Amasya'da "Milliyetçilik ve İslam" Semineri

Amasya'da "Milliyetçilik ve İslam" Semineri

Amasya Özgür-Der'de yapılan seminerde Murat İslam, “Milliyetçiliğin Doğuşu ve İslam’a Girişi” konusunu sundu.

Özgür-Der Amasya Temsilciliğinde 4 Mayıs 2012 Cuma günü saat 20.30’da Murat İslam tarafından “Milliyetçiliğin Doğuşu ve İslam’a Girişi” konulu bir seminerde sunuldu.

Kendi irademiz dışında tercih etmediğimiz hiçbir özelliğimizin gerçek manada üstünlük olmadığını vurgulayarak konuşmasına başlayan Murat İslam, Kürt, Türk veya Çerkez olmak bir üstünlük vesilesi olamayacağını Hucurat Suresi 13. ayetindeki “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır.” ayetini hatırlattı.

Millet terimi, Kuran’da ırk ya da ulus anlamında değil, din ve şeriat anlamında kullanıldığını belirten İslam, "İbrahim'in hanif milleti" diyen Kur'an-ı Kerim’in Hz.İbrahim’in gösterdiği kuralları, kısaca onun tebliğ ettiği şeriatı ve bu şeriata göre yaşamayı kastetmekte olduğunu söyledi.

Millet fikri ideolojik bir anlayış haline gelince "milliyetçilik" şeklinde telaffuz edilmeye başladığını belirten Murat İslam şöyle devam etti: “Günümüzdeki millet – ulus fikri, 19. yüzyılda batıda ortaya çıkmış, Fransız devrimi ile palazlanıp ideolojik ivme kazanmış ve altın çağını yaşamıştır. Milliyetçilik ideolojisi, Hitler Almanya’sında, Nazi İdeolojisi olan Alman milliyetçiliği ile tavan yapmış; 1. ve 2. Dünya savaşlarına zemin hazırlayarak, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada büyük acılar yaşanmasına sebep olmuştur.

Milliyetçilik akımı batıda kapitalist düzenin öngördüğü bireyci karaktere sahip toplumların oluşmasına vesile olurken, İslam dünyası ve diğer batı dışı dünyada cetvelle çizilmiş sınırlara sahip, birbirlerine düşman hale gelmiş ve getirilmiş yapay ulusların ve devletlerin doğmasına sebep olmuştur.

Milliyetçilik Avrupa’da feodal yönetimlere karşı küçük topluluklar olarak yaşayan kabilelerden uluslar ve ulus devletlerin doğmasına sebep olarak Avrupa’nın güçlenmesine vesile olmuştur. Ancak; bir kavimler ve dinler mozaiği olan Osmanlı Devletinde ise Avrupa’nın tam aksine bir bütün olan ve sorunsuz yaşayan insanların parçalanmasına ve oluşan ulus devletlerin de küresel sömürgeciliğin resmi payandası haline dönüşmesine sebep olmuştur” dedi.

Araplar arasında Emevilerin Abbasilere karşı tutumları ve karşıt kabileler arasındaki çatışmalar sebebiyle, dönemin yaygın anlayışı "kabilecilikten” bahsedilebileceğini söyleyen Murat İslam, ancak: söz konusu coğrafyada, Batı tipi milliyetçilik anlayışı 19. yüzyılda kendini göstermeye başladığını belirterek sözlerine şöyle devam etti.

“İslam'ı Arap milliyetçiliğinin en büyük öğesi sayarak, Peygamberin ve önemli sahabelerin Arap olmasını, Kuran’ın Arapça olarak indirilmesini, Kuran üslubuyla Arap edebiyatı üslubunun benzerlikler göstermesini gündeme getirerek, Arap milliyetçiliğinin destekçileri olarak kullanmışlardır.

Osmanlı'da Türk ulusal bilincinin gelişmesi, başlangıçtan itibaren Avrupa'da doğuda yer alan ulusların dillerini, tarihlerini, kültür ve törelerini inceleyen bilim dalı olan şarkiyatçılığın oryantalizm bir dalı olan Türkoloji'nin etkisinde kalmıştır.

Türklerde milliyetçilik temeli önceleri atılmışsa da Namık Kemal’in vatanseverlik anlayışı ile II. Meşrutiyetten sonra netleşerek hızla gelişmiştir. Türk milliyetçiliğinin Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Ziya Gökalp, Tekin Alp (Moiz Kohen), Yusuf Akçura gibi isimler fikirleriyle etkili olmuşlardır.

Türk milliyetçiliğinin gelişim seyri incelendiğinde Türkçülük ve uzantısı Turancılık ile Türk – İslamcılık olan iki farklı düşüncenin varlığından bahseden Murat İslam, Türkçülüğü bir kimlik olarak benimseyen ve dini bağlardan tamamen uzaklaşmak isteyen bu güruh; Batı medeniyetine mevcut anlayışlarla karşı konulamayacağım, ayrıca karşı konulmasının da gerekmediğini anlatmaya çalışıyorlardı. Bu anlayış içerisinde; Batılılaşmayı da tek çıkar yol olarak gördüklerini…

Türkiye'deki Türkçülerin ileri gelenleri arasında, zaman zaman Türkçü ve Turancı, zaman zaman da Türkçü-İslamcı olan Kürt asıllı Z. Gökalp'ı görüyoruz. Gökalp; Hüseyinzade Ali'den aldığı "Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” sloganıyla; Türk yaşamından esinlenmeye, İslam kurallarıyla ibadet etmeye ve çağdaş Avrupa uygarlığını benimsemeye tekabül eden; Türk ulusuna, Müslüman ümmete ve Batı uygarlığına dâhil olmayı sistemleştirmeye çalışıldığını belirtti.

Bu düşünceye karşı muhalif tavır ve yazıların ilk defa Sebilür Reşad Dergisinde oluşturulan ittifaktan geldiğini hatırlatan İslam, özellikle Babanzade Ahmed Naim ve Mehmet Akif'in Türkçülere karşı yazmış oldukları makale ve şiirler önemli tartışmalara yol açtığını söyledi.

İslam coğrafyasındaki farklı milliyetçi akımlara baktığımızda en genelde, bazı ortak özelliklerle karşılaştığımızı belirten İslam; o özellikleri şöyle sıraladı;

* Hemen bütün milliyetçi akımlar, batıcı aydınlar, müsteşrikler tarafından başlatılmış ve batılılar tarafından da desteklenmişlerdir.

* İslam coğrafyasında yaşayan milletlerin ulus olma bilinci sürecinin başlangıcında, ulusların İslam öncesi sahip oldukları dinler gündeme getirilerek, cahili motifler işlenmeye çalışılmıştır.

* Daha önceki dinlerinin aslında 19. yüzyıl medeniyetiyle tezat oluşturmadığı, geri kalmışlığın nedeninin ise İslam olduğu tezleri işlenilmeye çalışılmıştır. Örneğin, "Türklerin eskiden Şamanizm inancı demokrat ve feminist olmaları gibi ve Şamanizm inancı"

* İslam öncesi tarih ve kahramanlar hatırlatılarak bir ulusal övünç kaynağı sayılmıştır.

* Ulusların İslam öncesi kullandıkları isimleri tekrar canlandırılarak, yaygınlık kazandırılmaya çalışılmıştır.

* İslam öncesi efsanelerden yola çıkılarak yeni milli bayramlar geliştirilmiştir. Ergenekon'dan Çıkış, Nevroz Bayramları gibi.

* Bütün uluslar kendilerini, kutsal bir temele dayandırmak için ayetleri delil getirerek uydurma hadisleri kullanmışlardır.

* Hemen bütün uluslar, ulusal bir temele dayanmak için yeniden tarih yazmaya soyunmuşlar ve İslam bu tarih sayfalarının az bir kısmını oluşturmuştur. Hatta bazı tarihçiler tarafından görmemezlikten gelinerek atlanmıştır.

* İslam dünyasındaki milliyetçilik akımları, batıdakilerden farklı olarak laiklik, demokrasi gibi akımlarla paralellik arz etmektedir. "Batı Avrupa milliyetçiliğinde Protestanlığın, Bulgar ve Sırp milliyetçiliğinde Doğu Ortodoks Kilisesi'nin büyük rolü olduğu bilinmektedir."

* İslam coğrafyasında baş gösteren bütün milli akımlar; Batılılar tarafından kurulan Türkoloji, Kürdoloji, Araboloji gibi Şarkiyat Enstitülerinde yetiştirilen şarkiyatçılar tarafından geliştirilmiştir.

Osmanlı'da bir dünya siyaseti olarak beliren Türkçülük, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra içe dönük sorunları çözme şeklinde bir konuma bürünmüş ve resmi ideoloji haline geldiğini belirten Murat İslam, Misak-ı Milli sınırlarıyla kaim Türk Milliyetçiliği bu sınırlar içerisindeki etnik grupların yokluğuna tekabül edecek şekilde geliştirilerek; "Ne mutlu Türküm diyene" sloganıyla özetlendiğini söyledi.

Bu ırkçı ve ideolojik politikalar beraberinde tepkileri getirmiş ve günümüz Türkiye’sinde de birbirinin zıttı iki milliyetçilik akımı hala devam etmekte ve maalesef bir çok masum insanın kan ve göz yaş üzerinde varlığını sürdürmekte olduğuna değinen İslam, Türkiye’de ki İslami çevreler ise hala sağcı, Türkçü, milliyetçi ve devletçi düşünceleri yeterince aşamamış ve yeterli sosyal şahitliğe dönüşemediği ifade etti.

Bu anlamda Müslümanların modernist ve gelenekçi kirlerden arınarak Kuran ve ümmet bilinci etrafında bir biri ile irtibatlı vahyin mesajını yaşadığımız şartlar içinde gündemleştirebilme sorumluluğunun varlığını vurgulayarak konuşmasını tamamladı.

Program soru ve katkılarla sona erdi.

muratislam_amasya.jpg 

Önceki ve Sonraki Haberler