27.03.2008 21:01
Son Dönem Öncü Mümin Hanımlar
Yazı boyutunu büyütmek için : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Beykoz Özgür-der de her ay yapılan "Hanımlara Yönelik İslami Eğitim Çalışmaları" adı altındaki seminerler dizisinin bu ayki konusu "Son Dönem Öncü Mümin Hanımlar"dı.

Sunumları Haksöz dergisi yazarlarından Gülsüm Alpay ile Kevser Çakır yaptılar. Katılımın yoğun olduğu gözlenen seminere ilk konuşmacı olarak Kevser Çakır başladı. Konuya, son dönem için örnek ve önder kadın bulmakta zorlandıklarına değinerek giriş yapan Çakır, konuşmasını şöyle sürdürdü: " Son dönem niçin önemli? Öncü olmak ne demektir? Kadına yaklaşımlar nelerdir? İslam dünyasındaki kadın öncülüğünün çok belirgin ilişkin olmamasının sebepleri nelerdir? Türkiye'deki Müslüman Hanımlardan bahsederken göz önünde bulundurulması gereken nedir? Son dönemden kastedilen nedir? Son dönem olarak bahsettiğimiz dönem, Batı'nın Rönesans, reform, karşı-reform sonucunda elde ettiği sanayi ve endüstri gelişmişliğinin (yayılmacı ve sömürgeci anlayışının) İslam topraklarını ilgi alanına almasıyla birlikte, 19.yy' ın ortalarında fiili işgallerle başlayan dönemi kapsar.  Bu dönem Batı'nın sosyal-siyasal ve ekonomik anlamda Doğu'yu, özelde de İslam coğrafyasını  "yeniden şekillendirme" çabası olarak telakki edilebilir. Batı bu çabaya yer yer "Doğu Sorunu" da demektedir. Bu yüzden dönem itibariyle Müslümanlar, bu sömürgeci ve organize "yeni düşmana" karşı mücadeleyi her alanda vermek zorunda kaldılar. Böylece mücadeleye, direniş gösteren Müslüman erkeklerin yanında Müslüman kadınlarda katıldı. Doğuya tüm yapıları itibariyle şekil vermek isteyen Batı'nın, kadını özgürleştirme söylemi adı altında yapmak istediği şey, kadını modern hayatın içine itmeye çalışarak, mevcut sosyal yapıdan beslenen siyasi ve dini akımların çözülmesini sağlamaktı. Buna tepki olarak ilk önce Müslüman kadın, tüm bu modern ikna süreçlerinin dışında tutulmaya çalışarak, hali hazırdaki yapının devamında ısrar edilmiştir.  Yani son iki yüzyıldır artan sömürgecilik faaliyetleri toplum üzerinde şiddetli bir baskı kurmuştur. Bu durumda da Müslüman kadınlar, konumlarına yönelik saldırılarından muhafaza edilmek ve tesettürünün korunması amacıyla daha çok ev hayatına çekilmiştir. Evde muhafaza edilen kadının topluma hakim yozlaşmadan soyutlanmasıyla da Batı'nın amacına ulaşamayacağı ve başarısız olacağı düşünülmüştür. Bu tepkisellik iyi niyetten beslenmiştir. Fakat süreç içinde bunun bir çözüm olmadığı görülmüş ve kadının geçmişteki konumunu dönüştürme, modernizme karşı Müslüman kadın modelini belirginleştirme, mümin hanımların ailede ve kamusal hayatta üstlendiği rolleri birbirleriyle uzlaştırma çabaları artmıştır. Bunun sonucunda da az önce bahsetmiş olduğumuz tepkisellik Müslümanların kendi kazanımları sonucunda elde etmiş olduğu alanlarda terk edilmiştir. Önce kadına ilişkin kavram ve kanaatlerin vakaya uygun hale getirilmesi ve akabinde ilk örnekliklerin verilmesi kadını İslam Toplumu içerisinde örneklik sergileyen, üreten, mücadele eden özneler haline getirmiştir. Kadını yozlaştırarak sosyal-siyasal çözülmeyi sağlamak isteyen Batı'ya karşı , İslam'ın kendisine vermiş olduğu hak ve özgürlükleri kuşanan Mümin Hanımlar "kendi kavramlarını" üretmiştir. Şehla Habibi –İran'da Haşimi Rafsancani döneminde kurulan Kadın İşleri Danışmanı ve Genel Sekreteri 1991- kadının toplumsallaşması açısından ilk örneği sergileyenlerdendir. Öncü mü'min hanım olmak ne demektir? Öncü olmaktan kastedilen şey nedir? Kadına ilişkin tanımların ve dönemin kadın merkezli projelerinin kuşatmasından kurtularak, yoğun çaba ve fedakârlıklarla, insanın var olabileceği her alanda ümmete örneklik sergilemiş, soluk aldırmış ve günümüze mesajını ulaştırmış Müslüman kadınlar "Öncü Mümin Hanımlar" olarak zikredilebilir. Bu mümin hanımlar fıtri farklılıkların idrakinde olmaları ve kendilerini şahitler olmaktan alıkoyan, mevcut din anlayışının kadın yaklaşımlarını aşmış olmaları, kısa sürede İslam Dünyasında mümin öncü hanımların varlığını arttırmıştır. Bu hanımlar, yeri geldiğinde konuşan, her alanda kendini ifade eden, ilmi üretkenlik sergileyen, yazan, yeri geldiğinde yöneten idare eden, sorumluluk alan, çarpışan, şehit olan,kendisini feda eden öncüler olmuşlardır. Bu anlamda Müslüman hanımlarda pasiften aktife, bacıdan- bayana, korunandan, kendini koruyana, hayata tutunana ve özneye bir geçiş görmek mümkündür. Azem Talegani (İslam coğrafyasında ilk kadın cumhurbaşkanı adayı) İran devriminin önde gelen isimlerinden Ayetullah Talegani'nin kızı. Devrimden önce (Şah zamanında) başörtüsüne sahip çıkmış ve örtüsünden dolayı içeri alınmadığı üniversitenin kapısında direniş göstermiştir ve İran'ın en güçlü kadın siyasetçilerinden birisi olmuştur. Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan ilk inanmış kadın, bir reformist ve öncü mümin hanımdır. Peki, Türkiye'deki örneklikleri değerlendirirken göz önünde bulundurulması gerekenler nelerdir diye soracak olursak, Türkiye'deki İslamcılık kendisini sağcılıktan yeni yeni ayrılmıştır. Bu yüzden kendi tanımlarını ve örnekliklerini de üretme süreci yenidir. Bu açıdan birazdan Türkiye bağlamında ile alacağımız Müslüman kadın örnekliklerini ideal örnek olarak görmek yerine, ilk çabalar olduğunu göz ardı etmemekte fayda vardır. Ve bu bağlamda değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Örneğin, Şule Yüksel Şenler kendi dönemindeki sağcı- statükocu Müslüman kadının kendini aşmış halidir.  Bu yüzden mümin hanımları değerlendirirken kendi atmosferi içinde ne ifade ettiğini önemseyerek değerlendirmeliyiz. Örneğin Hatice Babacan başörtü yasağı sebebiyle Türkiye'de okulu bırakan ilk Müslüman kadın, Sevgi Kurtulmuş'da başörtülü olduğu gerekçesiyle üniversiteden doçent olarak uzaklaştırılan ilk kişi olması hasebiyle önemlidir.Bütün bunların bir sonuç değil ama bir direnişinin ilk çabalarının olduğu unutulmamalıdır.Bunlardan yola çıkarak dünyadaki öne çıkan bazı mü'min hanımlardan bahsedelim." diyerek konuşmasına İslam dünyasından örnekler vererek devam etti. " Zehra Mustafavi; İran İslam Devriminin manevi lideri Ayetullah Humeyni'nin kızı Zehra Mustafavi, İran İslam Devrimi olmadan önce kadınların örgütlenmesini sağlamış ve İslami bilinçlenme süreçlerine yardımcı olmuştur, İslam Devriminde etkin rol oynayan Dr. Zehra Mustafavi hala Uluslararası Filistin Halkını Savunma Dernekleri Birliği Başkanıdır. Aynı zamanda mümin kadınlara eğitim alanında yaptığı çalışmalarla ve Felsefe Profesörü olması sebebiyle de örneklik ve öncülük etmiştir. Sena Haydali; İsrail ordusunun Lübnanda yaptığı katliamlarının ardından 16 yaşındaki Sen Haydali adlı Filistin asıllı Lübnanlı kız, üzerine bağladığı bombalarla Güney Lübnandaki İsrail karargahına dalar. Eylemde çok sayıda İsrail askeri ölür. Bu olayın ardından Sena Haydali'nin adı Lübnan ve Filistin direnişi ile birlikte anılır.Arap dünyasında bugüne değin Sena Haydali üzerine onlarca kahramanlık şiirleri yazılmıştır ve  "güneyin gelini  lakabıyla anılmaktadır. Şehid Bintülhüda Sadr; Seyyid Haydar Sadr'ın kızı ve Şehit Ayetullah Bâkır Sadr'ın kız kardeşidir. Bintülhüda, ilim ve kalem silâhıyla Iraklı kadınların hidayeti için yepyeni bir çaba başlattı ve Irak'ta kadınların İslâmî hareketinin bayraktarı oldu.Aynı zamanda, çeşitli okulların yönetiminde yer alarak Müslüman kızların eğitiminde büyük bir rol oynadı."Bintülhüda, kadınların bilincini yükseltti, tesettürü yaydı ve toplumun kadına, kadınların da İslâm'a bakışının değişmesine sebep oldu. Ayetullah Sadr Irak rejimi tarafından tutuklandığında Bintülhüda, coşkulu konuşmalarıyla Irak'ta bir inkılâp hareketinin başlamasına neden oldu. Bintülhüda'nın güçlü hareketi, kardeşinin hapisten çıkmasına yol açtı. Ama çok geçmeden Bintülhüda ile kardeşi Ayetullah Sadr, Irak rejimi tarafından tutuklandılar ve onları en şiddetli işkencelerle tehdit ettiler.

Onların tehditleri karşısında o, direnmeye devam ediyordu.Sonunda Baas Rejimi, Bintülhüda'nın tutuklandıktan üç gün sonra- onu şehit etti."

Kevser Çakır'ın sunumundan sonra  konuşmaya başlayan  Gülsüm Alpay konuya öncelikle konunun çok zor bir konu olduğuna değinerek başladı: "Sadece son dönemde değil, öncü mü'min hanımlar olan Hz Hatice, Hz Fatıma, Hz Aişe ve Hz Zeynep'ten (geçen ayın konusu) sonra maalesef İslam tarihinde kadın olarak mü'min şahsiyetlere hemen hemen hiç rastlanmadığına  bunun düşündürücü olduğuna değindi.Raşit halifeler dönemi hariç,  İslam dünyasının  adil olmayan ve aynı zaman da da İslami uygulamalardan uzak yönetimleri altında,  kadının konumu ve İslamın  kadına bakış açısı istismar edilmiş, Allah'ın kadına  verdiği gerçek değer tersyüz edilmiştir.Son döneme gelindiğinde ise tahrif edilmiş kimi anlayışlardan daha çok zararı, modernizmin yaptığını belirtmekte fayda vardır.Hiç olmasa diğeri yanlış yapsa bile bunu İslami olanı yitirmemek adına ve bir kaygı taşıyarak yapmıştır.Modernizm ise sadece kadını aşağılamakla kalmamış, onun varlığının devamı olan bir mal/meta olarak tüketim hayatının çarkları haline getirmiştir.Bir zaman anne olmasından dolayı  kutsal bir varlık olarak görülen kadın, modernleşmeyle birlikte anneliği bir pranga olarak değerlendiren ve aynı zamanda da bunu dayatan bir anlayışla basitleştirilmiş, alınıp satılan bir mal haline dönüştürülmüştür.İşte bu nedenle bu adanmış kadınlar kendilerini temsil eden kadınlar için çok önemlidir".Gülsüm Alpay daha sonra konuşmasına  mü'min hanımlara örnek olarak dünyadan(Mısır'dan) Müslüman kardeşlerin annesi Zeynep Gazali'yi örnek olarak anlatacağını, Türkiye'den de Şule Yüksel Şenler'i ve mücadelelerine şahit olduğumuz içimizden birilerini, Macide ve Özlem Özyurt kardeşlerimizi  anlatacağını söyleyerek başladı.Şule Hanımdan bahsetmeden önce de "sıkma baş" modeli için Şule Hanımın son günlerde gazetelerde yayınlanan " o modelin, o gün için çıplaklığa bir alternatif olarak çıkarttığını" yoksa bu örtü biçiminin bugün dayatılmak istenen şekliyle tesettüre asla alternatif olduğunu düşünmediği" ile ilgili sözlerine değindi. Alpay daha sonra konuşmasına Zeynep Gazali'yle devam etti: "İslam âleminin aktif ve seçkin hanım şahsiyetlerinden olan Zeynep Muhammed El-Gazali El-Cubeyli...Bu değerli şahsiyet 10 yaşına gelene kadar eğitimini Ezher âlimlerinden olan babasından aldı. Babasının vefat etmesinden sonra eğitimini medreseden almaya başlayan Gazali'nin hocaları arasında Ezher'in önde gelen âlimleri de bulunuyordu. Lise'yi bitirdikten sonra Hüda Şaravi'nin başkanlığındaki 'Kadınlar Birliği' ile Fransa'ya gidecekken bir hadise üzerine bu kararından vazgeçti. Bununla birlikte Kadınlar Birliği ile çalışmalarına devam eden Gazali, bu teşkilatla, teşkilatın feminist ve Batı yanlısı tutumlarından dolayı ters düştü. Ezher âlimleri de Gazali'nin böyle bir teşkilata mensupken camilerde vaaz vermesine karşı çıktı. Bu ikilem arasında kalan Gazali, safını netleştirdi ve 'Müslüman Kadınlar Birliği'ni kurarak Mısır'da İslami ve siyasi alanlarda çalışmalara başladı. Zeynep Gazali bu teşkilatı kurduğunda henüz 20 yaşında bulunuyordu. Birlik gerçekleştirdiği eylemlerle kısa zamanda ülke siyasetinde etkili bir konuma geldi. Gazali 1948 yılında 'Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Teşkilatı'na katılarak, bu Teşkilat'ın başında bulunan Hasan El-Benna'ya biat etti. Zeynep Muhammed El-Gazali El-Cubeyli, 1951–1958 yılları arasında 'Müslüman Hanımlar' adlı bir dergi yayınlayarak, Müslüman kadınların problemleri üzerinde durdu. Eziyet ettiler, o pes etmedi. Müslüman Kardeşler'i dağıtarak tüm mallarına el koyan Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır, Zeynep Gazali'nin evini ve özel eşyalarını da gasp etti. Zeynep Gazali, 1959 yılında 'Müslüman Kardeşler'in yeniden toparlanmasında büyük rol oynadı. Gazali 1965 yılında tutuklanarak türlü işkencelere maruz kaldı. Fakat Zeynep Gazali tüm eziyetlere rağmen imanlı bir neslin yeşermesi için büyük çabalar gösterdi. Bu değerli insan, bunca zulüm ve işkenceye katlanarak inandığı 'Yüce Dava' içerisinde her zaman ön safta durdu. Hayatı hep çile dolu olarak geçen bu değerli insan ömür boyu hapse mahkûm oldu. Fakat 6 yıl ceza evinde kaldıktan sonra 1971 yılında serbest bırakıldı. Bu kadar sıkıntı çekmesine rağmen davasının üstün ve Hakk olduğun bilen Gazali, daha geniş bir coğrafyada hizmetlerini sürdürdü. Arabistan'dan Amerika'ya kadar birçok ülkede çalışmalarda bulundu. Kutlu yolun yolcusu Zeynep Gazali son yıllarda, Dava Adamı Şehit Seyyid Kutup'un kız kardeşi Emine Kutup ile birlikte genç bayanlara dönük ilmi çalışmalar yapıyordu. Zeynep Muhammed El-Gazali El-Cubeyli, genç bayanlara verdiği dersleri daha sonra kitaplaştırarak 'Nazarat Fi Kitabillah' (Kur'an'a Bakışlar) ismini koydu. Böylece Zeynep Gazali hazırladığı bu tefsirle, çağdaş bayan müfessirler arasına girdi.
Gazali'nin bunun dışında birçok kitabı bulunuyor. Bunların başında; 'Gençlerle Mektuplaşmalar', 'Zindan Hatıraları', 'Müslüman Aileye Doğru' ve 'Yeniden İslami Dirilişe' adlı kitaplar geliyor. Sırf "Rabbim Allah'tır" dediği için hapse atılan Zeynep Gazali, burada yaşadığı işkenceleri ve zulümleri anlattığı 'Zindan Hatıraları' adlı kitabı ile Müslüman kadının duruşunu ve şahsiyetini göstererek tarihe iz bıraktı. Gazali kitaplarıyla Müslüman kadınlara yol göstererek onları Müslümanca yaşamaya çağırıyor.",Alpay sözlerine Türkiye'deki müslüman hanımlar için ilk örneklerden bir dönemin şahidi Şule Yüksel Şenler'in hayatını ve mücadelesini anlatarak devam etti:
"Yakın dönem Türkiye siyasi-sosyal tarihinde yaşanan olaylar-gelişmeler üzerinde yeterince düşünmeden bugünün sorunlarını da tam olarak anlayabilmek mümkün olmuyor. Türkiye ve benzeri ülkelerde modern üretim ve tüketim ilişkilerini inşa edip ayakta tutacak toplumsal dönüşüm projeleri oluşturuluyor. Öncelikle kadınlar üzerinden yürütülen bu projeler üzerinde durmak gerek. Modern-seküler bir toplum inşa etmek için modern-seküler bir kadın yaratmanın imkânları zorlanıyor. Bu zorlamalara karşı bir duruş sergileyen kadınlar da var. Müslüman genç kızların önünde Hz. Hatice, Hz. Ayşe, Hz. Fatma vb gibi örnek olarak yer alan çağımızın kadınları Zeynep Gazali gibi Şule Yüksel Şenler gibi isimler de var şükür. " Huzur Sokağı", "Gençliğin Izdırabı", "Bize Ne Oldu?" gibi eserlerin yazarı olan Şule Yüksel Şenler, kendi döneminde yaşadığı gerçek hayat hikâyelerinden yola çıkarak oluşturduğu eserleriyle okuyucusuna mesajlar veren öncü bir ablamız olarak karşımıza çıkıyor. Var olana teslim olmayan, ideali arayan hayatı, iniş-çıkışlarla geçiyor. Şule Yüksel'in hayatını araştırırken de, onun yaşadığı zaman dilimindeki Türkiye toplumunun önemli sosyal ve siyasi olaylarının cereyan ettiği bir dönemi yakından tanıma şansına sahip oluyoruz. Şenlerin hayatını takip ederken, 50'li 60'lı özellikle de 70'li yılların Türk modernleşme/ modernleştirilme tarihini de okuyoruz. Topluma nasıl şekil verildiğini ve bir arayışın sancılı ama bir o kadar da onurlu mücadelesini izliyoruz. Türkiye toplumundaki tartışılan konuları ve değişimi gözlemleme şansına sahip oluyoruz. Yakın siyasi tarih içinde halkın İslam'la irtibatını, bilinç düzeyini yakalayabiliyoruz. Modernleştirme çalışmaları ve tartışmaları genelde kadın üzerinden başlayarak yapılıyor. Kadının değişimi dönüşümü bir toplumun değişim ve dönüşümünde ilk basamak oluyor.  Türkiye'de kadınların çarşafları çıkartılıp, önce döpiyes etek ve daha sonra da baş açık danslı toplantıların yaygınlaştırılmaya çalışıldığı dönemler yaşanmıştır. Şenlerin ailesi de bu aşamalardan geçmiştir. Şenler abisinden etkilenerek İslam'ı benimsiyor. Namaza başlıyor. Başını örtüyor ki o dönem için genç bir kızın başını örtmesi inanılmaz bir şey. Yaşayanların anlattıklarından biliyoruz ki sokaklarda caddelerde örtülü bir kişiye rastlamak çok istisnai bir durumken O teslim olmuş bir Müslüman olarak tereddütsüz bir şekilde örtüsünün ve kimliğinin savunucusu oluyor. Kendisi örtündükten sonra çizdiği tesettür modelleriyle de gençleri örtüyü özendirmeye çalışıyor. Gazetelerde köşe yazıları yazıyor. Verdiği konferanslarla da bütün illeri dolaşarak İslam'ı tebliğ ediyor, Kur'an'dan uzaklaşmış/uzaklaştırılmış kitlelere bir müjdeci olarak ulaşmak için elinden geleni yapıyor. İslami uyanış yeni yeni başlarken bir kadın olarak Şenler, üstün bir gayret içinde bulunuyor. Bugün gazetesinde kadınları örtüye ve dindarlaşmaya davet eden yazılarını Kur'an ayetleri ile destekliyor. İslam'da kadının yerini anlatmaya çalışıyor. Tabi takibatlar, soruşturmalar hatta cezaevi süreciyle karşılaşıyor. Fakat o doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmiyor. Şenler'in önerdiği başörtü formu Şulebaş olarak yaygınlık kazanıyor. Tesettürü tam olarak sağlamasa da örtüsüzlük halini aşabilmek için moda olarak kullanılıyor. Şenler, kız çocuklarının okumasını teşvik ediyor ve imam hatiplere, ilahiyat fakültelerine yönlendiriyor. Şule Yüksel Şenler'in verdiği konferanslar geniş bir alana etki yapıyor. Verdiği konferanslarda dinleyiciler salonlara sığmıyor. Ve dışarıya hoparlörler aracılığıyla ses veriliyor hatta camilere de bağlantı yapılıyor. Kadın-erkek dinleyici kitlesi büyük oranda etkileniyor. Birçok insanın örtünmesine vesile oluyor. Ankara dil tarih ve coğrafya fakültesinde verdiği konferansta üniversite gençliği, bazı bürokrat ve milletvekili hanımları tesettür konusunda etkileniyor. Ve Hatice Babacan da etkilenerek başını tam olarak kapatıyor ve öğrencisi olduğu Ankara ilahiyat fakültesinde bir eylem başlatıyordu. Şule Yüksel tarafından atılan tohum boy vermeye başlıyor. Ve tam da bu dönemde Türkiye'de Kur'an'la tanışma, İslam'la tanışma süreci hız kazanıyor. O yaşadığı toplumdan habersiz değildir. Toplumun içinde yaşamış ve yazmıştır. Bildiklerini paylaşmış, biriktirmiş ve çoğaltmıştır. Dindarlaşma sürecinde bu gün gelinen noktada Onun da payı oldukça fazladır. Şule Yüksel Şenler'in bir öncü, bir şahit olduğuna şahit oluyoruz. Adanmış bir hayatı takip ediyor, bilerek isteyerek, bilinçle seçilmiş bir mücadeleyi nefeslerimizi tutarak, her anını ilgiyle izliyoruz. Onun romanlarını okuyarak yetişen bir neslin aynı şekilde O'nun hayatına ve yaşadığı döneme de ilgisiz kalamayacağı düşüncesiyle bu kitabı da okumalarını tavsiye ediyoruz." Dedikten sonra konuşmasına Macide ve Özlem kardeşlerimizden ve şahidi olduğumuz mücadelelerinden bahsetti. Onların müslüman olmayı ve örnekliği  ne kadar önemsediklerini anlamak için kısacık yaşamlarına bakmanın bunun için yeterli olacağına değindi. Gülsüm Hanımın konuşmasından sonra gelenler arasından soru soranlar oldu. Ayrıca iki yıl önce kaybettiğimiz Metin Yüksel'in kız kardeşi Süreyya Yüksel'de hatırlanmadan geçilmedi. Özellikle seksenli yıllarda bir gurup Müslüman hanımın yaptıkları çalışmaların azımsanmayacak kadar büyük değerde olduğu söylendi.Bu hanımlardan başta Süreyya Yüksel olmak üzere Sabiha Hanım, Hasibe Turan ,Halime Toros ve diğerleri özellikle genç kızların yetiştirilmesi için büyük gayret göstermişlerdir. Bunun için mahallerinde kur'an kursu açarak yokluk ve yoksulluk içinde çok çaba harcamışlardır. O dönem üniversitede okuyan genç kızların, kurslarındaki kız öğrencilere dersler(matematik, fizik, kimya vb) vermesini sağlayarak dışarıdan okul( ortaokul,lise) bitirip üniversiteye gitmelerine vesile olmuşlardır. Allah küçük büyük gayret gösteren, mücadele veren herkesten razı olsun.

DİĞER HABERLER