Özgür-Der Ereğli: "28 Şubatın Failleri Cezalandırılsın!"

Özgür-Der Ereğli Temsilciliği gerçekleştirdiği basın açıklaması ile 28 Şubat darbesinin failleri cezalandırılmadıkça, bu zulmü ifşa etmeye devam edeceklerini açıkladı.

Özgür-Der Ereğli temsilcisi Davut Çevik giriş konuşmasında şunlara değindi:

“28 Şubat İslâmî duyarlılıkların, toplamdaki görünür yüzünün engellenmesine dönük tahakkümcü bir anlayış. Darbeler geleneğinin bir halkası, Askeri vesayet sisteminin yansıması, Hayatın her alanında İslâmî duyarlılıklara karşı girişilen bir savaştır. Bizler tarihimizi unutmadık unutmayacağız. Genç kuşaklara habersiz nesillere yapılan bu zulmü sonuna dek aktarmaya devam edeceğiz.”

Daha sonra söz alan dernek yöneticisi Kenan Ersot ise şunları söyledi:

“17 yıl önce İHL'de okurken bu darbenin en sıcak yüzüne bizzat şahit olduk. Panzerleri ilk kez okulumuzun önünde gördük. Üniversitede okuduğumuz yıllarda da bu yasakçı zihniyetin her turlu dayatmasına şahit olduk. Bugün de gezi parkı olaylarında açığa çıkan darbesever anlayış Kabataş’ta İslami kimlik sahibi başörtülü bir bayana yapılan saldırıda yüzünü gösterdiği gibi 17 Aralık operasyonunda da islami şahsiyet ve kurumları hedef alarak gerçek yüzünü göstermiştir. Bizler müslümanlar olarak inançlarımıza yapılan her turlu saldırının karşısında olacağız. Bu amaçla kamuoyuna dönük faaliyetlerimize devam edeceğiz.”

Daha sona 28 Şubatta başörtüsünden dolayı Boğaziçi Üniversitesinden atılan dernek üyesi İlknur Çevik basın açıklamasını okudu:

Basın Açıklaması Metni:

28 ŞUBAT ZORBALIĞININ HESABI SORULACAK!

İnsan onurunu ayaklar altına alan, adalete ve özgürlüğe düşman silahlı cuntanın, darbeler zincirine bir halka olarak eklediği, tanklarla sisteme balans ayarı yapılan, siyasi iktidarın tehditlerle işlemez hale getirildiği, yargının militarist baskıların kılıcına dönüştürüldüğü bir sürecin, 28 Şubat adı verilen kirli, karanlık dayatmanın 17. yıldönümündeyiz.  Türkiye halkının hiç de yabancısı olmadığı asker-sivil cuntaların "Topyekûn Savaş" naraları atarak bütün
bir ülkeyi karanlığa boğduğu önemli bir tarihtir 28 Şubat!

Askeri Bürokrasinin brifing ve andıçlarla yeniden organize edip savaş durumuna soktuğu sermaye, yargı, siyaset, üniversite ve medya kesimleri eliyle "irtica ile mücadele" adı altında İslami değerlere ve halka karşı yürütülen bir seferberlik sürecidir 28 Şubat darbesi. MGK kararlarıyla Kırmızı Kitap'ta "İç Düşman" ilan edilen İslami duyarlılık sahibi geniş toplum kesimlerinin öncelikle okul ve kamu kurumlarından tasfiyesi hedeflendi. Ardından İmam Hatip Liseleri, ilahiyat fakülteleri, Kur'an kursları, cami, dernek ve vakıflar üzerinde bir abluka oluşturuldu. Milli Askeri Stratejik Konsept doğrultusunda bütün vatandaşların ancak Türkçü, Atatürkçü ve laik bir hayat tarzını benimsedikleri oranda makbul ve muteber vatandaşlar olarak kabul edileceğine ilişkin Psikolojik Harekât planları yürürlüğe sokuldu.

Hafızamızı tazelemek açısından 28 Şubat darbe sürecinde ve sonrasında neler olduğunu hatırlamakta fayda var:

-Kardeşlerimizin inançları gereği taktıkları başörtüsü, çağdışı ilan edildi ve hiçbir yasal dayanağı olmadığı halde yasaklandı. Kamusal alan yalanıyla on binlerce kardeşimizin hakkı gasp edilmiş oldu.

-Halkın yokluklar içinde yaptırdığı İmam-Hatip okullarının orta kısımları kapatıldı; üniversite sınavlarında katsayı engeli koyularak çocuklarımıza karşı apaçık bir ayrımcılık uygulandı.

-Kur'an eğitiminin önüne yaş engeli koyuldu ve çocuklarına dini eğitim veren masum insanlar suçlu gibi gösterildi.

-Kur'ani bir kavram olan ve bizim dünya Müslümanlarıyla kardeşliğimize işaret eden "ümmet" kavramı ve algısı bölücülük olarak algılandı.

-Bir takım insanlar ekonomik krize sebep oldukları dönemlerde dahi servetlerine servet katmaya devam ettiler.

-Genelkurmay'dan medyaya irtica brifingleri verildi ve bu brifingler dönemin sivil (!) gazetecileri tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı.

-Genelkurmay'dan hâkim ve savcılara brifingler verildi.

-Türkiye'nin birinci partisi Refah Partisi, "laik cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı olduğu" iddiasıyla kapatıldı.

-Batı Çalışma Grubu, subayların eş ve çocuklarına istihbarat toplama görevi verdi.

-Emniyette irticai kadrolaşma(!) yakın takibe alındı. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan muhafazakâr insanlar fişlendi

-Ders kitaplarında evrime dönüş için çalışmalar başlatıldı.

-Sivas davasında, DGM 33 kişiye idam cezası istedi.

-İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanı R. Tayyip Erdoğan, Diyarbakır DGM tarafından şiir okuduğu için 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

-100 bin öğretmen açığı olan Milli Eğitim Bakanlığı, 3 bin 500 öğretmeni başörtülü oldukları için görevden aldı.

-3 yılda 626 TSK mensubu ordudan ihraç edildi. Büyük çoğunluğunun gerekçesi 'irtica' idi.

-Diyanet, camilerde okuttuğu hutbe ile TSK aleyhindeki propagandalara
dikkat çekti: "TSK, peygamber ocağıdır" dedi.

-İstanbul Valiliği, deprem mağdurlarına yardım eden Mazlum-Der ve İHH gibi sivil kuruluşların hesaplarına el koydu.

-Malatya'da başörtü yasağını protesto eden 76 kişi Malatya 1 no'lu DGM'de idam istemiyle yargılandı.

-Kur'an-ı Kerim'in 12 yaşından önce öğrenilmesi DSP, ANAP ve MHP oylarıyla yasaklandı.

-Org. Kıvrıkoğlu  "28 Şubat, bin yıl sürecek" mesajını verdi.

-Milli Eğitim Bakanlığı özel okullarda da kız ve erkek öğrencilerin karma eğitim yapmasını kararlaştırdı.

-Bölücü ve irticai televizyon ve radyo yayınlarının arttığına dikkat çeken askerler, denetim için RTÜK yasasında gerekli değişikliğin yapılmasını ve yaptırımların artmasını istediler.

-TÜSİAD Raporu'nda İHL'lere kız öğrencilerin alınmaması ve nüfus cüzdanlarından din hanesinin kaldırılması istedi.

-Harp Akademileri Komutanlığınca hazırlanan kitapta "İrticaya karşı yeni bir Kurtuluş Savaşı" başlatılması gerektiği iddia edildi.

-İçişleri Bakanı Başeskioğlu, 300 belediye başkanı hakkında soruşturma başlattı. İçişleri Bakanlığı 80 ilin valisine bölücü ve irticai faaliyetlerle mücadele için yeni ve sert talimatlar gönderdi. Vakıf yöneticilerinin evlerine seri baskınlar düzenlendi. Vakıf yöneticileri gece yarısı ev baskınları ile Emniyet'e götürülerek sorgulandı.

- İslami talep ve değerlere savaş açıldı; toplumsal kesimler birbirlerine karşı kışkırtıldı.

-Silahlı Bürokrasi bir yandan da bankaların içini boşaltmayı, yönetim kurullarındaki generaller eliyle kamu kaynaklarını soyup soğana çevirmeyi, mafya ve çetelerle girişilen işbirliği sayesinde haraç, kumar, uyuşturucu ve fuhuş organizasyonlarını da darbe sürecinin selameti açısından koruyup kollamayı ihmal etmedi.

Ülkeyi bin yıl sürecek bir karanlığa mahkûm etmek isteyen despotik zihniyetin temsilcileri halktan yedikleri tokatla tarihin çöplüğüne atılmış haldeler ama yol açtıkları kirliliğin kalıntıları hala bir biçimde hayatımızı etkilemeye, önümüze türlü engeller çıkartmaya, mağdurlar üretmeye devam ediyor. Bizler inancımızın önündeki yasakların ve darbe girişimlerinin engellenmesi için yapılan her çabanın yanında olacağımızı duyuruyoruz.1913 Bab-ı Ali baskınından tek parti diktatörlüğüne, 60 ihtilalinden 71 muhtırasına, 82 darbesinden 28 Şubat postmodern darbe sürecine, Sarıkızdan Ay Işığına, Balyoz darbe planlarına, kim tarafından kime karşı yapılırsa yapılsın bütün darbe ve muhtıralara karşı olduğumuzu bir kez daha kamuoyuna deklare ediyoruz.

Pervasız bir şekilde yapılan hukuksuzluğun yol açtığı ve geniş halk kitlelerini etkileyen mağduriyetlerin hesabı sorulmalıdır. Tam da bu noktada umutlarımızı artıran gelişmeler yaşandığını düşünürken, 28 Şubat darbesinin yargılanmasını sevinçle karşılamışken, sürecin tersine dönmesi ve İslami duyarlılık sahibi kesimlere kan kusturan, hayatı zindan eden darbecilerin teker teker serbest bırakılmaları elde edilen kazanımların yeniden elden çıkacağı endişesini uyandırmıştır. Bizler, sürecin tersine dönmesi bir kenara sorgulamanın sadece asker kanadıyla sınırlı kalmaması gerektiğini sivil ayağının, yargı ve medya ayağının da sonuna kadar sorgulanması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Hayatlarımız üzerinde oyun oynayanların ellerini, kollarını sallayarak, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyor oluşları, yaptıklarının yanlarına kar olarak kalacağı düşüncesi gelecekte muhtemel darbe düşüncelerine fırsat tanımak anlamına gelecektir. Biz unutmayacağız ve asla unutturmayacağız. Müslüman kesimler üzerinde oynanan oyunları, mağduriyetleri ifşa etmeye ve sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz. 28 Şubat bin yıl sürecek diyen zihniyetin tamamen yok olması için gerekli sürecin takip edilmesi noktasında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.  Darbecilerin medya ve iş çevrelerindeki ortaklarının o süreçte hortumladıkları ve tamamı bu fakir halkın cebinden çıkan onlarca milyar dolarlık zararın hesabı verilmelidir. Başörtülü olduğu için hastane kapısında ölüme terk edilen, çalıştığı işinden olan, okulunu bitiremeyen insanlar darbecilerden hesap sorulmasını istiyor.

Laiklik elden gidiyor, Cumhuriyet'in kazanımları tehlikede" çağrısıyla; yargı, üniversiteler, iş dünyası, sendikalar ve medya devreye sokularak darbe çığırtkanlığı yapanlar, karanlık mahfillerde fabrikatörler, uyuşturucu kaçakçısı Kalkancılardan şeyh, Aczimendilerden irtica bölükleri imal edenler, Encümen-i Daniş'te karar alanlar, MGK toplantılarında rüzgâr estirenler bu gün görüyoruz
ki terör örgütlerinin birer neferi durumundadırlar. Bir cinayet, provokasyon ve terör karargâhı olan bu örgütlerin hala koruyuculuğuna, avukatlığına soyunma yüzsüzlüğünü gösterenler, 6 kez gidip 7 kez gelmesiyle övünen, senfoni dinlemeyi, "İşte çağdaş Türkiye" diye alkışlayarak bir postmodern darbeye önayak olanlar, devlet arada bir rutin dışına çıkabilir diyenler, bu dünyada adaletten yakalarını kurtarsalar bile, bin yıl da yaşasalar Allah'ın gazabından kurtulamayacaklardır.

Bugünlerde de medya, sermaye ve küresel güç odaklarını kullanarak, Müslümanların sosyal hayattaki imkanlarını artırmasının önüne dikilmek isteyenler, tıpkı 28 şubat günlerindeki kirli yüzlerini göstermektedirler. İslami yaşam tarzına olan tahammülsüz, saldırgan, tahakkümcü tavrı, gezi parkı olaylarında Kabataş'ta başörtülü bir anne ve çocuğuna yapılan vahşi saldırılarda da gördük. Bu ibretlik olayda, Vandalların saldırısına uğrayan kardeşimiz adeta suçlu, Vandallar ise mağdur durumuna getirilmek istendi. Söz konusu islami kimlikli bir şahıs olunca kin ve nefretlerini en galiz şekilde ifade etmekten çekinmeyen bu pervasızları,28 şubat ruhundan tanımaktayız. Yine aynı şekilde 17 Aralık operasyonu ile tezgahlanmak istenen, islami kuruluşların baskı altına alınarak karalanma kampanyasının da aynı mahfillerin eli ile hazırlandığının farkındayız. Bugün başta Suriye olmak üzere, müslüman coğrafyalardaki kardeşlerimize yardım eli uzatan, kamuoyu oluşturmaya çalışan islami şahsiyetler terör yaftası ile kirletilmeye çalışılmaktadır. Medya, küresel sermaye, yargı gibi güç odaklarını, planlarının vurucu gücü olarak kullanmaya çalışan darbeciler, sahneye koymak istedikleri tüm bu oyunların karşısında biz Müslümanları bulacaktır. Onların bir hesabı var ise, Rabbimizin de bir hesabı var elbette! Müslümanların inançlarına, değerlerine hayat hakkı tanımayanlarla mücadele etmek, Rabbimizin bize yüklediği en önemli sorumluluktur.

Adalet için, gelecek nesillerin daha sağlıklı bir ülkede büyümelerinin sağlanması için bu kirli, paslı zinciri bir an önce kırıp atmak şarttır. Bu doğrultuda başta 28 Şubat dayatmasının planlayıcısı askeri şefler olmak üzere, bu süreçte ve sonrasında çeşitli biçimlerde cuntacılara hizmet etmiş tüm sorumluların, sivil bürokratik, yargı ve medya ayağının da içine katılarak  hak ettikleri cezayı almalarını talep ediyoruz. Adaletten yana herkesin zihninde kara bir leke olarak hatırlanacak böyle önemli bir tarihin yıldönümünde darbe rejimine de, İslam'ı bireysel ve toplumsal hayattan silme zorbalıklarına da karşı çıkıyoruz! Bizler buradan darbecilerin karanlık uygulamalarına, hukuksuzluklarına, ideolojik eğitimlerine ve baskılarına asla teslim olmayacağımızı, vahyin aydınlığında ve Resullerin örnekliğinde ömrümüzün son anına kadar direnmeyi hayat tarzı haline getireceğimizi ilan ediyoruz. Tevhid, adalet ve özgürlük taleplerimizden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. 28 Şubat'ı Bin yıl sürdürmeye çalışanlar, karşılarında binlerce yıl sürecek İslami bir direnişi bulacaklardır.