Türkiye’deki Egemen İktidar Yapısının Unsurları

Türkiye’deki Egemen İktidar Yapısının Unsurları

Özgür-Der Beykoz Şubesi’nin ‘Türkiye’deki Egemen İktidar Yapısının Unsurları’ başlığıyla aylık olarak düzenlediği konferansların ilki ‘Sistemin Genel Yapısı ve İşleyişi’ alt başlığı ve Hamza Türkmen’in sunumuyla dernek binasında gerçekleştirildi.

Hamza Türkmen, Özgür-Der Beykoz Şubesi'nin düzenlediği konferanstaki konuşmasına sistemden ne anladığımıza işaret ederek ve sistemi sosyal anlamda insan öbeklerini birleştiren mekanizma olarak tanımlayarak başladı. Sistemlerin üç aşamada ele alındığını; bunların da sırasıyla temel amacı ekonomik büyüme olmayan sanayi öncesi toplum sistemleri, fabrika merkezli sanayi toplumu sistemleri ve asıl belirleyenin teknolojik ve ekonomik kalkınma olduğu sanayileşmeye çalışan toplum sistemleri olduğunu belirtti. Türkmen, sanayi toplumlarının kapitalist ve sosyalist toplum olarak iki şekilde geliştiğini, ilkinde birey teşebbüsünün ikincisinde de devlet teşebbüsünün ön plana çıktığını ancak her ikisinde de kazananlar ile çalışanlar arasında çatışma olduğunu Çin örneğini vererek belirtti ve bu çatışmayı dindirmek için de bu sistemlerin meslek branşlarını oluşturduğuna değindi. Sanayileşmeye çalışan toplumlarda Türkiye örneğini ele alan Türkmen, Türkiye sisteminde TÜSİAD'ın, askerlerin ve Kemalist bürokrasinin temsil ettiği merkez ile büyük ama pasif dindar kesimlerin temsil ettiği çevrenin iktidar mücadelesinin temel ölçütünün 'Türkiye'yi kim daha fazla kalkındıracak?' sorusu olduğunu ifade ederek çevrenin merkezleşme süreci üzerinde yakın geçmişten örnekler verdi.

 

Daha sonra 'batı'nın tanımı üzerinde duran Hamza Türkmen sekülerizmin, din dışılığın, kapitalizmin, tüketime ve hazza dayalı kültürün hakim olduğu sanayi toplumlarının tümüne batı dendiğini belirtti.

 

Türkmen, günümüz Türkiye sistemine nasıl gelindiğini ise Osmanlı'nın batılılaşma serüveninden başlayarak anlattı. Tanzimat Fermanı'nı laikleşme sürecinin başlangıcı olarak niteleyen ve İttihat ve Terakki Partisi'nin Osmanlı'nın yıkılışına kadar olan süreçteki rolüne değinen Türkmen, günümüzde hala etkisini devam ettiren çeteleşme olgusunun da bu süreçte ortaya çıkan Teşkilat-ı Mahsusa'ya kadar dayandığını belirtti ve Türkiye'yi bozulan Osmanlı sisteminin devamı olarak niteledi.

 

Resmi tarihin Milli Mücadele ve 'Kurtuluş Savaşı' olgusunu ve Lozan sürecini dönemin İngiliz Dış İlişkiler Bakanı Lord Curzon'un Türkiye'ye dair politikası, İzmir İktisat Kongresi'nde Mustafa Kemal'in söylediği 'İrticaya, bolşevikliğe karşıyız ve yabancı sermayeye düşman değiliz.' cümlesi ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kimliği ve stratejisi üzerinden sorgulayan Hamza Türkmen, Türkiye sisteminin sorgulamaya açık bu süreçten sonra beş öğeden oluştuğunu ifade etti. Bu beş öğenin de sırasıyla TBMM, Yargı, Çeteler, Sermaye ve Diyanet teşkilatı olduğunu belirtti.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk adının sadece Büyük Millet Meclisi olduğunu ve hatimlerle, mevlitlerle açıldığını anlatan Türkmen, Türkiye isminin sonradan eklendiğini ve birinci meclisten sonra ikinci meclise geçilen süreçte bir nevi darbe yapıldığını, dolayısıyla da darbelerle başlayan bir sistemle karşı karşıya olduğumuzu belirtti. Serbest Fırka'nın (CHP) ise Ermeni tehcirine bulaşmış kadrolarla kurulduğunu ve Osmanlı'yı her alanda dışlayan CHP'nin ilk kadrolarının Osmanlı zamanında olan Ermeni tehcirini ise reddedememelerindeki çelişkiye dikkat çekti.

 

Sistemin yargı boyutunun ise İstiklal Mahkemeleri ile temellendiğini, binlerce insanın sadece İslam'a aidiyet hissettikleri için bu mahkemelerde idam edildiği, dolayısıyla da son derece keyfi bir hukuk anlayışı ile yargının bu sistemde var olduğunu belirterek günümüzde yaşanan yargı darbeleriyle konuyu ilintilendirdi.

 

Hamza Türkmen sistemin sermaye ayağından bahsederken Hindistan ve Mısır'dan gelen yardımlarla İş Bankası'nın kurulmasına, devlet eliyle zenginleştirilen kesimle de sermayedarların oluşmasına ve Rum, Ermeni ve Yahudi sermayedarlara yapılan baskılara değindi.

 

Diyanet teşkilatının ise temelinin 1924'te çıkarılan Şeriye ve Evkaf Kanunu ile atıldığını, halifelik kaldırıldıktan sonra da bugünkü halini alarak din üzerinde kontrol sağlanmasının istendiğini belirtti.

 

Türkmen daha sonra yeni cumhuriyetin hakim unsurlarının subaylar, eşraf ve aydınlar olduğunu fakat bugün ise bunun subaylar, sermaye, bürokratlar ve sermaye güdümlü medya olarak değiştiğini belirtip günümüzde aydınların sermayenin/subayların memuru konumuna düştüğünü dile getirdi.

 

Sistemin Amerika ile olan ilişkilerinin ise sanıldığının aksine Demokrat Parti ile değil Mustafa Kemal'in Roosevelt ile olan mektuplaşmaları ve 1948'de CHP hükümetinin Marshall yardımlarını alması örnekleri üzerinden sistem kurucuları tarafından başlatıldığını belirten Hamza Türkmen, daha sonra Türkiye sisteminde MGK'nın kilit konumuna ve atananlarla seçilmişler arasındaki çarpık ilişkiye değindi.

 

Son olarak sistemin temel yapısı eleştirilmeden ortaya konulacak hiçbir çözüm önerisinin gerçekçi olamayacağını ifade eden Türkmen, sabırla iradeyi kuşanıp, niteliğimizi önemseyerek sistemin çelişkilerini ortaya koymamız gerektiğini belirtti.

 

Yoğun katılımın gözlendiği program konferansın değerlendirmesinin yapıldığı çay ikramı ile son buldu.

 

Ersen Akyıldız / HAKSÖZ-HABER

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler