“Türkiye’de Kemalist İdeolojinin Oluşumu”

“Türkiye’de Kemalist İdeolojinin Oluşumu”

Özgür-Der Antalya'nın 2008-2009’da düzenlediği aylık eğitim seminerlerinde bu ay “Türkiye’de Kemalist İdeolojinin Oluşumu ve Müslümanların Sorumlulukları” konusu anlatıldı. Semineri sunan Mehmet Pamak, Kemalizm'in ideolojik ve tarihsel boyutunu anlattı.

"Türkiye'de Kemalist İdeolojinin Oluşumu ve Müslümanların Sorumlulukları" konulu Özgür-Der Antalya Temsilciliği'nin düzenlediği seminerde Mehmet Pamak özetle şunları söyledi:

Bugün içinde yaşadığımız despot, zalim ve oligarşik sistemin geçmişini irdelediğimizde temellerinin yüzyılı aşkın bir süre önce atıldığını rahatlıkla görebiliyoruz. İttihat ve Terakki çete hareketinin Kemalist sistemin temelini oluşturduğunu, bugünkü Ergenekoncuların, batıcıların, darbecilerin, ulusalcıların, sekülerci kafa yapısının temellerinin bu gayri meşru oluşumun eseri olduğunu biliyoruz. Sultan II. Abdulhamid; eğitimde batılılaşmayı kapsamlı olarak ilk oluşturandır; Harbiye, Mülkiye ve Tıbbiye gibi eğitim kurumlarında batılılaşmayı başlatarak, bu okullarda yetişen pozitivist kadrolarla kendi kuyusunu kazmış ve iktidarının zeminini kayganlaştırmıştır. İttihat ve Terakki çetesi 31 Mart gibi provokatif olaylarla oluşturduğu kaos ortamında bugünkü temsilcilerinin gibi darbe yaparak konumlarını güçlendirme ve iktidarı ele geçirme yolunun ilk örneklerini vermiştir. İşte bu kadrolar içinden gelenlerce, Kemalist rejimin temelleri de aynı pozitivist, batıcı ve darbeci gelenek üzerine atılmaya başlanmıştır.

Şunu unutmamak gerekir ki, sivil alanda, toplumda ve kimi sistem kurumlarındaki İslami motiflere ve esaslara rağmen siyasi yönetim biçimi olan saltanatın İslam ile alakası yoktu. Osmanlı'da var olan saltanatın çok daha vahimi ve despot olanı, bürokratik aristokratların eliyle bugün de hükmünü sürdürmektedir. Saltanatın kaldırıldığı ve yerine cumhuriyetin kurulduğu anlayışı sadece sözde bir anlayış olup, bugün bürokratik diktatörlük olarak "Kemalizm Saltanatı" devam etmektedir. İttihat ve Terakki çetesinin oluştuğu dönem, batı hayranlığı ve özentisinin yaygın olduğu, harbiye, mülkiye ve tıbbiye kadrolarının büyük ölçüde Batı seküler kültürünce devşirildiği bir dönemdi.

İşte bürokratlar ve "aydınlar", devletin çöküş sürecini yaşadığı, mağlubiyet psikolojisi içinde batılılaşma furyasının zihinleri işgal ettiği süreçte yetiştiler. Üstelik uzun saltanat sürecinde saray çevresinde ve kimi üst kesimlerde genelde debdebe, sefahat, lüks hayat hakimdi. İslam ana kaynak olan Kur'an'dan uzaklaştırılmış, geleneksel,  hurafelerle kuşatılmış bir din anlayışı yaygındı. Sultanın isteklerini onaylayan bir ulema kesimi de vardı. Medreseler yozlaştırılmış, körelmiş, nitelik kaybına uğramıştı. Hilafetin içi boşaltılmış, gerçek hilafet kavramına uygun olmayan bir hal almıştı. Kemalizm böyle bir ortamda ve bozulmanın kuşattığı böyle bir zamanda doğdu. İttihatçı kadrolar ve içinden çıkardığı Kemalistlerin zihniyetlerinin fikri temelleri böyle bir ortamda atıldı. Osmanlı batıcılığı Batının teknolojisini almaktan, ancak harsını kültür ve ahlakını ise dışlamaktan yana iken, Kemalist Batıcılık, böyle bir ayrıma gidilmesinin anlamsızlığını ileri sürerek batının teknolojisi, ilmi, kültürü ve ahlakıyla topyekun alınması gerektiğine inandı ve onu gerçekleştirdi. Ayrıca Osmanlı Batıcılığı Batılılaşmayı devleti kurtarmak için bir araç olarak algılarken Kemalist Batıcılık Batılılaşmayı "çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak" anlamında ulaşılması gereken bir hedef ve amaç haline getirdi.

Kemalizm; dayatmacı, batıcı, zorba, tepeden inmeci yani jakoben bir ideolojidir. Kemalizm'in fikir babası Auguste Comte'dir. Batı hayranlığı ve batıyı taklit anlayışının hakim olduğu Kemalizm, batıcı eğitimle ancak hedeflediklerini gerçekleştirebileceklerine inanır.  Bu sebeple materyalist eğitim ve kültür politikalarını toplumu zorla dönüştürme, modernleştirme projesinin bir aracı olarak kullanmıştır. Bu amaçla geçmişinden kopuk, hafızası silinmiş bir toplum oluşturmak için "harf inkılabını" gerçekleştirmiş ve bu toplumu sıfırdan Batı kültürüyle yeniden yapılandırmak için tevhidi tedrisatla tektipçi uluscu, seküler, paranist bir eğitimi dayatmıştır.

Batı, Kemalist ulusalcı, batıcı laik bir rejimin kurulmasından yana tavır koymuş, İslami bir sistemin kurulmamsını ise şart koşmuştur. Mustafa Kemal'in mücadele arkadaşı Kara vasıf'ın hatıratında ifade ettiği üzere, İngiliz, Fransız ve İtalyanlar böyle anlaşmalarla savaşsız çekilmişlerdir. Bu yüzden Ege'de Yunanlılar hariç tutulursa Anadolu'nun bütün bölgelerinde hiçbir zorluk çıkarılmadan çekilmişlerdir. "Yedi düvelle" savaş diye efsaneleştirilen Kurtuluş Savaşı sadece Yunanlılarla yapılan bir savaştır. Onbinlerce insanın katledilmesiyle işgal edilen İstanbul, tek bir silah atılmadan terk edilmiştir.

Halkın içinden çıkan ama batıcı, laik, tepeden inmeci kafa yapısına sahip İttihat ve Terakki'nin devamı olan bu zihniyet, poizitivist bir kafayla geriliğin sebebi olarak algıladığı İslam ve değerlerinden uzaklaşmayı temel hedef olarak seçti. İslam şeriatı ve İslami kimlik tehdit ve düşman algısının birinci sırasına konuldu ve bu düşmanı ejarte edecek politikalar uygulamaya kondu. Batının seküler kültürü, ahlakı, hukuku taklit edilerek oluşturulan Kemalist ulusalcılık dinleştirilip tepeden ve şiddete dayalı politikalarla dayatıldı. Geleneksel de olsa inançlı olan Anadolu halkı, kendi içlerinden çıkıp değerleriyle savaşan bu kadroya ve batıcı politikalarına karşı provoke edilmiş birkaç isyan dışında ses çıkarmamıştır. Batıcıların destek ve talepleriyle İslami değerlerle mücadeleyi temel amaç kabul eden bu kadronun yerine eğer "George"  İslami değerlerle bu şekilde mücadele etseydi, halkın tamamı karşı çıkar ve kesinlikle buna izin verilmezdi.  Nitekim Maraş'ta Sütçü İmam, bir bayanın örtüsüne el uzatan Fransız işgalciyi vurmuş ve halk toplu bir şekilde işgalciye karşı tavır koymuştu. Yani dışarıdan bir işgalci güç gelip başörtüsünün yasaklanmasını isteseydi halkın çok büyük bir tepki göstereceği kaçınılmazdı. Ama içerden yapılan bunca başörtüsü zulmüne rağmen bilinçli muvahhid bir avuç mümin dışında gözle görülür bir halk tepkisine şahid olamıyoruz. Yani içerden yapılan baskılar daha az tepki görmektedir.

Kemalist rejimin kuruluş aşamasında karşı çıkan kabul etmeyen, isyanlar, kıyamlar olmuştur ancak bütün bunlar henüz olgunlaşmadan oluşum aşamasında bizzat Kemalistler tarafından provoke edilerek erken ayaklandırılarak acımasızca bastırılmıştır. Kurtuluş savaşı boyunca toplam dokuz bin kayıp verilirken, İstiklal Mahkemelerinde on binin üzerinde insan acımasızca katledilmiştir. İskilipli Atıf Hoca şapka devriminden iki yıl önce yazdığı bir kitaptan dolayı yargılanmış ve bu şapka devrimine muhalefet gerekçesiyle idam edilmiştir. İşte bunlar halkı sindirmek amacıyla verilen temsili cezalardır.

Bizler Müslümanlar olarak Kemalist eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Çocuklarımız devletin değil bizim çocuklarımızdır. Devletin zorla, inancımız ve değerlerimizle zıtlık teşkil eden düşünce ve ideolojileri çocuklarımıza dayatmasını kabul edemeyiz. Bizim de vergilerimöizle yapılan ortak mekanlar olan devlet okulları Atatürkçülük dahil hiç bir ideoloji ve dinin dayatılmadığı özgürlük adaları haline gelsin ve orlarlar din ve ideoloji dersleri seçmeli olarak yer alsın. Kemalizm ve Atatürkçülük dersi , Alevilik dersi, Kur'an ve Sahih Sünnete dayalı İslam dersi, hatta Yahudilik ve Hıristiyanlık dersi seçmeli dersler olarak milli eğitim müfredatına konularak herkesin özgürce inancını öğrenmesine olanak verilmelidir. Özgür bıraksınlar insanları! Hatta şunu teklif ediyoruz: Kemalistler açsınlar Nutuk evlerini/Kurslarını Kemalistlerin çocukları Nutuk'u ezberlesinler.  Ve biz kesinlikle onlara karışmayız, ama onlar da dinimize karışmasınlar ve bize kendi dinlerini/ideolojilerini dayatmasınlar. Kur'anı anlama, yaşama ve yayma sorumluluğumuzu yerine getirmemize engel olmasınlar.

Bizler mü'minler olarak zulme, haksızlığa, adaletsizliğe, darbeciliğe, çeteciliğe, Kemalizm'e, milliyetçiliğe, sömürüye, tepeden inmeciliğe karşıyız. Hakkı, adaleti, özgürlüğü, tevhidi savunan ve bu uğurda her bedeli ödemeye kararlı mü'minleriz. Hiç kimseye zorla inancımızı dayatmaya çalışmıyoruz, ama başkalarının da ideolojisini ve anlayışını bize dayatmasına rıza gösteremeyiz. Kimseye zulüm ve hakaret etmeyiz, ama kimsenin de bize zulmetmesine rıza gösteremeyiz. Hiç kimse bizlerden Kur'ani ilkelerden vazgeçmemizi, taviz vermemizi bekleyemez. Bizim kavgayla, çatışmayla, haksızlıkla, zulümle işimiz olmaz. Herkesle iyi komşu olmak isteriz. Bizim dinimiz bize onların dini onlaradır.

Haksöz-Haber

Önceki ve Sonraki Haberler