Özgür-Der: “Balyoz ve Kafes Tahliyelerinde TSK Gölgesi Var!”

Özgür-Der: “Balyoz ve Kafes Tahliyelerinde TSK Gölgesi Var!”

Özgür-Der: “Tahliye kararlarının, Org. Başbuğ’un sözlerinin hemen ardından gelmesi dikkat çekici.”

Balyoz Darbe Planı ve Kafes Eylem Planı sanığı muvazzaf ve emekli askerler hakkında ardı ardına verilen tahliye kararları üzerine bir açıklama yapan Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, kararlarda Genelkurmay'ın açıklamalarının etkili olduğunu belirtti.

Albay Dursun Çiçek'in benzer şekildeki tahliyesini hatırlatan Rıdvan Kaya, dün ortaya çıkan ses kaydında Çiçek'in, delilleri nasıl karartma yoluna düştüğünü anımsattı. Genelkurmay'ın kefaletiyle tahliye edilen çete ve darbe sanıklarının yargının askeri kuşatma altında olduğunun göstergesi olduğunu ifade eden Kaya, darbecilerle hesaplaşamayan bir yargının Nazlı Ilıcak ile ilgili verdiği hapis kararına dikkat çekerek yargı üzerindeki militarizmin koyu gölgesine işaret etti.

Özgür-Der Genel Merkezi'nden yapılan açıklama:

Balyoz ve Kafes Tahliye Kararları Üzerine TSK'nın Gölgesi Düşmüştür!

1 Nisan 2010

Ergenekon davasına bakan mahkemelerin son günlerde verdikleri sürpriz kararlarda, yargının nasıl bir militarist kuşatma altında olduğunun somut örneklerini gözlemliyoruz. Balyoz ve Kafes darbe planlarının kimisi muvazzaf, kimisi emekli tutuklu asker sanıkları ardı ardına tahliye ediliyorlar. Geçtiğimiz hafta hep 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Oktay Kuban'ın nöbetçiliğine denk gelen ve birer birer gerçekleştirilen tahliye operasyonları, dün adeta kitlesel boyut kazandı ve 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla 3'ü emekli 6'sı muvazzaf 9 subay daha tahliye edildiler. Kanlı eylem planlarının hazırlayıcıları ve organizatörleri oldukları iddiasıyla tutuklanmış bu kişiler arasında bulunan muvazzaflar muhtemelen çoktan birliklerinin başına dönmüş ve kaldıkları yerden "görev"lerine devam ediyor olmalılar!

Bu aşamada ister istemez akla bu tahliyelerin nasıl gerçekleştiği sorusu gelmektedir. Acaba bu zaman zarfında ne oldu, ne yaşandı, bu sanıkların tutukluluk hallerinin değişmesi için ne tür yeni belgelere ulaşıldı diye sormak gerekir. Ne Kafes eylem planının ne de Balyoz darbe planının hayali iddialar, boş kuruntular olduğuna dair hiçbir somut iddia, yeni belge ortaya çıkmadığına göre, bu tahliyelerin hangi gelişmeler üzerine gerçekleştiği üzerinde düşünülmelidir. Tutuklama ve tahliye kararları arasındaki kısa zaman dilimi içerisinde kanaatimizce en somut gelişme, yaklaşık 10 gün önce Genelkurmay Başkanı'nın medya organlarına birbiri ardına verdiği mülakatlar olmuştur. Tahliye kararlarının, Org. Başbuğ'un sözlerinin hemen ardından gelmesi dikkat çekicidir.

Konuyla ilgili olarak 22 Mart 2010 tarihili basın açıklamamızda şunları dile getirmiştik: "…Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tüm uyarı ve tepkilere rağmen devam etmekte olan yargılama süreçlerine müdahale etme tutumunu sürdürüyor… Doğan medya grubu yayın organlarında birbiri ardında yayınlanan mülakatlarda Org. Başbuğ açık ve kesin bir dille Ergenekon ve Balyoz darbe davalarında yargılanan askeri personele sahip çıkmış ve devam eden yargılama süreçlerini boşa çıkartmaya yönelik tavırlar sergilemiştir. Başbuğ'un gerek sanık konumundaki 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk'i temize çıkartmaya dönük sözleri gerekse de Balyoz darbe planını bütünüyle yok sayan yaklaşımı yargı üzerindeki askeri tahakküm çabasını net biçimde göstermektedir… Darbecilikle suçlanan personelini koruma kanatları altına almış görünen Genelkurmay Başkanı'nın, malum tutumuyla bu davalara ilişkin bundan sonra ortaya çıkabilecek gelişmeleri belirlemeye kalkıştığı anlaşılmaktadır. Ve açıktır ki, bu davalardan dolayı yargılanan şahıslarla ilgili bundan sonra verilecek her türlü karar üzerine TSK'nın gölgesi düşmüştür."

Daha önce benzeri bir süreç bir başka darbe planında ıslak imzası bulunduğu iddiasıyla tutuklanan Albay Dursun Çiçek'le ilgili olarak da yaşanmış ve Genelkurmay Başkanı'nın adeta açık kefaletini alan Albay Çiçek'i içeride tutmak mümkün olmamıştı. Oysa dün internete düşen ses kaydında aynı albayın tahliye edildikten sonra delilleri karartma ve mahkeme safahatını etkilemeye yönelik nasıl da hummalı çabalar içerisine girdiği bizatihi kendi sesinden öğrenilmektedir.

Bu yaşananlar normal şeyler değildir. Hiç kuşkusuz ortada bir kuşatma çabası, yargıyı etkileme hatta belirleme alışkanlığı vardır ama bu resmi ideoloji muhafızlarının iddia ettiği cihetten değil, bilakis asker-sivil bürokratik yapılanmadan kaynaklanmaktadır. Gazeteci Nazlı Ilıcak'ı, hukuku katlederek verdiği bir karar dolayısıyla "meşhur" Sincan hâkimi Osman Kaçmaz'ı eleştirmek için kullandığı "işgüzar" sıfatı dolayısıyla 11 ay hapse mahkûm edebilen ama darbecilerle gereği gibi hesaplaşmayı beceremeyen bir yargı gerçeği önümüzdedir. Evet, yargı mutlaka bağımsız olmalıdır. Mamafih sadece hükümetten, meclisten değil, öncelikle resmi ideolojik dayatmalardan, Genelkurmay'dan ve tüm otoriter bürokratik yapılanmadan bağımsız olmalıdır. Bu gerçekleşmediğinde yargıya ilişkin görüntü değişmeyecek, ortaya çıkacak manzara militarizmin koyu gölgesi ve keyfilik olacaktır!

ÖZGÜR-DER

Önceki ve Sonraki Haberler