İlk Müslümanlar ve Sosyo-Ekonomik/Kültürel Durum

Ümraniye’de Özgür-Der Ümraniye Şubesi’nin düzenlemiş olduğu “Öncü Kur’an Neslinin İnşası –Mekke Dönemi” üst başlıklı aylık paneller dizisinde bu ay, “İlk Müslümanların Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Durumları” tartışıldı.

Özgür-Der Ümraniye Şubesinin ayda bir Sabahattin Zaim Kültür ve Eğitim Merkezi'nde düzenlediği aylık paneller dizisinin beşincisi 21 Şubat Cumartesi akşamı gerçekleştirildi. "Öncü Kur'an Neslinin İnşası –Mekke Dönemi" üst başlığı altında gerçekleştirilen panellerin bu ayki oturumuna Kadir Arslan başkanlık yaparken Yılmaz Çakır ve Tuncay Yıldız da "İlk Müslümanların Sosyal, Ekomik ve Kültürel Durumları"nı tartıştılar.

 

Panelin sunumuna dinleyicileri program akışı hakkında bilgilendirmekle başlayan Kadir Arslan Siyer bilgisinin Mekke dönemini konu edinen bölümlerine dikkat çekerek bu döneme ilişkin var olan bilgi eksikliğini eleştirdi. Mevcut durumuyla bu döneme ve öncesine ilişkin kayıtların oldukça yetersiz olduğunu vurgulayan ve Kur'an'ın genel vurgu ve göndermelerinin önemi üzerinde duran Arslan, ayrıca konuya yaklaşımda izlenmesi gereken usule de dikkat çekerek "Aslolan konudan ziyade olguya yaklaşım usulümüzdür." dedi. Arslan konuşmasını şöyle sürdürdü: "Usulümüz yanlış olduktan sonra konunun pek de önemi kalmamaktadır. Mekke dönemine ve bir bütün olarak Siyer'e Kur'an neslinin yeniden inşası perspektifiyle bakmalıyız. Bunu dikkate almadığımızda konu fonksiyonelliğini kaybedip içeriksizleşecektir."

 

Üretilmiş olana iletilmiş olandan hareketle bakmanın gerektiğini belirten Arslan, Mekke'nin cahili bir ortam olduğunu kaydederek, Siyer'e Mekke cahili toplumu ve sistemi içerisinde muhalif bir sosyal grup olan Müslümanların birbirleriyle, sistemle, aileleri ve diğer toplumsal kesimlerle ilişkileri nasıl olmuştu? sorusuyla yönelip onların şahitliğini kavramayı amaçlamamız gerektiğini söyledi. Doğru bir bilinçlenmenin sahih bir bilgilenmeyi gerektirdiğinin altını çizen Arslan, Özgür-Der olarak bu programlardan amaçladıklarının da bu olduğunu ve nitekim üst başlığın da bu hassasiyetle oluşturulduğunu söyleyerek sözü ilk tebliğci Tuncay Yıldız'a verdi.

 

İslam tarihi ve Siyer çalışmalarının Kur'an neslini inşa etme üst hedefine yönelmesi gerektiğinin altını çizerek tebliğine başlayan Tuncay Yıldız, Mekke döneminde Müslümanların sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarını ayrı kategoriler halinde incelemenin zorluklarına dikkat çekti. Döneme ilişkin tarihi kayıtların azlığının zorunlu olarak Kur'an'a yönelmeyi gerekli kıldığını belirten Yıldız, kendisinin de ilgili konular bağlamında Kur'an taraması yaptığını ifade ederek bunu çeşitli başlıklar altında dinleyicilerle paylaştı.

 

Birinci olarak Mekke toplumsal yapısında yerleşik olan sosyal gruplar ve özelliklerine dikkat çeken Yıldız, bu toplumsal yapı içerisinde bir sosyal grup olarak Müslümanların oluşum ve gelişim süreçleri üzerinde özet aktarımlarda bulundu. Her sosyal grubun zihinsel oluşum süreçlerinin söz konusu olduğunu belirten Yıldız, bu dönemde vahyin de ilk olarak müslümanların zihinlerini inşa etmekle işe başladığını ve bununla eş-zamanlı olarak da sisteme dönük eleştirel bir tutum önerip müslümanları sisteme ve dayandığı temellere karşı itaatsizliğe yönelttiğini ve onlara muhalif bir mücadele bilincini aşıladığını söyledi.

 

Vahyin nüzul sürecini yansıtan ayetlerle de bu süreçlere dönük açılımlarda bulunan Yıldız, muhalif bir sosyal grup olarak müslümanların yaşadıkları sistem ve toplumun içinden çıktıklarını, onların dayandığı temel değerlerden ayrıştıklarını ancak toplumla ilişkilerini kesmediklerini kaydetti. Diğer yandan mücadele olgusunun salt ferdi olmadığının da altını çizen Yıldız, Ebu Cehil vb. kimselerin de cahili sistemin değer ve kurumlarını temsil ettiklerini anımsatarak Mekke'de egemen/merkez olarak müşriklerin Darun-Nedve'de kurumsallaştıklarını ve bunlara karşı muhalif bir sosyal grup olarak Müslümanların da çevre niteliğinde olan örgütsel bir birlikteliklerinin bulunduğunu ve bunun Darul-Erkam olduğunu söyledi. Müslümanların bu örgütsel birliktelik içerisinde sistem ve toplumla ilişkilerinin sürmesinin önemi üzerinde duran Yıldız, onların ilke ve taleplerinden vazgeçmeden toplumsal dönüşüm mücadelesinde ısrar etmelerinin ve bu uğurda göze aldıkları bedelde bizim için büyük örneklikler bulunduğunu söyledi. Yine bu direngenlik ve ilkeli birliktelik sonucunda Darul Erkam'ın bir çekim merkezine dönüşüp kısa zaman sonra gündemleşmeye başladığına dikkat çeken Yıldız, Siyer kaynaklarında üzerinde durulan gizlilik olgusunun da zannedilenin aksine iç organizasyondan ibaret olduğunu kaydederek "Kimlik ve mesajda gizlilik yok. Darul Erkam'da müslümanların organizasyonundan herkes haberdar" dedi. Toplumla ilişkilerin de iki nedenle kesilmediğini belirten Yıldız, birinci olarak bunun insanın doğasına aykırı olacağını ve ikinci olarak da kitlelere davette bulunan ve belirli talepleri olan muhalif bir hareketin tabiatına aykırı düşeceğini söyledi. Ayrıca Müslümanların Mekke dönemi boyunca eman kurumu, panayırlar vb. istifade etmesinin de pragmatist-oportünist yaklaşımlarla gelişmediğini kaydeden Yıldız, bundan toplumsal dönüşümün amaçlandığını ve nitekim ilkelerden de kopulmadığını ifade etti. Bu meyanda son olarak uzlaşma olgusu üzerinde de duran Yıldız, her muhalif hareketin bir çekim merkezine dönüşür dönüşmez egemenler tarafından uzlaşma tuzağına çekileceğini kaydederek Mekke'deki ilk Müslümanların da uzlaşma tehdidine muhatap olduklarını ve buna karşı sergiledikleri ilkeli tutumdan dolayı da sistemin boykot, istihza ve iftira politiklarına maruz kalarak sindirilmeye çalışıldıklarını söyledi.

 

Tebliğinin ikinci kısmında Mekke cahili toplumu içerisinde muhalif bir sosyal grup olarak Müslümanların çeşitli vasıfları üzerinde duran Yıldız bunlara dönük çeşitli açılımlarda bulunarak konuşmasını tamamladı. Yıldız'ın maddelendirerek aktardığı vurgular özetle şöyleydi:

 

  • Mekke'de saflar netti; bir maraz olarak nifak bulunsa da sosyal bir grup olarak münafıklar yoktu.
  • Bu dönemde müslümanlar sayıca az ama kararlı ve direngen bir topluluktular. İçlerinde kısmen varlıklı olanlar da vardı.
  • Allah ve Rasulüne bağlı, itaatkâr idiler.
  • Duruşları net ve onurlu bir topluluktular.
  • Sabikun, ashab-ı yemin vb. vasıflandırılarak ilahi övgüye mazhar olmuşlardı.
  • Aile ve akrabalarla ihsan ve ıslah temelli bir ilişki kurmuşlardı. Dini ilkeleri hususunda hiç kimseyle pazarlığa yanaşmıyorlardı.
  • Müslümanların oluşturduğu yapı ve mücadele programları çeşitli kimselerin yanısıra özelikle de gençlik kesimleri içerisinde çekim merkezi oluşturmuştu; hareketin geneli gençlerden oluşuyordu.
  • Savaşa-kıtale bu dönemde başvurmamış, kendilerine yönelen fiziksel saldırılara karşı sabrederek davanın maslahatını nefislerine öncelemişlerdi.
  • Genel toplumsal yapıda okur-yazarlık oranı, eğitim seviyesi düşüktü; onlar Darul Erkam'ın yanı sıra mescitlerde/evlerdeki ders halkalarında bilgileniyor, kültürel altyapı kazanarak donanıyorlardı.
  • Müslümanlar grubunun ekâbir takımı yoktu; aralarındaki ilişkiler statü ve diğer ayrıcalıklara değil, takva ve kardeşlik temeline dayalıydı.
  • Salâtı ikame ediyor, el-Emin vasfına sahip ve ahde vefakâr idiler.
  • Pratiğin fıkhını istişari temelde oluşturuyorlardı; işleri şura ileydi.
  • Aile hayatı ve bu hayatta kadının konumuna ilişkin farklı bir modeli tanıklaştırmayı başardılar.
  • Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker ilkesi onların toplumsal kesimlerle ilişkilerinin temel ekseniydi.
  • Suçu, kötülüğü kişinin doğasından neşet ettiğini düşünmüyor, fiziksel olarak cezalandırmaya girişmiyorlardı; bunları arızi bir durum olarak algılayarak insana değer veriyor ve suçun, kötülüğün kaynaklarına eğiliyorlardı.
  • Ehl-i Kitap unsurlarıyla sınırlı irtibatları vardı ve bu temaslarında da uzlaşmacı ve yıkıcı değil, davetçi ve yapıcıydılar.
  • Laubali değil, mütevazıydiler; boş iş ve uğraşlardan uzaktılar.
  • Adab-ı muaşerette özgün ve muhalif bir duruşa sahiptiler.
  • İnsani ilişkilerde farklılıkları önemsiyorlardı; seçkinci değil ama seçici idiler; muhataplarının kültürel konumu ve algı düzeylerine hitap etmeyi başarıyorlardı...

 

İkinci konuşmacı olarak söz alan ve tebliğini vakıayla irtibatlı bir tarzda sunan Yılmaz Çakır, konuşmasının önemli bir kısmında Siyer bilgisinin kaynakları, bir öğrenim metodu olarak 10 ayet meselesi, Mekke'deki Müslüman grupta gençlerin yeri ve niteliği, yeni nesil inşa çabası vb. konu ve kavramların niteliğine dönük saptamalarda bulundu.

 

Bu meyanda Siyer okumalarında geleneksel kaynaklara karşı geliştirilen yaklaşımların ölçüsüzlüğüne dikkat çeken Çakır, her dönemin ve şartların kendisine özgü ihtiyaçlarının bulunduğunu hatırlatarak bunları karşılama imkanlarının da bugüne oranla az olduğunu söyledi. Siyer bilgisini artısıyla eksisiyle derleyip sonraki kuşaklara aktaran insanları da kendi dönemleri ve şartları içerisinde tahlil etmenin adil olacağını kaydeden Çakır, İbn-i Hişam ve Taberi'nin Siyer ve tarih alanında verdikleri eserlerdeki sorunlu kayıtlara dönük eleştirilerin çoğu zaman vasatı aşarak tamamen önemsizleştirmeye dönüştüğünü belirterek oysa doğrusuyla-yanlışıyla bu kayıtlar olmadan sağlıklı bir değerlendirmenin imkânının da olamayacağını söyledi. Tarihçinin tarihi bilgiyi kendi mantalitesinden hareketle kurgulamasının sorunlara yol açacağını da kaydeden Çakır, geleneksel Siyer ve tarih eserlerini yazan insanların çoğunun ise nesnel vakıa bilgisini aktarmaya çalıştıklarını belirtek bunun önemine dönük saptamalarda bulundu.

 

İbn-i Mesud kanalıyla bugüne ulaşan ve oldukça da aktüel boyutları olan "Biz on ayeti kavrayıp amelleştirmeden başka ayetleri okumaya yönelmezdik" rivayetinin fonksiyonelliğini irdeleyen Çakır, bunun bilgiyi amelleştirme bağlamında anlamlı olduğunu ancak bir öğrenim sistemi olarak bugüne hitap edemeyeceğini ifade etti. Vahyin zaten ilk Müslümanların pratik sorunlarına bağlı olarak parça parça indiğini ve onlara bu tarz bir okuma-öğrenimi kolaylaştırdığını belirten Çakır, bugün ise elimizde tamamlanmış ve mushaflaştırılmış olan bir Kitab'ın bulunduğunu, karşılaştığımız sorunların ise farklı okumaları ve ayet gruplarını öncelememizi gerektirdiğini; bunların seçiminde ise uzlaşmanın neredeyse imkânsız olduğunu söyledi. 10 ayet önermesinin kendisiyle birlikte getireceği atomik okuma ve parçacı algı riskine de dikkat çeken Çakır, sonuç olarak bu tarz öğrenim metodunun sahabenin kendi şartları içerisinde güzel bir örneklik olduğunu ancak bizim vakıamızda fonksiyonellik değerinin olamayacağını ifade etti.

 

"Yeni nesil inşası" söylemi ve "gençlik hareketi" kavramlaştırmasının da özü itibariyle modernist olduğunu belirtip "Modernite, yeni nesil inşa etmede gençliğe/gençlere atfı önemli kılmıştır." diyen Çakır, biraz da Sosyalizmin etkisinde kalınarak "gençlik hareketi" kompleksiyle bunun İslamileştirilmeye çalışıldığını söyledi. Vahyin erkeğiyle kadınıyla, genci ve yaşlısıyla tüm yaş gruplarına hitap eden yapısına dikkat çeken Çakır, müslümanların kuşatıcı olmayı ilke edinmeleri gerektiğini, öncü Kur'an neslini inşa vurgusunun diğer toplumsal katmanları ve dini kesimleri bir tür küçümseyip aşağılamayı getirmemesi gerektiğini ve bunun öncü kadroların üretilmesine tahvil edilmesi gerektiğini söyledi.

 

Tebliğinin geriye kalan kısmında Mekke'deki sosyal yapı üzerinde duran Çakır, sınıfsız toplumun kimilerince ideal olsa da nihai düzlemde hayal olduğunu belirterek Mekke toplumunun da sınıfsal bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Mele/mutref-müstazaf, hürler-köleler vb. sınıfları ve vasıflarına Siyer'den hareketle örnekler veren Çakır, Darun-Nedve, Darul Erkam vb. de bu sınıfların kurumsal uzantısı olduğunu söyledi. Mekke toplumu ve sisteminde sosyo-ekonomik çatlaklıkların da bulunduğunu kaydeden Çakır, Kur'an'nın bunu eleştirdiğini; çatlaklıkların Kur'an'ın soluğuyla ayrılık ve parçalanmaya dönüşmek yerine tevhid-adalet ve kardeşlik temelinde dönüştürülüp bütünleştirilmeye çalışıldığını ifade etti. Mekke'deki elitist yapının ise ayrılıkçı olduğunu vurgulayan Çakır, Müslümanların kardeşlik söyleminin bunu sarstığını ifade ederek elitistler açısından ilişkilerin değer ve kazanım değil, tevarüs temelli olduğunu; aynılaşmanın da farklılaşmanın da ölçülerinin atalardan devralınan unvanlara ve statüye göre şekillendiğini, Müslümanların ise değer temelli bir birliktelik ve yaklaşımı örneklediklerini söyledi.

 

Müslümanların aile, akraba ve çeşitli toplum kesimleriyle mümkün olduğunca ilişki halinde olduklarını da hatırlatan Çakır, onların hayatın içinde olarak işlerinde güçlerinde olduklarını, ter döküp yorulduklarını; geceleri gerek ferdi olarak ve gerekse de bir araya gelerek kendilerini eğitmeye çalıştıklarını ve bütün bunların da "melek sahabe" tasavvurunu parçalayıp sürdürülebilir bir örnekliği aşılaması açısından önemli olduğunu söyledi. Yine Müslümanların vahyi mesaj sonucunda toplum değerlendirmelerinde ölçülü oldukları gibi vahyin ve önlerindeki fiili önderliğin onlara tarihe yaklaşımlarında da adil bir perspektif aşıladığını kaydeden Çakır, onların "atalar dini"ne karşı olmakla birlikte atalardan gelen marufu da sahiplenici tutumlarının tepkisellikten uzak bir örnekliği ihtiva ettiğini ve dolayısıyla geleneğin onlar için nötr bir kavram olarak algılandığını ifade etti. Bu meyanda modern ve modernist kavramlarına dönük saptamalarda da bulunan Çakır, bu kavramların günah keçisi ilan edilmemesi gerektiğini, nitekim ortaçağda muvahhid Hristiyanların ortaya koydukları tez ve çabaların da dönemin egemenlerince modernizm olarak nitelendirildiğini ve ıslahçı tutumun geleneği de, modernizmi de münker boyutunda reddederken maruf boyutlarını da sahiplenmeyi gerektirdiğini söyledi.

 

Son olarak da Mekke'nin coğrafik yapısı konusunda sağlıklı bir tasavvura sahip olmanın önemi üzerinde duran Çakır, Mekke'nin herhangi bir imparatorluğa bağlı olmayan, yönetsel bir meclisi bulunan, kendisine bağlı irili ufaklı köyleri olan ve kültürel çeşitlilikler barındıran bir site devleti, kozmoplit bir yapı niteliğini yansıttığını; özellikle de tarıma dayalı olmayan ve ticaret şehri niteliğini arz eden yapısının Müslümanların da durumuna katkılarının olabileceğini belirterek bu alana dönük sağlıklı, bütüncül ve derinlikli çalışmalara olan ihtiyaca vurgu yaparak sunumunu tamamladı.

 

15 dakikalık bir aranın verildiği panel, dinleyicilerin interaktif olarak katıldıkları ikinci bölümdeki katkı ve sorularının konuşmacılar tarafından cevaplanmasına müteakiben sona erdi.

 

Haşim Ay / HAKSÖZ-HABER

 

 

 

Özgür-Der Ümraniye Şubesinin "Öncü Kur'an Neslinin İnşası – Mekke Dönemi" üst başlığıyla sürdürdüğü aylık panlelerin altıncısı 21 Mart, 2009 tarihinde gerçekleştirilecek. "Cahili Sistemin Baskısı, Şahitlik ve Gizlilik" konulu bu panelin konuşmacıları Sıddık Beyazyüz, Musa Üzer, Müçteba Göç olacak inşallah.

Etkinlikler Haberleri

“Nureddin Zengi ve Kudüs”
"Uluslararası Büyük Oyunun Yeni Sahnesi Suriye"
“İslami Kimlik ve Gündem”
"28 Şubat'tan 15 Temmuz'a Darbelerin Anatomisi"
Küçükçekmece'de “İslami Şahsiyetin İnşası” Semineri