı. Alagöz; zor ve bir o kadar önemli bir konu adalet ve merhamet. Özellikle her on yılda bir muhtıra veya darbenin yapıldığı bir ülkede yaklaşık iki buçuk yıl önce de 15 Temmuz darbe girişimine sahne olundu. Bir yandan darbecilerle hesaplaşmak için mücadele içerisinde olunurken bir yandan da on binlerce kişi kamu kurum ve kuruluşlarından ihraç edildi bu ülkede. PKK, DAEŞ gibi örgütlerle hem yurtiçinde hem de yurtdışında mücadele edilen bir süreçte, şöyle cümlelerle çok sık karşılaşıyoruz. Deniyor ki; "Zalime merhamet edilmez, Acırsan acınacak hale gelirsiniz" gibi ancak biz şöyle bir gelenekten geliyoruz: Adalet mülkün temelidir, herhangi bir kişiye olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, güçlünün hukuku değil hukukun gücü gibi aslında bizim temel şiar edinmemiz gereken başkaca prensiplerde var. Dolayısıyla bizim böyle bir ortamda adaleti, merhameti ve hukuku konuşmamız biraz da zorunluluk barındırmakta. Çünkü toz duman içerisindeki bir ülkede bir yandan mücadele edeceksiniz öte yandan da, adaletten ve merhametten de ayrılmayarak hukukun gereğini yerine getirmemiz gerekiyor. Biz OHAL'i yaşadık, KHK'ları gördük, bununla beraber benimde sıkı bir şekilde takip ettiğim şehit ve gazi yakınlarının Davaları da devam ediyor; bu süreç uzadıkça da uzuyor çünkü sürekli yeni operasyonlarla teröristler yakalanıyor, soruşturuluyor, yargılanıyor ve ceza alıyor. Öte yandan da Bylock, Mor Beyin gibi yazılımlardan dolayı suçlanan, haklarında iddianameler düzenlenen, 11.480 kişinin bu olaylarda Bylock mağduru olduğu ortaya çıktı. Biz hukuk devletinin önemine ve gereğine inanıyoruz. Ama adil olmayan, merhametli olmayan yasa devleti zorba bir devlet haline dönüşüyor. Bunun olmaması için de bizim şahitliğimiz gerekiyor. Bu bizim dinen de gerekliliğimiz. Ülkede sistemin yeniden dizayn edildiğini ve bir temizlik operasyonu yapıldığını hepimiz görüyoruz. Ancak bunların hiç biri haksızlığı, hukuksuzluğu haklı ve meşru kılmıyor. Masumlarla suçluların ayrılması, hiçbir kimsenin haksızlığa uğratılmaması ve suçun şahsiliği halinin de unutulmaması gerekiyor. Bizler şehit ve gazi yakınlarının davalarında suçluların en ağır hallerle yargılanmasını hedeflerken bir yandan da masumların ayıklanması gerektiğini savunuyoruz. Geçmiş dönemlerde Balyoz ve Ergenekon davaları sürecinde masumların ve suçluların bir arada yargılandığını ve hak ihlallerinin olduğunu da gördük. Benzer süreçleri yaşamamamız gerekiyor. Bir masuma yapılan haksızlığın tüm topluma yapıldığını ve bu haksızlığın çürümeye neden olduğunu unutmamamız gerekiyor.  Bu konunun toplumda konuşulmaya pek cesaret edilmediğini de belirten Mehmet Alagöz, sözü konuşmacılara bıraktı.

fatih-20181117-03b.jpgİlk konuşmacı olan Bekir Berat Özipek, konuşmasına yakın zamanlarda izlediği bir filmden alıntı yaparak başladı: "Ben doğduğumda dünya çok daha basit bir yerdi", Özipek konuşmasına şöyle devam etti; Gerçekten de başlangıçta her şey çok netti. Türkiye siyaseti 2000'li yıllarda büyük bir kırılma yaşadı. Değişim dönüşüm aşamasında DP ve ANAP'ın ardından üçüncü büyük ivme gerçekleşti. Olumlu anlamda bir kırılma dönemi yaşandı bu süreçlerde. Bir tarafta Kemalist oligarşi vardı, bir tarafta da oligarşinin mağdur ettiği kesimler vardı. Görüntü bu açıdan oldukça netti. Alt-orta sınıfların yıllarca süren; özgürlük, eşitlik, adalet mücadeleleri ve arayışları söz konusuydu. Bu değişim dönüşümün getirdiği nokta da Adalet ve Kalkınma Partisi, arayışların temsilcisi oldu. Ancak bugün daha çok siyah ve beyazın iç içe geçtiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu yüzden işimiz biraz daha zor açıkçası. Einland'ın "Siyah ile beyazın bir birine karışmasından siyah kazançlı çıkar" sözünü aktaran Özipek, Müslümanlar içinde fitnenin en kolay üreyeceği dönem işte böyle dönemlerdir. Böyle dönemlerde kutuplaşmanın, taraflı bakış açısının, tek bir pencereden bakarak sorunu çözdüğünü zannetmenin daha çok yapıldığı olur. Ak Parti ile beraber çok şey değişti ilerlemeler, gerilemeler oldu. Başlı başına 16 yıllık hükümetler süreci bile dönemlere ayrılabilir oldu. Bunun yanında dünyada değişti. Küresel ilişkiler de değişime uğradı. Bu yüzden son birkaç yıla bakarak da toptancı yorumlar yapmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Türkiye de yaşanan bütün haksızlıklara, kolektif cezalandırmalara, hukuksuzluklara, eleştirilere rağmen Ak Parti'nin toplum nezdinde kabul görmesinin kendine has rasyonalitesi var. Alternatiflerinin umut vermediği, çok uzun süreçte uzun uğraşlar sonucu elde ettiği kazanımları başka bir iktidar eliyle geriye götürme riskini göze alamaması gibi durumların varlığı toplumun büyük bir kısmını diğer partilere doğru kaydırmamakta. Bu da anlaşılabilir bir korku çünkü alternatiflerinin değiştiğine dair de herhangi bir gerçeklik belirtisi bulamıyor toplum. Dünyadaki hiçbir iktidar kendisinin her gün eleştirilmesine bayılmaz dolayısıyla iktidarın böyle bir tabiatı olduğunu görmeliyiz, diyen Özipek Türkiye'de yaşanan Suriyelilere karşı yürütülen propagandalar ve yolsuzluklar adı altında sürekli gündemleştirilen, muhalefet partilerinin dezenformasyonlarına dair bazı somut örnekler sunduktan sonra; Hükümetlerin neredeyse tamamında görülen demir kanun olarak adlandırılan oligarşik yapılanmaların varlığının büyük bir sorun olduğuna da değinerek hükümetlere karşı doğru pozisyon alınması gerektiğini şu cümleler ile aktardı; Eleştirel perspektifi korumak oldukça önemli. Yani, iktidara her zaman muhalefet edilebilir ancak esas olarak iktidara doğru söyleyecek, doğru eleştiriyi yapabilecek bir yerde konumda durabilmek. Yapılan eleştirinin doğru olup olmaması ikinci meseledir. Ancak burada önemli olan pozisyon olarak doğru bir konumdan iktidara seslenebilmektir. İktidar ile arasındaki mesafeyi koruyabilmek başat faktördür. Hukuki olarak da isnat edilen her şeyin öncelikle bir değerlendirilmesi yapılabilmelidir. Tek bir bakış açısı ve otorite ile olayların anlaşılması çözülmesi beklenmemelidir. Türkiye de yaşanan gündemimizde yer alan bir çok haberin hukuki haksızlıklarının boyutunu örnekler ile aktaran Özipek; İsterlerse farklı kesimlerden olsun bu eleştiri, haksızlığa, hukuksuzluğa dair dile getirilen eleştirilerin dinlenilmesi ve çözüme vardırılması gerekmektedir. Bekir Berat Özipek konuşmasının şu cümleler ile sona erdirdi: "Galiba ilerleme denen durum her zaman ileriye doğru düz bir çizgi şeklinde olmayabiliyor, kimi zaman zikzaklı, kimi zaman dairesel bir süreç olarak gerçekleşiyor. Bu yüzden ümitvar olmaya devam etmeliyiz."

Moderatör Mehmet Alagöz değerlendirmesini yapması için sözü Bahadır Kurbanoğlu'na verdi.

Bahadır Kurbanoğlu sözlerine şöyle başladı: Geçmişinde gözaltıları kısaltan, OHAL'i kaldıran bir partiden bahsediyoruz ki o zamanlar da AK Parti kurmaylarının söylediği sözlerde insanın aklına ister istemez geliyor; doğru şeylerdi güzeldiler, iyi de yapılmıştı. Ancak sarf edilen dış tehdit var, terör sorunu var gibi gerekçelerin varlığı bugünde kullanılır oldu. Şimdi de fatih-20181117-05b.jpgaynı şeyler konuşularak OHAL gerçekleştirildi ve süresi sürekli uzatıldı. Hanım Tosun, Cumartesi Annelerinden birisiydi. Eşini 1995 yılında kaybetmiş ve bunun arayışı içerisindeydi. Dava AİHM'e gidiyor ve hak mahrumiyeti gerçekleşmiştir denerek AİHM tarafından çok çabuk bir şekilde sonuçlandırılmıştı. AK Parti de o zamanlar bu olaylar eski Türkiye'nin sorunudur denerek desteklemişti. Bu 2004 yılında gerçekleşmişti. Ancak aynı olay tekrar nüksederek, otoriterleşmenin de getirdiği bir cebirle 2018 yılında karga tulumba bir halde tutuklanıyor Hanım Tosun sırf yasadışı gösteri yapmaktan. Oysa birkaç sene evvelinde yasaklar geriletilmiş, özgürlüklerin önü açılmıştı. En önemlisi de vesayet geriletilmişti. Biz 15 Temmuzdan sonra sürekli bir kelimeyi duyar olduk; "haklı sebepler", aslına bakarsanız evet haklı sebepler de azımsanmayacak kadar çok var. Ancak bu durum adeta süreklilik haline getirilmiş bir bahaneye dönüştü. Bugünkü bu konuşmayı gerçekten çok önemsiyorum. Çünkü geçmişte hukuka, yargıya dair büyük bir sistem sorunu var ve bu geçmişte de vardı şimdi de var. Yargıya hâkim olan ya da muktedir olanlar her zaman kendi yapısını temerküz ettirir. Ancak bu doğru veya olması gereken değildir. Adaletin gözetilmesi daha elzemdir diye aktaran Kurbanoğlu; Merhamete; ihsan ve aff konularının dadâhil edilmesi gerektiğini belirtti. Kurbanoğlu konuşmasına şöyle devam etti; Düşmanına, hasmına da olsa kanlı bıçaklı olunsa bile adaletsiz ve merhametsiz davranılmaması gerekir, bütün yaşanılanlar intikam duygusu içerisinde devam ettirilmemelidir. Sorunların çözümüne bu yollarla ulaşamayız. Bylock konusunda yaşanılan bazı sorunlarda şu noktaya değinen Kurbanoğlu; Yagıtay'ın almış olduğu kararda Bylock konusunda "İçeriğe de Bakılmalıdır" ibaresine işlerlik kazandırılmadan adaletsizlikler, merhametsizlikler 1-1,5 sene kadar devam ettirildiler. Bu adaletsiz ve merhametsiz yaklaşımlarda bence en büyük pay sahiplerinden biriside medyaydı. Halada öyle. Diyen Kurbanoğlu medyanın yaşadığı ve yaşattığı sıkıntıları şu cümlelerle aktardı dinleyicilere; Emine Şahin'in bir provokatör olduğunu bas bas bağıran bir medya, Osman Kavala'nın yaşadığı asılsız suçlamaların tetikçisi konumunda olan bir medyanın gerçek hüviyetini kaybettiği düşüncesindeyim. Daha onlarca haksız yere atılmış iftira, lekeleme, gerekçesiz suçlamaların müsebbibi konumunda olan bir medyadan bahsediyoruz. Yaşanan onca haksızlıkların savunucusu konumunda yer alıyor bu medya düzeni. Medyanın siyasal konjonktürün gereği olarak aldığı konumun tutarsız ve dengesiz bir otoriterleşmeyi de beraberinde getirdiğini görüyoruz. Mahkeme olmadan medya kendisini yargının yerine koyarak itibar infazını gerçekleştiriyor. Suçsuzluk karinesi basın tarafından defalarca ihlal edildi. Basın bireylerin haklarını ihlal ediyor örneğin; fotoğraflarda blularma işlemi yapılmadan suçsuz insanların bile suçlu başlığı altında basın organlarında yayınlanması, isimlerin baş harflerini kullanmak yerine isimlerin tamamı kullanılarak henüz yargılaması yapılmayan insanların suçlu yaftası ile neredeyse her gün basın mecralarında yayınlanması gibi hak ihlallerini yapmaktalar. Basının haksızlıklarda oynadığı role dikkat çeken Bahadır Kurbanoğlu sözlerini şu cümleyle sonlandırdı: Haksızlıkların bizi götüreceği iyi bir nokta beklemek, tabiatın kanuna aykırıdır, bu yüzden haksızlıkların bir an önce önüne geçilmeli ve merhamet ile desteklenmiş bir adalet sistemi işletilmelidir.

Konuşmacıların ikinci bölümde katılımcılardan gelen soruları cevaplamaları ile beraber program sona erdi.

fatih-20181117-02.jpg

fatih-20181117-06.jpg

Haber ve Fotoğraf: Fatih Demir

 

http://www.ozgurder.org/ sitesinden 23.08.2019 tarihinde yazdırılmıştır.